“Almanlar birey olmayı başardılar ama birlikte yalnız kalmayı göze aldılar.”
— Anke Domscheit-Berg, Alman Milletvekili
Almanya denince akla genelde disiplin, düzen, işleyen bir sistem gelir. Hatta sosyal devlet yapısıyla övülür. Ama bu düzenli sistemin içinde pek konuşulmayan bir sessizlik büyüyor: yalnızlık. Pat diye ortaya çıkmadı. Sessizce yerleşti. Evlerin, sokakların, ilişkilerin içine sızdı. Şimdi hem kişisel mutluluğu hem de toplumsal dayanışmayı tehdit ediyor.
Aslında Almanya bu konuyu Batı Avrupa’daki pek çok ülkeden daha geç ciddiye aldı. Ama son 10 yılda artan veriler ve kamuoyu baskısı sayesinde artık yalnızlık, ülke çapında masaya yatırılıyor.
Almanya’da Yalnızlık: Genel Bir Bakış
Almanya’da yalnızlık özellikle üç grup içinde dikkat çekici şekilde artıyor: gençler, yaşlılar ve göçmenler.
Bazı veriler şöyle:
- Nüfusun yaklaşık %20’si kendini sürekli yalnız hissediyor.
- 18–29 yaş grubunun %35’i, düzenli olarak yalnızlık hissediyor.
- 65 yaş üzerindekilerin %22’si sosyal destekten yoksun.
- Her üç evden biri, tek başına yaşayan bir bireye ait.
Pandemi bu tabloyu daha da ağırlaştırdı. Sosyal mesafeler, evden çalışma, kapanmalar… Hepsi yalnızlık duygusunu daha görünür hale getirdi.
Ama esas mesele şu: Yalnızlık Almanya’da sessizce büyüyen bir yabancılaşma. İnsanlar yan yana ama birbirine değmeden yaşıyor.
“Einsamkeit”: Yalnızlığın Almancası
Almanca’daki “Einsamkeit” kelimesi, yalnızlıktan çok daha derin bir anlam taşıyor. İçinde ayrılık, izolasyon, yabancılaşma var.
Ve bu yabancılaşma birçok seviyede yaşanıyor:
- Komşular arasında kopukluk: Aynı apartmanda oturup birbirinin adını bilmeyenler.
- Göçmenlerde aidiyet krizi: Ne tam Almanca ne tam ana dillerinde kendilerini ifade edebiliyorlar.
- Aile bağlarında zayıflama: Özellikle yaşlılar, çocuklarından giderek uzaklaşıyor.
- Soğuk şehir hayatı: Büyük şehirler insanı kalabalıklar içinde bile yalnız bırakabiliyor.
Almanya’da bu duruma “gizli yalnızlık” (versteckte Einsamkeit) deniyor. Çünkü insanlar yalnız olduklarını kabul etmiyorlar. Damgalanma, “zayıf” görünme korkusu, başarısızlık hissi… Hepsi bu sessizliği büyütüyor.
Vaka 1 – Jens, 34 Yaşında, Berlin
“Her sabah işe gidiyorum, akşam eve dönüyorum. Binamda 16 daire var ama kimseyi tanımıyorum. Annem 400 km ötede. Babamla görüşmüyoruz. Bazen günlerce göz teması kurmadan yaşadığımı fark ediyorum.”
Jens, Berlin’de yaşayan bir yazılım mühendisi. Hayatında her şey yolunda gibi: iş var, gelir var, merkezi bir konumda modern bir evde yaşıyor. Ama sosyal bağları yok. Ailesiyle arası zamanla soğumuş. “Yalnız mısın?” diye sorulduğunda “yoğunum” diyor. Oysa geceleri yalnızlıktan içki içerek uyuyabiliyor.
Ve Almanya’da Jens gibi binlerce kişi var. Sosyal açıdan izole, ama dışarıdan bakınca her şey “normal” gibi. Bu durum zamanla duygusal uyuşmaya neden oluyor. İnsanlar duygu paylaşmaktan uzaklaşıyor, bağ kurmak zor geliyor. Yani işleyen bir hayat, ama içten içe çürüyen bir yalnızlık.
Yalnızlık ve Sağlık: Sessiz Bir Tehdit
Yalnızlığın sadece ruh halini değil, fiziksel sağlığı da etkilediği bilimsel olarak kanıtlandı. Örneğin 2017 yılında yapılan bir çalışmada şu bulgular ortaya çıktı:
- Kalp-damar hastalıklarında artış
- Uyku sorunları, depresyon ve anksiyete yükseliyor
- İntihar riski yalnız bireylerde iki kat fazla
- Yalnız bireyler daha sık sağlık hizmeti alıyor ama etkisi düşük kalıyor
Almanya Federal Sağlık Bakanlığı, yalnızlığı psikosomatik hastalıkların tetikleyicisi olarak kabul ediyor. Özellikle yaşlılarda yalnızlık, bilişsel gerileme ve demansla da ilişkilendiriliyor.
Kimler Daha Yalnız?
* Genç Yetişkinler (18–35 yaş)
Pandemi sonrası yalnızlık bu yaş grubunda hızla arttı. Üniversite için şehir değiştirenlerde sosyal bağlar zayıf.
* Orta Yaş (40–60 yaş)
İş stresi, boşanmalar ve aile içi kopmalar bu dönemi yalnızlaştırıyor.
* Yaşlılar (65 yaş üstü)
Yaklaşık 2,5 milyon yaşlı tek başına yaşıyor. Dul kalan kadınlar arasında yalnızlık oranı daha yüksek.
* Göçmenler
Dil ve kültür farkı yalnızlığı daha da derinleştiriyor. Göçmen gençler hem Alman toplumuna hem de kendi aile kültürlerine yabancılaşabiliyor.
Vaka 2 – Emine Teyze, 68 Yaşında, Hamburg
“40 yıl bu ülkede çalıştım. Temizlik yaptım, vergi ödedim, çocuk büyüttüm. Şimdi yalnızım. Çocuklar evli, torunlar Almanca konuşuyor. Beni dinleyen yok.”
Emine Teyze, 1970’lerde Türkiye’den Almanya’ya işçi olarak gelenlerden. Eşi vefat etmiş. Oğulları başka şehirlerde, kendi aileleriyle meşgul. Onlarla haftada bir görüntülü görüşüyor. Ama onun için dokunulmak, birinin gözünün içine bakmak çok daha kıymetli.
Hamburg’daki bir sosyal merkezde zaman geçiriyor ama çoğu Alman. “Konuşamıyorum” diyor. Ve ekliyor: “Yalnızlık, anlatamadığın dilde yaşamak. İnsan zamanla kendi iç sesini bile kaybediyor.”
Emine Teyze gibi binlerce yaşlı göçmen, iki dil arasında ama hiçbirine tam ait olmayan, görünmeyen yalnızlıklar yaşıyor.
Ne Yapılıyor?
Almanya henüz İngiltere gibi bu konuda kapsamlı bir ulusal stratejiye sahip değil. Ama adımlar atılıyor:
- “Zusammen gegen Einsamkeit” (Yalnızlığa karşı birlikte) kampanyası başlatıldı.
- Gençlerle yaşlıları bir araya getiren sosyal projelere destek veriliyor.
- Belediyelerde “Miteinander” projeleriyle mahalle bağları güçlendiriliyor.
- Yaşlılar için gönüllü arkadaşlık programları yaygınlaştırılıyor.
Ancak bu çalışmalar genellikle yerel düzeyde kalıyor. Ulusal düzeyde yalnızlığı izleyen bir sistem yok, sağlık sistemine entegrasyonu sınırlı.
Türkiye Ne Öğrenebilir?
Almanya’nın deneyimi Türkiye için önemli dersler barındırıyor.
* Neleri dikkate almalıyız?
- Yalnızlık bir anda değil, yavaşça yayılır. Geç kalmadan önlem almak gerek.
- Şehirleşme sosyal bağları zayıflatır. Mahalle kültürünü canlı tutmalıyız.
- Göçmenler ve yaşlılar daha savunmasız. Onlara özel çözümler üretmek şart.
* Türkiye’nin Avantajları:
- Aile bağları hâlâ daha güçlü.
- Komşuluk ilişkileri daha sıcak.
- Ortak dil, ortak kültür iletişimi kolaylaştırıyor.
- STK’lar ve belediyeler hızlı aksiyon alabilecek kapasitede.
Eğer “soğuk yalnızlık” dediğimiz bu modele ilerlemek istemiyorsak, sosyal bağlarımızı korumaya bugünden başlamalıyız.
Yalnızlık Sessizdir, Ama Derindir
Almanya’da insanlar kurallara uyar, sistem tıkır tıkır işler. Ama o düzenin içinde bir insanın sesini duymak bazen çok zordur. Çünkü yalnızlık burada sessiz yaşanır. Bağırmaz. Sızar.
- Kalabalık sokaklarda göz göze gelmeyen insanlar,
- Asansörde selam vermeyen komşular,
- Otomatik açılan ama kimsenin “hoş geldin” demediği kapılar…
İşte yalnızlık burada saklanır. Görünmez ama hissedilir.
Yarınki yazı dizimizde Japonya’ya gidiyoruz.
Robotların dost, kedilerin evlat yerine geçtiği;
Yaşlıların yalnız öldüğü, gençlerin odalarından çıkmadığı;
Ve “hikikomori”lerin yaşadığı bir ülkeye…
Ama bugünden hatırlayalım:
Yalnızlık bir sorun gibi yaşanmazsa, bir gün sessizce bütün toplumu içine çeker.