10 – ZORUNLU GÖÇLER VE İNSANİ KRİZLER: YOLDA OLAN ACILAR

Dünya Yerinden Oluyor – Göç Zorunlu Bir Seçim

İnsanlar tarih boyunca göç etti, ama bugün göç bir tercih değil, çoğu zaman zorunlu bir kaçış. 2026 itibarıyla dünya genelinde göç; savaşlar, iklim krizleri, yoksulluk, siyasi baskılar ve çöken altyapılarla iç içe geçmiş çok katmanlı bir insani tabloya dönüşmüş durumda.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne (UNHCR) göre 2024 yılı sonunda yaklaşık 123,2 milyon kişi, çatışmalar ve insan hakları ihlalleri nedeniyle evinden koparıldı. Bu, dünya üzerindeki her 67 kişiden birinin göç etmek zorunda kaldığı anlamına geliyor.

Ama bu sadece rakamlarla açıklanabilecek bir mesele değil. Göç, geride bırakılan hikâyeler, parçalanmış aileler ve aidiyet duygusunu kaybeden milyonlarca insanın yaşam mücadelesidir. Sınır geçişlerinin çok ötesinde bir insanlık meselesidir.

Bu yazıda 2026 itibarıyla zorunlu göçün dünya çapındaki durumu, başlıca kriz bölgeleri, Türkiye’nin göç deneyimi, insani yardımın finansal darboğazı ve geleceğe dair üç büyük risk başlığına odaklanacağız.

Kriz Büyüyor, Yardım Gücü Yetersiz Kalıyor

1. Zorunlu Göçte Tarihi Zirve: Sayılar Artıyor, Umut Tükeniyor

UNHCR’nin son küresel raporuna göre:

  • 2024 sonunda 123,2 milyon kişi zorla yerinden edilmişti.
  • 2025’in ilkbaharında bu sayı 122,1 milyona inse de, bu düşüş kalıcı değil.
  • 30,5 milyon insan “mülteci” statüsünde.
  • Geri kalanlar; sığınmacı, vatansız, geçici koruma altında ya da kendi ülkelerinde göçmen.

UNHCR’nin 2026 öngörüsü net: Zorunlu göç sadece sürecek değil, daha da çeşitlenecek. Yeni çatışmalar, çevresel felaketler ve yardım yetersizliği bu döngüyü beslemeye devam edecek.

2. En Ciddi Mülteci Krizleri: Savaşlar Durmuyor, Göç Bitmiyor

a) Suriye

  • 2025 sonunda 5,48 milyon Suriyeli, ülkesinin dışında mülteci konumunda.
  • Türkiye, yaklaşık 3,2 milyon Suriyeliyle hâlâ en fazla mülteciye ev sahipliği yapan ülke.
  • Geri dönüşler için güvenli ortam sağlanamadığından, hareketlilik sınırlı.

b) Ukrayna

  • 5,3 milyon kişi yurtdışında mülteci; 3,75 milyon kişi ülke içinde yerinden edilmiş durumda.
  • Rusya’nın devam eden işgali nedeniyle geri dönüşler neredeyse imkânsız.
  • Avrupa Birliği, Ukraynalı mülteciler için 2026’da entegrasyon politikalarını gözden geçirmek zorunda.

c) Afganistan

  • Pakistan’ın sınır dışı politikaları yüz binlerce kişinin ani şekilde geri gönderilmesine neden oldu.
  • Küresel çapta 4,77 milyon Afgan mülteci bulunuyor.

d) Sudan ve Güney Sudan

  • Sudan’da yaklaşık 10 milyon kişi ülke içinde yerinden edildi, 2,5 milyon kişi başka ülkelere kaçtı.
  • Güney Sudan’da 1 milyon insan hâlâ kamplarda yaşıyor.
  • İklim krizleri ve silahlı çatışmalar, krizi iki kat büyütüyor.

3. Finansman Krizi: Yardımlar Azalıyor, Yoksulluk Artıyor

2024 yılında UNHCR, beklenen yardımların yalnızca %51’ini toplayabildi. Bu da beraberinde birçok sorunu getirdi:

  • Sağlık hizmetleri ve barınma projeleri durma noktasına geldi.
  • Acil gıda destekleri askıya alındı.
  • Geri dönüş ya da uyum projeleri ertelendi.

Dahası, birçok ülkede artan göçmen karşıtlığı, siyasi baskılarla birleşince bu kesintiler meşru gösterilmeye başlandı. Göç, insani değil, artık politik bir mesele gibi görülüyor — ve bu bakış açısı en çok göçmenleri vuruyor.

4. Türkiye’nin Göç Gerçeği: Kalmak mı, Dönmek mi?

2026 itibarıyla Türkiye, yaklaşık 3,6 milyon yabancıya ev sahipliği yapıyor. Bunun büyük bölümü hâlâ Suriyelilerden oluşuyor.

Hükümetin politikası çift yönlü:

  • Bir yanda “gönüllü geri dönüş” vurgusu
  • Diğer yanda uyum ve entegrasyon çalışmaları

Geri dönüşler ise güvenlik, altyapı ve siyasi nedenlerle sınırlı kalıyor. Toplumda göçmen karşıtlığı yükselirken, bazı belediyeler ve sivil toplum kuruluşları tarafından sunulan Türkçe kursları, psikolojik destekler ve sosyal uyum projeleri etkili ama yetersiz kalıyor.

Türkiye’nin önündeki en büyük sınav:
Kendi vatandaşlarının refahını korurken, uluslararası insani sorumluluklarını da yerine getirebilmek. Bu, hassas ama gerekli bir denge.

3 KRİTİK TEHDİT

 Tehlike 1: Yeni Göç Dalgaları – İklim Krizinin Ayak Sesleri

2026’da artan kuraklıklar, seller, orman yangınları ve deniz seviyesinin yükselmesi; Afrika, Güney Asya ve Latin Amerika’da kitlesel göç dalgalarına yol açabilir. Bu da mevcut insani sistemleri daha da zorlayacak.

 Tehlike 2: Finansal Çöküş – Yardım Kuruluşları Geri Çekilebilir

UNHCR, Dünya Gıda Programı (WFP) ve Göç Örgütü (IOM) gibi kurumlar kaynak sıkıntısı nedeniyle yardım programlarını askıya alabilir. Bu da yeni insani krizlerin kapısını aralayabilir.

 Tehlike 3: Göçmen Karşıtlığından Siyasi Krize

Zorunlu göçmen sayısının artması, birçok ülkede milliyetçiliği ve popülist söylemleri körüklüyor. Bu eğilim; sosyal hakların kısıtlanması, ayrımcılık ve siyasal istikrarsızlık gibi zincirleme sorunlara yol açabilir.

Göç, Bir Ayna – Ve Bu Aynaya Bakmaktan Kaçamayız

2026 itibarıyla zorunlu göç meselesi, artık rakamlarla değil, vicdanlarla ölçülmeli. Her göçmen, aslında çöken sistemlerin, çözülemeyen krizlerin ve suskun kalan dünyanın bir yansıması.

Türkiye gibi hem göç alan hem geçiş rotası olan ülkeler için bu mesele sadece bir “geçici misafirlik” değil. Uzun vadeli sosyal politikalar, sağlam yasal altyapılar ve gerçekçi çözümler gerektiren bir toplumsal sorumluluk.

Göç krizlerini yönetmenin tek yolu, onları kaynağında önlemek. Bu da ancak savaşları sona erdirerek, iklim krizini durdurarak, gelir adaletsizliğini azaltarak ve uluslararası işbirliğini güçlendirerek mümkün.

Yorum bırakın