1 – İKLİM: REKOR SICAKLIKLAR VE 1,5 °C BARAJININ AŞILMASI

2026’ya Girerken İklim Krizinin Gölgesinde Bir Dünya

Yeni yıla girerken dünyanın gündeminde yine aynı yakıcı mesele var: iklimsel bozulma. Son on yılda yapılan bilimsel uyarılara, yürürlüğe giren uluslararası protokollere ve hayata geçirilen çevre politikalarına rağmen, gezegenimiz sıcaklık artışını durdurmakta başarısız oldu. Bunda sadece siyasileri suçlamak doğru değil. İnsanlarında hataları var.

2024’te, ortalama dünya sıcaklığının 1,5 °C eşiğini ilk defa aşması, ciddi bir dönüm noktasıydı. Uzmanların “geri dönüşü güç olayların başlangıcı” olarak nitelendirdiği bu kritik sınır, artık olağan hale gelmeye başladı. Ben 2026 yılında da bu kritik eşiğin aşılacağını öngörüyorum.

Dünya Meteoroloji Örgütü ve İngiltere Meteoroloji Kurumu gibi önemli kurumların analizleri, 2025–2029 arasında bu sınırın birden fazla defa geçileceğini söylüyor. 2026 öngörüleri ise, sanayi öncesi dönemle karşılaştırıldığında sıcaklık farkının 1,46 °C’ye ulaşabileceğini gösteriyor. Bu da artık 1,5 °C hedefinin geçici değil, kalıcı bir tehdit haline gelebileceğini işaret ediyor.

Bu makalede, 2026’nın en acil çevresel başlıklarından biri olan bu eşiğin aşılmasının olası etkilerini, dünya çapındaki siyasi ve çevresel sonuçlarını, ayrıca Türkiye’nin COP31 zirvesine ev sahipliği yapacak olmasının getirdiği yükümlülükleri konuşacağız.

Sınır Aşıldı, Dünya Tepkisini Gösteriyor

 1. Bilim Ne Söylüyor?
WMO’nun 2025 ile 2029 arasını kapsayan tahminleri, iklim krizinin artık soyut bir varsayım değil, yaşanan bir gerçek olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Bu dönem boyunca en az bir senenin 2024’ten daha sıcak geçmesi ihtimali %80. Ortalama sıcaklığın 1,5 °C bandını aşması ise %70 ihtimale sahip.

Daha dikkat çekici bir veri: Bu dönemde herhangi bir yılın %86 oranında bu eşiği geçeceği bekleniyor.

İngiliz Meteoroloji Kurumu ise 2026 yılı için 1850–1900 aralığındaki sanayi öncesi seviyelere göre 1,34 ila 1,58 °C arasında bir sıcaklık farkı öngörüyor. Bu sadece sıcaklıkla ilgili değil; sağlıktan gıdaya, güvenlikten ticarete kadar pek çok alanı ilgilendiren ciddi bir dönüşüm anlamına geliyor. Kısa bir not olarak özellikle soğuk zincir ile taşıması yapılan gıdaların tehlike de olduğunu ifade edebilirim.

 2. COP31: Türkiye’nin Liderlik Testi
Antalya’da düzenlenecek COP31, Türkiye açısından sadece önemli bir etkinlik değil, aynı zamanda uluslararası alanda bir sorumluluk sınavı. Türkiye, bu zirvede Avustralya ile beraber küresel iklim mücadelesinde uzlaşı sağlamak için öncü bir görev üstlenecek.

Bu süreçte Türkiye’nin iklim planlarını tekrar gözden geçirmesi bekleniyor. COP31’de ülkelerin yeni ve daha güçlü Ulusal Katkı Beyanları (NDC) sunması öngörülüyor. Bu beyanların içeriği ve ne kadar uygulanabilir oldukları, Paris Anlaşması hedeflerine ulaşmada belirleyici olacak.

 3. 1,5 °C Sınırının Aşılması Ne Getirir?
Uzmanlar, 1,5 °C sınırının geçici bile olsa aşılmasının bazı etkilerinin geri alınamayabileceğini ifade ediyor. Bunların başlıcaları şöyle:

  • Aşırı sıcaklık olayları: 2023 ve 2024’te yaşanan aşırı sıcaklar, orman yangınlarına, sağlık tehditlerine ve enerji talebinde ani artışlara neden olmuştu. Bu tür olayların 2026’da daha yoğun yaşanması bekleniyor.
  • Şiddetli yağış ve su taşkınları: Artan nem, çok kısa sürede yoğun yağışların düşmesine yol açıyor. Bu, özellikle altyapısı zayıf şehirlerde büyük yıkımlara neden olabilir.
  • Gıda güvenliği tehlikesi: Tarımda beklenen verim kaybı, fiyatların fırlamasına ve bazı bölgelerde açlık krizlerinin büyümesine neden olabilir.

3 KRİTİK TEHDİT: Geleceğin Kırılma Noktaları

 Tehlike 1: Doğal Yaşamın Çöküşü ve Türlerin Kaybı
1,5 °C sınırının geride kalması, özellikle savunmasız ekosistemler (kutup bölgeleri, resifler, yağmur ormanları) için büyük bir tehdit oluşturuyor. Bu bölgelerdeki canlı çeşitliliğinde büyük kayıplar olabilir. Örneğin, arı popülasyonlarındaki düşüş bile tüm tarım sistemini riske atabilir.

 Tehlike 2: Zorunlu Göçler ve Toplumsal Gerginlikler
Yükselen sıcaklıklar, kuraklık ve okyanus seviyesindeki artış milyonlarca insanı göçe zorlayabilir. Bu durum hem ülke içi hem de uluslararası düzeyde hareketliliği artırarak politik istikrarsızlıkları tetikleyebilir. Özellikle Orta Doğu, Afrika ve Güney Asya gibi kırılgan bölgelerde etkisi büyük olabilir.

 Tehlike 3: Ekonomik Dengesizlikler ve Enerji Krizleri
Enerji tüketimindeki ani artış, mevcut sistemlerin zorlanmasına neden olabilir. Bu da hem fiyatları yükseltir hem de arz-talep dengesini bozar. Tarım, inşaat ve turizm gibi iklimle doğrudan bağlantılı alanlarda ekonomik zararlar yaşanabilir. Finans sektörleri de iklim kaynaklı büyük olaylara karşı kırılgan hale gelebilir.

Isınan Geleceği Soğutmak Mümkün mü?

2026 yılı, iklim felaketlerine karşı sadece uyarıların değil, eylemlerin zorunlu hale geldiği bir döneme işaret ediyor. 1,5 °C sınırının defalarca aşılması, dünyanın daha kırılgan bir döneme girdiğini gösteriyor.

Paris Anlaşması’nın başarısı yalnızca sayısal hedeflere ulaşmakla değil, aynı zamanda bireylerden hükümetlere kadar herkesin birlikte hareket etmesiyle mümkün olacak.

COP31 gibi zirveler bu birlikteliğin ölçüleceği yerler olacak. Ancak gerçek değişim, ülkelerin kendi içlerinde alacağı kararlarda ve toplumun günlük alışkanlıklarında başlayacak.

Fosil yakıtlardan uzaklaşmak, temiz enerjiye yönelmek, ormansızlaşmayı önlemek ve sürdürülebilir yaşamı teşvik etmek gibi adımlar artık ertelenemez.

Unutmamalıyız ki, iklim kriziyle mücadelede kaybedilen her yıl, telafisi olmayan sonuçlara bizi biraz daha yaklaştırıyor. 2026, sadece bir yıl değil—ya büyük bir felaketin ya da toplu bir uyanışın başlangıç noktası olabilir.

Yorum bırakın