Yapay Zekâ Patladı – Şimdi Ne Olacak?
2020’li yılların sonuna gelirken yapay zekâ, sadece teknoloji meraklılarının ya da akademisyenlerin konusu olmaktan çıktı. Artık ekonomi politikalarını etkiliyor, seçim süreçlerine yön veriyor, iş dünyasını değiştiriyor ve bireylerin günlük hayatına doğrudan dokunuyor.
Metin üreten modellerden sağlık alanındaki teşhis sistemlerine, kendi kendine giden araçlardan yüz tanıma teknolojilerine kadar, yapay zekâ pek çok alanda sessiz ama güçlü bir değişim yaratıyor.
Bu gelişmeler heyecan verici ama bir o kadar da riskli. Hangi yapay zekâ sistemleri tehlikeli kabul edilmeli? Ne zaman bir hak ihlali ya da manipülasyon sayılır? İnsanların gizliliği nasıl korunacak? Bu sorular artık yalnızca mühendislerin değil; hukukçuların, siyasetçilerin ve sıradan yurttaşların da gündeminde.
İşte tam bu noktada devreye Avrupa Birliği’nin 2024’te onayladığı AI Act giriyor. 2026’da tam anlamıyla uygulanmaya başlanacak olan bu yasa, sadece Avrupa’yı değil, tüm dünyadaki teknoloji şirketlerini etkileyecek nitelikte.
Bu yazıda, AI Act’in kapsamı, yapay zekânın enerji yükü, etik sorunlar, ABD ve Çin’in tutumu, Türkiye’nin düzenleme eksikliği ve 2026 yılına dair 3 kritik yapay zekâ riski ele alınacak.
Yapay Zekâ Her Yerde – Ama Kurallar Hâlâ Eksik
1. Avrupa’nın AI Yasası: Gerçek Bir İlk Adım
AB’nin 2024’te yasalaştırdığı AI Act, dünyada yapay zekâyla ilgili çıkan ilk kapsamlı düzenleme. 2025’te bazı maddeleri devreye giriyor, 2026 Ağustos’ta ise büyük ölçüde yürürlüğe girecek.
Yasa, yapay zekâ uygulamalarını risk düzeyine göre dört kategoriye ayırıyor:
- Kabul Edilemez Sistemler: Tamamen yasak (örneğin sosyal skor sistemleri, canlı yüz tanıma gibi)
- Yüksek Riskli Sistemler: Sağlık, adalet, işe alım, kredi başvuruları gibi hassas alanlarda kullanılanlar
- Sınırlı Riskli Sistemler: Sohbet robotları, içerik öneri motorları gibi uygulamalar
- Düşük Riskli Sistemler: Eğlence ve oyun gibi zararsız alanlar
Bu yasa neleri getiriyor?
- Yüksek riskli sistemler için veri güvenliği, test ve şeffaflık zorunluluğu
- Yasaklı sistemler için ciddi cezalar
- Kullanıcılara, bir kararın yapay zekâ tarafından verildiğini öğrenme ve itiraz etme hakkı
- Avrupa’ya hizmet sunan tüm teknoloji firmaları için uyum zorunluluğu
Bu yasanın etkisi sadece AB içiyle sınırlı değil. Avrupa pazarına girmek isteyen tüm şirketlerin bu düzenlemelere uyması gerekiyor.
2. Veri Merkezleri, Enerji Tüketimi ve Sürdürülebilirlik Krizi
Yapay zekâ sistemleri – özellikle büyük dil modelleri – inanılmaz derecede enerji harcıyor. Bu da hem maliyetleri yükseltiyor hem de çevresel yükü artırıyor.
AB, bu duruma müdahale etmek için “Veri Merkezi Enerji Verimliliği Paketi” adıyla bir düzenleme hazırladı. 2026’dan itibaren şunları zorunlu kılacak:
- 500 kW üzeri veri merkezlerinin enerji kullanımını raporlaması
- Büyük yapay zekâ sistemleri için enerji verimliliği standartlarının belirlenmesi
- 2030’a kadar karbon nötr veri merkezlerine geçiş hedefi
Türkiye’de durum nasıl?
- İstanbul, İzmir, Ankara gibi şehirlerde veri merkezleri artıyor
- Ancak enerji verimliliğiyle ilgili ciddi bir mevzuat yok
- Denetim ve raporlama sistemleri oldukça zayıf
Bu da hem enerji politikası hem de dijital altyapı açısından Türkiye’yi kırılgan hale getiriyor.
3. ABD ve Çin: Aynı Soruna Farklı Çözümler
Çin, yapay zekâyı devletin kontrolünde tutma konusunda kararlı. 2024 sonu itibarıyla içerik denetimi, model eğitimi ve veri güvenliği üzerine ciddi yasal düzenlemeler getirdi. “Ulusal çıkar” odaklı yaklaşımı dikkat çekiyor.
ABD ise 2025’te bir başkanlık emriyle temel güvenlik kuralları getirdi ama kapsamlı bir yasa henüz çıkmadı. 2026’da “AI Accountability Act” (Yapay Zekâ Sorumluluğu Yasası) isimli düzenlemenin Kongre’den geçmesi bekleniyor.
Bu farklılıklar, küresel ölçekte parçalı bir düzenleme ortamı yaratıyor:
- Avrupa: İnsan hakları merkezli
- Çin: Güvenlik odaklı
- ABD: Rekabet ve inovasyon temelli
Bu durum, şirketlerin işini zorlaştırıyor ve dijital haklar açısından ciddi eşitsizlikler yaratabiliyor.
4. Türkiye: Strateji Var, Yasa Yok
2021’de Türkiye bir Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi açıkladı. Ama bu belge sadece genel hedefleri içeriyor:
- Eğitimli iş gücü yetiştirme
- Devlet verilerinin kullanılabilir hale gelmesi
- Yatırımların desteklenmesi
Ancak şu eksiklikler hâlâ mevcut:
- Yapay zekâya özgü bir yasal düzenleme hâlâ yok
- Etik kurallar bağlayıcı değil
- Sağlık, eğitim, istihdam gibi alanlardaki yapay zekâ uygulamaları denetlenmiyor
- Şeffaflık, önyargı kontrolü, kişisel veri koruması gibi standartlar kurumsallaşmamış durumda
Sonuç olarak Türkiye, yapay zekânın hızla yaygınlaştığı bir dönemde düzenleme açısından ciddi bir boşluk içinde.
3 KRİTİK TEHDİT
Tehlike 1: Yüksek Riskli Sektörlerde Denetimsiz AI Kullanımı
Eğitim, sağlık, işe alım gibi alanlarda kullanılan yapay zekâ sistemleri şeffaf değilse, ayrımcılık ve haksızlık üretebilir. Türkiye gibi düzenleme eksikliği olan ülkelerde bu risk daha da büyüyor.
Tehlike 2: Enerji Tüketimi Krizi
Yapay zekâ altyapısının yayılması, zaten baskı altında olan elektrik şebekelerini zorlayabilir. Özellikle iklim krizinin ciddiyet kazandığı bir dönemde, sürdürülemez enerji kullanımı ciddi bir çevresel tehdide dönüşebilir.
Tehlike 3: Küresel Dijital Kutup – “Yapay Zekâ Soğuk Savaşı”
Çin, ABD ve AB arasında farklı düzenleme anlayışları nedeniyle küresel dijital uyumsuzluklar büyüyor. Bu da teknoloji şirketlerini baskı altına alıyor, kullanıcı haklarını tehdit ediyor ve inovasyonu yavaşlatıyor.
Yapay Zekâyı Kim Yönetirse, Geleceği O Belirleyecek
Yapay zekâ artık yalnızca bir teknoloji değil — toplumu, hukuku ve ekonomiyi şekillendiren güçlü bir araç. 2026’da bu teknolojinin nasıl yönetileceği, sadece bugünü değil; önümüzdeki on yılları belirleyecek.
AI Act, bu alanda atılan ilk büyük adım. Ancak her ülke kendi düzenleme sistemini kurmadan bu sorunlar çözülemez. Türkiye gibi ülkelerin bir an önce:
- Dijital haklar konusunda yasal çerçeve çizmesi,
- Enerji ve veri altyapılarını şeffaflaştırması,
- AI denetim kurumlarını oluşturması gerekiyor.
Çünkü bu teknoloji sadece hayatı kolaylaştırmıyor — denetimsiz kalırsa, hakları da tehdit ediyor.