3 – GIDA GÜVENCESİ VE SÜRDÜRÜLEBİLİR TARIM: KRİZ DOLU BİR DÜNYADA SOFRALARIMIZI NASIL KORURUZ?

Gıda Güvencesi Artık Sadece Açlıkla Değil, Gelecekle de İlgili

  1. yüzyılın bu döneminde, insanlık yalnızca teknolojiyle değil, tarımsal üretimle de büyük bir sınavdan geçiyor. Açlık sorunu artık yalnızca gelişmemiş ülkelerle sınırlı değil. İklim değişikliği, su kaynaklarındaki daralma, savaşlar, pandemi sonrası toparlanamayan sistemler ve ekonomik çalkantılar nedeniyle gıda güvenliği küresel bir acil duruma dönüşmüş durumda.

2026’ya yaklaşırken, dünya genelinde milyonlarca insan, ciddi düzeyde açlık tehlikesiyle karşı karşıya. COVID-19’un ardından toparlanamayan gıda zincirleri, iklim değişiminin etkisiyle yaşanan kuraklıklarla daha da kırılgan hale geldi. FAO’nun verilerine göre, dünya genelinde tarımda kullanılan tatlı su oranı %72’ye ulaşmış durumda—bu da hem suyu hem de tarımsal üretimi tehlikeye atıyor.

Türkiye gibi iklimsel olarak hassas ve tarıma dayalı ülkelerde, bu tehdit sadece kırsal alanları değil, şehirdeki sofraları da ilgilendiriyor. Çiftçi sayısındaki düşüş, artan ithalat, iklim kaynaklı üretim sorunları ve kontrolsüz şehirleşme, gıda sistemimizin sürdürülebilirliğini zorluyor.

Bu yazıda, 2026 itibarıyla hem küresel hem Türkiye ölçeğinde gıda güvenliğini etkileyen temel sorunları, tarım-su ilişkisinin önemini, kadınların tarımdaki yerini ve sürdürülebilir uygulamaları ele alacağız.

Küresel Kriz Sofralara Yaklaşıyor

1. Su ve Tarım Arasındaki Kırılgan İlişki

FAO’nun 2026 raporu, kişi başına düşen yenilenebilir su miktarının son 10 yılda %7 azaldığını gösteriyor. Bu düşüş, özellikle tarım için ciddi bir risk oluşturuyor. Çünkü bugün dünya genelinde çekilen tatlı suyun üçte ikisinden fazlası tarımda kullanılıyor.

İklim krizi nedeniyle değişen yağış modelleri, yeraltı su rezervlerinin düşmesi ve su kalitesindeki bozulma, tarımın verimini ciddi ölçüde azaltıyor. Türkiye’ye baktığımızda:

  • Güneydoğu ve İç Anadolu: GAP’a rağmen, yeraltı su seviyeleri geriliyor.
  • Ege ve Akdeniz: Artan sıcak hava dalgaları ve düzensiz yağışlar üretimi zorlaştırıyor.
  • Trakya ve Marmara: Sanayi ve şehirleşme nedeniyle ekilebilir alanlar azalıyor.

FAIRR raporu, özellikle et ve süt ürünleri gibi yoğun su kullanan sektörlerde büyük finansal risklerin ortaya çıktığını belirtiyor. Bu da, bu üretim sistemlerinin sürdürülebilirliği hakkında ciddi sorular doğuruyor.

2. Açlık, Beslenme ve Ekonomik Sarsıntılar

2025 yılı itibarıyla dünya genelinde açlıkla mücadele eden insan sayısı artmaya devam ediyor. Pandemi sonrası toparlanamayan ülkeler, üzerine gelen iklim şokları ve çatışmalarla birlikte krizi derinleştiriyor.

Türkiye’de ise mesele açlıktan çok sağlıklı beslenmeye erişimde yaşanan problemlerle öne çıkıyor:

  • Yüksek fiyatlar: Temel gıdalarda yaşanan enflasyon, sağlıklı beslenmeyi lüks hale getiriyor.
  • Tek tip beslenme: Ucuz ama sağlıksız yiyeceklere yöneliş artıyor.
  • Üretici azalıyor: Gençlerin tarımdan uzaklaşması ve köyden kente göç, üretimi olumsuz etkiliyor.

EAT-Lancet Komisyonu, bu tabloyu tersine çevirmek için bitki temelli beslenmenin hem sağlık hem çevre açısından faydalı olduğunu savunuyor. Ancak Türkiye’de bu geçiş, ekonomik sebeplerle zorlayıcı olabiliyor.

3. 2026: Kadın Üreticilerin Öne Çıktığı Yıl

BM’nin 2026’yı “Uluslararası Kadın Çiftçiler Yılı” ilan etmesi, gıda sisteminde kadınların katkısını görünür kılmak açısından büyük önem taşıyor. FAO’ya göre dünyadaki küçük ölçekli çiftçilerin yarısı kadınlardan oluşuyor.

Türkiye’de de tablo benzer:

  • Tarımda kadın emeği %30’un üzerinde; fakat bu katkı kayıtlı sistemlerde yeterince temsil edilmiyor.
  • Sosyal güvenceden yoksun, düşük gelirli ve eğitim fırsatlarına uzak birçok kadın çiftçi var.
  • Tarımsal desteklere ve kredilere erişimlerinde ciddi engeller bulunuyor.

Bu tabloyu değiştirmek adına 2026’da başlatılan çeşitli projelerle Türkiye’de de kadın üreticiler için kredi, eğitim ve pazarlama desteği artırılıyor. Bu da tarımda toplumsal eşitlik için umut verici bir adım.

4. Sürdürülebilir Tarım İçin Yol Haritası

Sadece daha fazla üretmek değil, akıllıca ve sürdürülebilir üretmek artık şart. 2026 itibarıyla öne çıkan bazı sürdürülebilir tarım yaklaşımları:

  • Su dostu teknolojiler: Damla sulama, iklim takibi yapan sistemler ve sensörlerle desteklenen uygulamalar
  • Gıda israfının azaltılması: Hem tarladan sofraya lojistikte hem de tüketici düzeyinde kayıpların önüne geçilmesi
  • Yenilenebilir enerji kullanımı: Güneş enerjisiyle çalışan sulama sistemleri gibi çevreci çözümler
  • Genç çiftçilerin desteklenmesi: Kırsalda yaşamı cazip hale getirecek projeler ve teşvikler

Türkiye’de bazı yerel örnekler bu konuda umut vadediyor:

  • İzmir Büyükşehir Belediyesi, kooperatif modeliyle üreticiyi doğrudan destekliyor.
  • KOP Projesi, verimli su kullanımı ve teknoloji transferi ile tarımı yeniden canlandırmayı hedefliyor.

3 KRİTİK Tehdit

Tehlike 1: Gıda Fiyatlarında Artış ve Dalgalanma
İklim kaynaklı üretim sorunları, enerji maliyetlerinin yükselmesi ve su kıtlığı; temel gıdalarda sert fiyat artışlarına neden olabilir. Türkiye gibi ithalata dayalı ekonomiler bu dalgalanmalardan doğrudan etkilenebilir.

Tehlike 2: Yerli Üretimin Gerilemesi ve İthalata Bağımlılık
Yüksek üretim maliyetleri ve yanlış tarım politikaları, ülkelerin gıda egemenliğini kaybetmesine yol açabilir. Bu da kriz anlarında arz güvenliğini tehlikeye atar.

Tehlike 3: Kırsalın Boşalması ve Tarımsal Bilginin Kaybı
Tarımın cazibesini kaybetmesi, gençlerin sektörden uzaklaşmasına neden oluyor. Bu durum, hem üretimi hem de geleneksel bilgi birikimini tehdit ediyor.

Her Lokma, Bir Karardır

Gıda güvenliği artık sadece karın doyurmakla ilgili değil; adalet, çevre, ekonomi ve gelecek kuşaklarla ilgili. Kuraklıklar, su sıkıntıları ve toplumsal değişimlerle birlikte gıda, en stratejik meselelerden biri haline geliyor.

2026 yılı, kadın çiftçilerin güçlendirilmesi, sürdürülebilir tarımın teşviki ve yerli üretimin desteklenmesi için gerçek bir fırsat olabilir. Ama bu fırsatı değerlendirmek sadece karar vericilere değil, tüketiciden üreticiye kadar herkese düşüyor.

Unutmayalım: Soframıza gelen her lokma, bir çiftçinin emeği, bir su damlası ve bir toprak parçasının hikâyesidir. Bu hikâyenin sürdürülebilir olması, hepimizin sorumluluğudur.

3 – GIDA GÜVENCESİ VE SÜRDÜRÜLEBİLİR TARIM: KRİZ DOLU BİR DÜNYADA SOFRALARIMIZI NASIL KORURUZ?” için 2 yorum

  1. sevgili Okan, her zamanki gibi çok güzel çalışma ve bilgilendirmen için emeğine yüreğine sağlık diyorum. Her şey gönlünce olsun 🧿🖐️

Yorum bırakın