ARAP DÜNYASINDA YALNIZLIK: KALABALIK AİLELERDE SESSİZ ÇÖKÜŞ

“Savaş sadece şehirleri yok etmez. İnsanların birbirine olan güvenini, bağlarını, hatta sesini de alır.”
Nawal El Saadawi, Mısırlı Yazar

Arap dünyası, uzun yıllar boyunca topluluk ruhuyla ayakta kaldı. Büyük aileler, kuşaklar arası bağlar, kalabalık sofralar ve o misafirlik kültürü… Bunlar, bu coğrafyanın sosyal dokusunun temel taşlarıydı. Ama son yirmi yılda bu dokuda derin çatlaklar oluştu. Savaşlar, göçler, kültürel kırılmalar, modernleşmenin baskısı ve işsizlik gibi zorluklar toplumun omurgasını sarstı.

Ve bu sarsıntının ortak bir sonucu var: Yalnızlık. Ama bu yalnızlık, bildiğiniz türden değil.
Burada mesele tek başına yaşamak değil.
Yalnız bırakılmak.
İçine kapanmak değil, bağlardan koparılmak.
Bu bireysel değil, topluca hissedilen bir yalnızlık.

Yalnızlık: Sessiz ama Derin Bir Kriz

Arap ülkelerinde yalnızlık çok sık konuşulan bir konu değil. Konuşmak neredeyse “ayıp” sayılıyor; zayıflık, eksiklik ya da inançsızlık gibi görülüyor. Bu yüzden rakamlar az. Ama yaşananlar her şeyi anlatıyor: Savaşlar, göçler, şehir hayatı ve ekonomik bunalımlar, toplumda görünmeyen ama güçlü bir yalnızlık dalgası yaratıyor.

 Gözlemler Ne Diyor?

  • Mülteci kadın ve gençlerin %70’i yalnızlık, değersizlik ve yönsüzlük hissediyor.
  • Savaş sonrası parçalanan ailelerde yaşlılar ve kadınlar sosyal çevrelerinden kopmuş durumda.
  • Üniversite mezunu genç erkeklerin üçte biri işsiz; bu da depresyon riskini artırıyor.
  • Körfez ülkelerinde çalışan göçmen işçilerin çoğu yaşlandıklarında yalnız kalıyor.
  • Hatta aynı evde yaşayan insanlar bile birbirlerine duygusal olarak uzak.

Yani mesele şu: İnsanlar kalabalığın içinde bile görünmez hale gelmiş durumda.

Neler Bu Yalnızlığı Derinleştiriyor?

 Savaş ve Göç

Suriye, Irak, Yemen, Libya… Bu ülkelerdeki savaşlar sadece binaları değil, toplumun temelini yıktı. Göç edenler hem geldikleri yerde yabancı, hem de kendi kimliklerine uzak hale geldi.

 Aile Yapısındaki Çöküş

Savaş ve krizler, ailelerin parçalanmasına neden oldu. Babasını kaybeden çocuklar, dul kalan kadınlar, yalnız kalan yaşlılar… Bu yalnızlık, sadece sosyal değil, aynı zamanda duygusal ve psikolojik bir çöküş.

 Modernleşme ile Gelen Yabancılaşma

Kentleşme, bireyselleşme ve Batı’dan etkilenen yaşam tarzları, geleneksel bağları gevşetti. Özellikle Körfez’de gençler ile yaşlılar arasında kültürel kopukluk arttı. Herkes yalnız, ama kimse bunu konuşamıyor.

Vaka: Meryem, 42 Yaşında, Suriyeli Mülteci – İzmir

“Eşim savaşta öldü. Ailem Halep’te kaldı. Türkçe bilmiyorum. Çocuklarım okula gidiyor ama ben günlerdir kimseyle konuşmadım. Evdeyim ama yok gibiyim.”

Meryem, Türkiye’ye gelen binlerce Suriyeli mülteciden biri. Sadece bir dul kadın değil; aynı zamanda bir anne, bir hayatta kalma savaşçısı. Ama sosyal olarak tamamen yalnız. Konuşabileceği kimse yok. En büyük travması, artık “görünmez” olduğunu hissetmesi.

Ve ne yazık ki, Arap dünyasında Meryem gibi binlerce kadın var. Sessiz, anlatamayan, anlatmaya cesaret edemeyen…

Gençler Arasında Yalnızlık: Sessiz Çığlıklar

Gençler “yalnızım” demiyor, ama söyledikleri her şey bunu anlatıyor:

 “Kendimi işe yaramaz hissediyorum.”
 “Ailem beni hiç anlamıyor.”
 “Kimseyle gerçek bağ kuramıyorum.”
 “Gelecek mi? Sanki benim için yok.”

İşsizlik, baskı, hayal kırıklığı… Gençler çıkış yolu arıyor ama çoğu yol ya kapalı, ya çok pahalı, ya da hayal.

Vaka: Ahmed, 24 Yaşında, Ürdün – Amman

“Benim yaşımda hayal kurmak gerekirdi. Ama ben sadece günü geçirmeye çalışıyorum. Arkadaşlarım yurt dışına gitti. Ailemle aynı evdeyiz ama farklı dünyalarda gibiyiz.”

Ahmed üniversite mezunu ama işsiz. Hayatı dijital içerik tüketerek geçiyor. Kimseyle bağ kurmuyor. Ne yakın çevresi, ne ailesi onu anlıyor. İçine kapanıyor.
Bu tür yalnızlık, bazen patlayabilir, bazen sessizce sönüp gider. İkisi de tehlikeli.

Yalnızlığa Karşı Neler Yapılıyor?

Devletler düzeyinde neredeyse hiçbir şey yapılmıyor. Yalnızlık hâlâ “konuşulmayan” bir mesele.

* Genel Durum:

  • Yalnızlık genellikle görmezden geliniyor.
  • Ruh sağlığı hâlâ tabu.
  • Yalnız kadınlar damgalanıyor.
  • Gençler ya “tembel”, ya da “asi” olarak etiketleniyor.
  • Yaşlılar kaderine terk ediliyor.

* Ama umut var:

  • Tunus ve Lübnan’da bazı STK’lar psikolojik destek sağlıyor.
  • Ürdün’de mültecilere yönelik sosyal programlar artıyor.
  • Körfez’de yaşlı ziyaret programları başladı.
  • Arap gençler sosyal medya üzerinden destek toplulukları kuruyor.

Ama tüm bu girişimler hâlâ dağınık ve yerel. Sistemi dönüştürecek kapsamda değiller.

Türkiye Bu Tablodan Ne Öğrenebilir?

Türkiye, Arap dünyasının bir parçası değil ama tam da sınırında. Özellikle Suriyeli mülteciler, genç işsizlik ve kültürel dönüşümlerle yaşanan sıkışma göz önüne alındığında, bu yalnızlık tablosundan çıkarılacak çok ders var.

 Türkiye İçin Öneriler:

  • Mültecilerin yalnızlığı görünür hale getirilmeli.
  • Kadınların yalnızlığına dair damgalayıcı söylemlerle mücadele edilmeli.
  • Gençler için dayanışma ağları kurulmalı.
  • Yalnızlık, dinden ya da gelenekten bağımsız şekilde konuşulabilir hale getirilmeli.
  • Belediyeler, STK’lar ve okullar bu konuda aktif rol almalı.

Kalabalıklar Yalnızlığı Gidermiyor

Arap toplumlarında yalnızlık çoğu zaman inkâr edilir. Ama yüzleşince tablo çarpıcıdır:

  • Kalabalık sofralarda sessiz kalan yaşlılar,
  • Göçle parçalanmış kadınlar,
  • Umutsuz gençler,
  • Bayramda gözleri dolan insanlar…

Yalnızlık burada sadece bireysel bir acı değil; kültürel bir kırılma, politik bir sessizlik ve aidiyetin yitimi.

 Yarın: Türkiye’ye geliyoruz.
9. Gün – Türkiye’de Yalnızlık
 Aynaya bakacağız: Bizde kim yalnız?
 Kime yalnızlık yakıştırılmaz ama aslında en çok o mu yalnız?
 Bu sessizliği birlikte nasıl duyarız?

 Kapanışta:
8 Ülkenin Kıyaslaması & Türkiye İçin Politika Önerileri geliyor.

 Yolun burasında, yalnızlık artık sadece bir his değil. Bir toplumsal gerçeklik. Ve onu ancak birlikte görünür kılabiliriz.

Yorum bırakın