Okumaya devam etmek için abone olun
Bu blog gönderisinin devamına ve yalnızca abonelere özel içeriklere erişim sağlamak için abone olun.
Su damlası
Bu blog gönderisinin devamına ve yalnızca abonelere özel içeriklere erişim sağlamak için abone olun.
Bu blog gönderisinin devamına ve yalnızca abonelere özel içeriklere erişim sağlamak için abone olun.
Bu blog gönderisinin devamına ve yalnızca abonelere özel içeriklere erişim sağlamak için abone olun.
Bir gün biri çıksa karşınıza ve “Eşiniz ve çocuklarınız dışında her şeyi değiştireceksiniz!” dese. Ne yaparsınız? Ne düşünür, nasıl hareket edersiniz? Evet 1993 senesinde Samsung başkanı Lee Kun-hee tüm çalışanlarını bu mesajı iletti. Samsung Holding’in HOSHIN KANRI’sin de vizyonu böyle tanımladı. Misyon olarak da; “En üsttekilerin en alta, en alttakilerin en üste çıkacağı bir çağ başlıyor. Bu çağda biz bir numara olmalıyız. Eğer birinci sınıf olmayı başaramazsak, ikinci yada üçüncü sınıf bir işletme olarak kalırız.” Birinci sınıf olma misyonu çok ama çok güçlü bir misyondu.
HOSHIN KANRI vizyon ve misyon birbirine çok karıştırılır. Vizyon, bir organizasyonun veya bireyin gelecekte nasıl bir duruma ulaşmak istediğini belirten açıklamadır. Vizyon, büyük resmi görmeyi ve uzun vadeli hedeflere odaklanmayı ifade eder. Bu, organizasyonun nereye gitmek istediğini ve hangi noktada olmak istediğini net bir şekilde belirtir. Vizyon genellikle ilham verici, motive edici ve büyük ölçüde soyut bir ifade olabilir. Misyon ise, bir organizasyonun veya bireyin varoluş nedenini, temel işlevini ve ne tür değerler sağlamayı amaçladığını ifade eden açıklamadır. Misyon, organizasyonun günlük operasyonlarını, faaliyetlerini ve hedeflerini tanımlar. Misyon, organizasyonun nasıl bir katkı sağladığını ve hangi hizmetleri, ürünleri veya faydaları sunmayı taahhüt ettiğini belirtir.
Bugün tıpkı TOYOTA WAY gibi SAMSUNG WAY çok bilinen, incelenen ve bir çok okulda ders olarak okutulan bir değer haline geldi. En popüler ve ünlü iş okullarında bu ikisinin yanında GE WAY ile HP WAY ders olarak okutulduğunu görürsünüz. Hatta dünyanın en büyük üniversite kitapçısı Mc Graw Hill 2006 yılında The Toyota Way Fieldbook kitabını yayınlamıştır. Bugün artık Samsung firması da bu WAY Liginde Başkan Lee sayesinde yer almaktadır. Sizler firmayı sadece bir telefon veya televizyon üreticisi olarak tanırsınız. Kore içinde kurutulmuş sebze, meyve ve balık üretmek için kurulan Samsung bugün elektroniğin yanı sıra beyaz eşya, ağır sanayi, gemicilik ve sigortacılık işlerinden de bir dünya markasıdır. Tüm bu yolların ilk cildi, ilk bölümü, başlangıcı, ana fikri HOSHIN KANRI yani stratejik yönetim ve planlamadır. Dinamikleşme ve esnek stratejiyi bilmeden hazırlanan stratejik planlar sadece kendilerini tekrar ve taklit ederler.
1950-53 arası iç savaştan çıkan ve haritada bir çizgi ile ikiye bölünen Kore’nin güneyinde kalan bir firma idi Samsung. Güney Kore o günlerde sanayileşme olarak dünyanın çok gerisinde kalmıştı. 1960 sonrası Türkiye ile birlikte Güney Kore’de sanayileşme çabaları başladı. Özellikle yabancı yatırımcılar ile birlikte ağır sanayi üretimleri hızlandı. Hatta Güney Kore ve Türkiye otomotiv sanayi de üretim yapmaya hemen hemen aynı dönemde başladılar. Tıpkı Türkiye gibi küresel dünya markaları ile ortaklık yaparak başlamıştır. Hyundai, Otosan gibi Ford firmasının bir modelinin platformunu satın alarak seri üretim yapmaya başlamıştır. Türkiye’de Ford Taunus olarak bildiğimiz model, Hyundai hatlarından Pony adıyla çıkmıştır. Bugün Hyundai de tıpkı Samsung gibi bir küresel dev haline gelmiştir. O günlerde Samsung Japon Nissan ile ortak otomobil üretim işine girse de 1997 yılındaki Asya krizinde otomotiv hisselerini Fransız Renault firmasına satmıştır. Aynı krizden Samsung bir elektronik devi olarak yoluna devam etmiştir. Krizi fırsata çevirmiş ve çok daha güçlenerek yoluna devam etmiştir. 1997 Asya krizi Güney Kore firmalarına çağ atlatırken, Asya – Avrupa arasına sıkışıp kalmış olan Türkiye bu fırsatı üzülerek ifade ediyorum ki değerlendirememiştir. 1996 yılında başlatılan Koç 2000 projesi sahipsiz kalmıştır. Yine aynı yıl büyük bir stratejik planlamaya sahip, vizyon ve misyonu mükemmel bir insan olan Özdemir Sabancı öldürülerek, Sabancı grubunun önü kesilmiştir. Türkiye’de büyük bir stratejik vizyon ve misyona sahip iş adamlarından biri olan Nesim Malki de Kasım 1995 tarihinde öldürülmüştür. Oysa Samsung 1997 sonrası inanılmaz bir hızla büyümeye başlamış ve 2013 yılına gelindiğinde Elektronik sektöründe tüm rakiplerini geride bırakarak küresel düzeyde yüzde 35 pay ile ilk sıraya yerleşmiştir. 2013 vergi öncesi karı 40 milyar doları bulmuştur. Bu hemen peşinde yer alan firmaların toplamından fazladır.
Tüm akademisyenler şunda hem fikirdirler. Dünya’da önceleri 2 farklı yönetim tarzı vardı. Biri hiyerarşik psikolojiye bağlı olan Amerikan tarzı, diğeri ise özerk psikolojiyi öne çıkaran Alman tarzı. 1960 yılından sonra buna bir de Japon tarzı yönetim biçimi eklendi. ABD tarzı yönetim sık sık yeniden yapılanmaya ve performansa dayalı bir yönetim anlayışıdır. Başarısız olan elenir. Japon versiyonu, uyum, kıdeme dayalı gelir ve ömür boyu iş garantisi olarak tanımlanır. Alman yani Avrupa versiyonu ise, tutarlı işçi yönetimi, işbirliği ve çalışanların stratejik kararlara katılımını ön plana çıkarır. Güney Kore kültürel olarak Japonya’ya yakın olması sebebiyle büyük çoğunluğu Japon tarzı olmasına rağmen ABD tarzını da benimsemiştir. Performansı zayıf olanları elemiştir.
1997 Asya krizine kadar Koreli firmalar birebir Japon tarzını taklit ediyorlardı. 1997 krizinde bir anda ucuz iş gücü avantajını kaybettiler. İşte o an esnek ve dinamik bir yapı ihtiyacı duyduklarını fark ettiler. Biranda Amerikan tarzına yaklaşmaya ve ondan bir şeyleri kendi yönetimlerine adapte etmeye başladılar. Samsun Başkanı Lee’ nin de dediği gibi ;
“Geçmişte tek örnek ve standartlaştırılmış bir model olduğuna inanılıyordu.
Yönetim Sistemi. Ancak günümüzün küresel liderleri bu eski yoldan vazgeçtiler
düşünme ve kendilerine özgü yönetim tarzlarını kullanma eğilimindedirler. Diğer
yani yönetim tarzlarını Japoncaya bölmek anlamsız hale geldi,
Amerikalı ya da Avrupalılar. Her işletmenin kendine özgü bir yönetim tarzına sahip olacağı geleceğin yönetimi, geleneksel yönetim anlayışına başkaldırı anlamına gelecektir.”
İşte tam bu nokta da Samsung Way kurulmaya başlandı. Kendi yolunu kendi yönetim tarzını benimsedi. Neredeyse tüm yönetim anlayışını değiştirdi.Yeniden yapılanmaya gitti. Sizlere HOSIHIN KANRI yazmaya devam edeceğim. Bir süre daha yazılarım Samsung Way olacak. Aslında bu hikayeyi işlerken kendimize nasıl bir çıkar yol bulmamız gerektiğini işaret edeceğim.
Sevgiyle kalın
Bugün Yalçın İpbüken hocam ile konuşurken konu Eiji Toyoda’ya geldi. Eiji Toyoda 1984 yılında TOYOTA grubun başına geldiğinde çok büyük hedefleri vardı. Hayali ve misyonu TOYOTA markasını dünyanın bir numarası yapmaktı. Çalışmaya Deming ve Juran’dan öğrendikleri ile başladı. HOSHIN KANRI yapmak ve tam olarak oturtmak istiyordu. 2 Sene boyunca tüm üst düzey ekibine birebir öğretmenlik yaparak öğretti, öğrendiklerini ve tüm bildiklerini. Bu öğretme modeline Japon stili diyebiliriz, öğrencilerinin dizlerine vura vura öğretti. Bu sürede tüm öğrettiklerini yakından takip etti. 2 yıl boyunca her ay birebir toplantılar yaparak hedefleri ve ilerleyişi konuştu. PUKO döngüsünü çok aktif olarak kullandı. Fakat özellikle Deming’in Derin Bilgi Teorisinin en başarılı uygulayıcısı oldu.
W. Edwards Deming’in “Derin Bilgi” teorisi, iş süreçlerinin anlaşılması ve iyileştirilmesindeki yaklaşımını açıklamaktadır. Bu teori, iş süreçlerini anlamak ve kaliteyi artırmak için öneriler sunar. İşte Deming’in Derin Bilgi teorisinin ana prensipleri:
Derin Bilgi teorisi, organizasyonlara kalite yönetiminde sistematik bir yaklaşım benimsemeleri için rehberlik eder. Bu yaklaşım, iş süreçlerini daha iyi anlamayı, neden-sonuç ilişkilerini keşfetmeyi, verilere dayalı kararlar almaya önem vermeyi ve sürekli iyileştirmeyi teşvik eder.
Toyoda, Deming’in kalite yönetimi prensiplerini ve Derin Bilgi teorisini Toyota’nın üretim süreçlerine uygulamak konusunda önemli bir rol oynamıştır. Toyoda’nın Deming’in prensiplerini nasıl kullandığına dair bazı örnekler:
Eiji Toyoda, Deming’in Derin Bilgi teorisini Toyota’nın üretim süreçlerine uygulayarak şirketin kalite odaklı bir yaklaşım benimsemesini sağlamıştır. Bu yaklaşım, Toyota’nın kalite, verimlilik ve müşteri memnuniyeti konularındaki üstünlüğünün temelini oluşturmuştur. HOSHIN KANRI ile Derin Bilgi teorisini çok başarılı bir şekilde birleştirmiştir.
Tabii ki bu güzel ve başarılı sisteme bile tek taraflı bakmamak en doğrusudur.
Deming’in Derin Bilgi teorisinin bazı dezavantajları aşağıda sıralanmıştır:
Bu dezavantajlar, Derin Bilgi teorisinin uygulama zorluklarına ve sınırlamalarına işaret eder. Her organizasyonun ihtiyaçları ve koşulları farklı olduğundan, bu teorinin avantajları ve dezavantajları dikkate alınarak doğru şekilde uygulanması önemlidir.
Derin Bilgi teorisinin dezavantajlarını büyük avantajlara dönüştürmek için aşağıdaki yaklaşımlar düşünülebilir:
Derin Bilgi teorisinin dezavantajlarını avantajlara dönüştürmek, özellikle esneklik, hızlı çözüm ve eğitim gibi alanlara odaklanarak yapılabilir. Her organizasyonun ihtiyaçlarına uygun bir dengeyi bulmak, bu teorinin sağlayabileceği avantajları en iyi şekilde elde etmenizi sağlayacaktır.
Deming’in Derin Bilgi teorisi ile ilgili üç çarpıcı örnek:
Bu örnekler, Deming’in Derin Bilgi teorisinin iş süreçlerinin anlaşılması, neden-sonuç ilişkilerinin keşfedilmesi ve verilere dayalı kararların alınmasının ne kadar kritik olduğunu göstermektedir.
HOSHIN KANRI yaparken kendimi uzun bir maraton koşacakmış gibi hazırlarım. Son derece disiplinli ve motive hareket ederim. Derin Bilgi teorisi ile bir maraton koşucusu arasında benzerlikler ve paralellikler vardır. Derin Bilgi teorisinin prensipleri ile maraton koşucusunun yaklaşımı arasındaki bağlantılar şu şekilde açıklanabilir:
Derin Bilgi teorisi ile maraton koşucusu arasındaki bu benzerlikler, her iki durumda da uzun vadeli başarının, planlama, analiz, sürekli iyileştirme, esneklik, dinamikleşme ve eğitim gibi prensiplere dayandığını gösterir.
Sevgilerimle
Not : Tarihler konusunda küçük bir düzeltme yapmak istiyorum. Eiji Toyoda’nın hikayesi 1950 yılında Deming ve Juran ile tanışması, onlardan eğitim almasıyla başlamıştır. 1960 senesinde Deming Japon kralından özel ödül alırken, TOYOTA grubu da büyük kalite ödülü almıştır. Yol çok uzun ve adım adım sabırla aşılmıştır.
Küresel firmalarda yaşanan kültür farkları genel merkez de oluşturulan HOSHIN KANRI yani stratejik planlamanın düzgün çalışmamasına neden olmaktadır. Öğretmenim TAKAKİ San dan ilk öğrendiğim kültür farklılığını azaltmanın ve gelişimin önünü açmamın gerektiği olmuştu. Bunu bana hep zorlayarak ve uygulayarak anlattı. Olay kendini ve başkalarını nasıl tanımladığın ile ilgiliydi. Büğüdüğün aile, çevre, okul ne ise senin sosyalleşmen ve iş hayatın tamamen bu çerçeve de kalıyor. Bu durumu geliştirmen ancak ve ancak çok çalışma ile oluyor.
TOYOTA ve Japon firmaları Deming ve Juran’dan öğrendiklerini kendi kültürleri ile harmanlayıp bu sistemin başarılı olmasını sağladılar. Bu arada Deming ve Juran 2. Dünya savaşı sonrası dünya turuna çıktılar. Bir ara yolları müttefik Türkiye’ye de düştü. Kamu kuruluşlarına eğitimler verdiler. Özelleştiren bir çok kamu fabrikasında izlerini görmek mümkün. Daha sonra japonya’dan daveti kabul ettiler. O kadar kısa sürede başarı sağladılar ki 1960 senesinde Deming’e Japon Kralı yaptığı katkılardan dolayı özel ödül verdi. 1981 yılında da Juran Japon kralı tarafından kaliteye yaptığı katkılardan dolayı ödüllendirildi.
Avrupa’da orta düzey toplumda yetişenler daha özgür ve gelişime çok daha açıktırlar. O yüzden orta ve batı Avrupa gelişmişlik düzeyi olarak çok farklıdır. Çocuklar daha aile ve çevre eğitiminde özgürlüğün farkına varırlar. Sosyalleşmeleri ve sosyal iletişimleri de farklıdır. O yüzden yukarıdan aşağıya oluşturduğunuz stratejik planlarda cesur geri bildirimler alırsınız. Korkmadan tüm gerçekliği ile size geri bildirim verirler. Gelişmeye ve geliştirmeye açıktırlar. Oluşturduğunuz hedeflerin yakalanma olasılığı yüksektir. Asıl kritik konu orta düzeyi yok edilmiş bizim coğrafya gibi yerlerde ortaya çıkmaktadır. Psikoloji biliminde çiftçi toplum tanımı yapılır. Bu ortamda yetişen çocuklar hiyerarşik, komün sosyalleşmeye uygun büyürler. İletişimleri çok daha zordur. Kendi başlarına özgürce fikirlerini ifade etmekten çekinirler. Emir komuta zincirine alışıktırlar. Yumuşatmak için ata erkil deriz. Gerçeği ise hiyerarşik olarak yukarıda olan bilir doğrusunu.
HOSHIN KANRI ve benzer çalışmaların başarılı olması bulunduğunuz coğrafyayı iyi tanımanız ile başlar. Gelişimsel yolların psikolojilerini iyi anlamak gerekiyor.
Eğer kendi kültürünüzü tanımazsanız firmanızı küresel seviyeye getiremezsiniz. Yatırım yaptığınız ülkede neden başarısız oldum diye düşünürsünüz. Çünkü aslında siz kendinizi tanımıyorsunuz demektir. Neden Türkiye’de en yüksek çalışan maaşını Amerikan firmaları verir biliyormusunuz? Sizi sizden daha iyi tanıdıkları için. Neden sendika olan işyerleri çok verimsizdir biliyormusunuz? Sendika çalışanı değil kendini düşünür tıpkı patron gibi.
Sevgiyle kalın
HOSHIN KANRI yaparken dinamik planlamanın önemini ve yerini yeterince anlattık. Dinamik planlama kadar esnek strateji üretebilmekte önemlidir. Hatta öyle ki halo etkisi yaratmak için tecrübelerimden ve Takahiro TAKAKİ hocamdan öğrendiklerimle oluşturduğum sisteme ESNEK ÜRETİM SİSTEMİ adını verdim. Hem dinamik planlamada, hem de esnek strateji üretmede halo etkisinin yeri ayrıdır.
TOYOTA’nın Avrupa pazarında en çok zorlandığı nokta Marka Algısı olmuştur. Furuta San son kitabında bu konuya özel vurgu yapmıştır. Bir markanın veya ürünün çekici bir yönü veya olumlu bir özelliği varsa, bu özelliği markanın genel algısını belirleyebilir. Stratejik olarak, bu olumlu özellik vurgulanarak marka imajı güçlendirilebilir. Örneğin, bir otomobil markası araçlarının güvenliği ile öne çıkıyorsa, bu özelliği vurgulayarak müşterilere güvenli bir seçenek sunduğunu iletebilir. TOYOTA kalite ve sorunsuz araç algısını vurgulayarak bu etkiyi yaratmayı başarmıştır.
Corolla ve Yaris markaları ile olumlu bir izlenim yaratmış, bu olumlu izlenim diğer ürün ve hizmetlere de yansımıştır. Stratejik planlama, bu pozitif eşlemeyi kullanarak, bir ürün veya hizmetin başarısını diğer ürün ve hizmetlere de yayarak genel bir olumlu halo algısı yaratmaya yönelebilir. Halo etkisi, bir ürünün belirli bir özelliği üzerine kurulan üstünlüğünü artırabilir. Stratejik planlama sürecinde, bu özellikleri öne çıkararak rekabet avantajı yaratmak ve rakiplerden ayrılmak mümkün olabilir.
Halo etkisi, pazarlama ve iletişim stratejilerinin belirlenmesinde de önemli bir rol oynayabilir. Olumlu bir özellik veya izlenim, reklam kampanyaları, sosyal medya iletişimi ve diğer pazarlama faaliyetlerinde vurgulanarak hedef kitleye olumlu bir mesaj iletilmesi sağlanabilir. Özellikle de çok yönlü algı oluşmasında, ürünün birden fazla olumlu özelliği varsa, bu özellikler birbirini destekleyerek çok yönlü bir olumlu izlenim oluşturabilir. Stratejik planlama, bu çok yönlü izlenimi etkin bir şekilde ileterek tüketicilere ve paydaşlara kapsamlı bir değer önerisi sunabilir.
Halo etkisi ve esnek strateji yapmanın ortak noktaları aşağıda açıklanmıştır:
Özetle, hem halo etkisi hem de esnek strateji yapma, dinamik ve değişken bir çevrede başarılı olma amacı taşıyan yaklaşımlardır. İkisi de organizasyonların ve bireylerin çevresel değişikliklere hızlı ve etkili bir şekilde tepki verme yeteneğini gerektirir.
Esnek stratejinin önemi bize aşağıdaki üç noktada ortaya daha belirgin çıkar.
Sonuç olarak, dinamik planlama ve esnek strateji arasında bir denge kurmak genellikle en iyi sonuçları sağlar. Dinamik planlama, anlık durumlara hızla uyum sağlamayı, esnek strateji ise uzun vadeli hedeflere uyum sağlamayı vurgular. İşletmenizin özel ihtiyaçlarına ve endüstri koşullarına bağlı olarak, her iki yaklaşımı da başarılı bir şekilde entegre etmek önemlidir.
Aşağıdakileri iş dünyasında kullanılabilecek esnek strateji örnekleri olarak sayabiliriz ;
Bu örnekler, işletmelerin değişen koşullara hızla uyum sağlamak ve rekabet avantajı elde etmek için esnek stratejiler kullanabileceği birkaç alanı göstermektedir. Daha bir çok alanda örnek verilebilir. Esnek stratejiler, işletmelerin değişen dünyada daha dayanıklı ve rekabetçi olmalarına yardımcı olabilir.
HOSHIN KANRI yapmak başlı başına bir ustalık işidir. Ustadan çırağa zorlayarak, zamana yayılarak ve defalarca tekrarlanarak öğretilen bir ustalık yeteneğidir. Çırak önce kalfa olmayı öğrenir yıllarını alsa da. Sonra usta olur ama ustasının gözetimi ve kontrolünde. Yıllarca bizim atölyelerimizde uygulanan usta çırak ilişkisi gibidir.
Sevgiyle kalın iş yerinizde HOSHIN KANRI yapın…
Stratejik planlamayı yani HOSHIN KANRI yaptınız, düzenli olarak takip ediyorsunuz. Geri bildirimleri alıyorsunuz. Senelik gözden geçirmenizi yapıyorsunuz. Yine de ters giden bir şeyler var. Dinamikleşme ve dinamik planlamada aksamalar olduğunu keşfettiniz. İşte bu durumu aşmanın bir tek yolu vardır, DBT Dialektik Davranış Terapisi. DBT size karşılaştığınız zor durumlar ile baş etmenizi öğretecek bir metodudur.
Dinamik planlamanın, dinamikleşmenin bir süre sonra bölümler arası ve bölüm içi ilişkilerde yaşanan bozukluktan dolayı bozulmaya başladığını görürsünüz. Bu durum özellikle büyük şirketlerde nesil değişimlerinde, yönetici değişimlerinde yaşanır. Erken yaşta emeklilikler firmaların çok canını yakar. Emekli olup gidenle beraber unutulan alışkanlıklar değildir sadece oturtmaya çalıştığınız şirket kültürüdür. Şirket içinde iletişim bozuklukları başlar. Bölümler arası rekabet zarar verme noktasına ulaşır. Yalan ve iftira artar. DBT ile birlikte , farkındalık, sıkıntıları tolere edebilmek artar, bölümler arasın etkileşim ve iletişim düzelir.
Farkındalığı arttırmanın yolları; NE ve NASIL becerilerini arttırmaktan geçer. Problemi çözmek için kullandığımız en önemli araçlardan olan, ne – nasıl becerisi farkındalığımızı arttırır. Sıkıntı toleransı, yani sıkıntılar karşısında daha soğuk kanlı davranabilmektir. Özellikle kriz dönemlerinde karşılaştığımız büyük zorluklarla başa çıkma stratejileri kullanmanız gerekir. Fakat kesinlikle problemlerin üstünü örtmeye, problemden kaçmaya, onu yok saymaya çalışmayın. Dikkatinizi dağıtın, bu zor problemle başa çıkabilecek sakinliğe ulaşana kadar. 5 duyunuzu da kullanarak kendinizi sakinleştirmeye çalışın. İmkansız diye bir şey yoktur, problemi çözecek senaryolar üretin. Size en çok yardımcı olacak araç artıları ve eksileri listelemek olacaktır. Bölümler arası etkinliği arttırmak tıpkı kişiler arası etkinliği arttırmak gibidir. Onlara çatışma zorluklarla nasıl başa çıkacaklarını öğretin. Son olarak bölümlerin ve çalışanların duygu düzenleme becerilerini arttırmaları için destek verin. Onlara bu durumlar ile mücadele etmenin yollarını öğretin.
Dinamik planlama, bölümlere ve bölüm çalışanlarına çeşitli kazanımlar ve avantajlar sağlayabilir. Dialektik Davranış Terapisi size bazı beceriler kazandıracak dinamik planlama aracıdır. İşte bu DBT ve Dinamik planlamanın sağlayabileceği bazı kazanımlar:
Bu kazanımlar, dinamik planlamanın sağlayabileceği yalnızca birkaç örnektir. Dinamik planlama, organizasyonların daha etkili, esnek ve rekabetçi olmalarını sağlayarak sürdürülebilir başarı elde etmelerine yardımcı olabilir.
Tabii ki her şey DBT değil. Sadece DPT yok, daha birçok Dinamik Planlama aracı var.
İş hayatında en uygun dinamik planlama aracını seçerken dikkate almanız gereken bazı adımlar vardır. İşte size rehberlik edebilecek adımlar:
En uygun dinamik planlama aracını seçerken iş ihtiyaçlarınızı, hedeflerinizi ve bütçenizi göz önünde bulundurmanız önemlidir. İyi bir araştırma ve karşılaştırma yaparak, iş süreçlerinizi daha etkili hale getirecek bir araç seçebilirsiniz.
Asakai toplantıları, problem çözmek için kurulan çevik grupları, heryıl yapılan aile günleri, bölüm yemekleri, iletişim, zaman planlama, motivasyon eğitimleri aslında birer Dialektik Davranış Terapileridir.
Önümüzdeki hafta dinamik planlama ve esnek strateji kavramlarının birbirleriyle olan bağlantılarından bahsedeceğim.
Sevgiyle kalın.
HOSHIN KANRI önemi anlatmakla bitmiyor. Elimizde değil dinamiti küresel iş dünyasında ortasında patlatmamız gerekiyor. Bu yüzden yazıya sizlere ilginç gelecek bilgi ile başlayayım. Günümüz dünyasının yıldızı parlayan, zihinleri meşgul eden ikilisi TESLA ve ÇİN. Ucuz işçilik haydi gidip sömürelim diye gidilen ÇİN bugün küresel sermayenin önündeki en büyük tehlike haline geldi. ÇİN konusuna daha önce şöyle kısa bir bakış ile yaklaşmıştık. Önümüzde bu cilveleşmeden daha çok söz edeceğiz.
Biz şimdi gelin piyasaları, küresel dünyayı alt üst eden elin oğlundan ve onun şirketinden söz edelim. TESLA firması bundan tam 20 yıl önce 2003 te kuruldu. 2010 senesinde ise siz beni takip edenlerin yakından hatırlayacağı NUMMI fabrikasını satın aldı. Sırada bir alım değil bu. Siz bu işte taşları yerinden oynatan olmak istiyorsanız, sizden önce oynayan taşları ve oynatanları iyi tanımalısınız. Otomotiv dünyasında NUMMI sadece kazanan değil kaybeden örneği de tanımanıza problemleri hızlı öğrenmenizi sağlar. Problem ile uğraşmayı hiç sevmeyen bir lider patron olan Elon Musk’ın en stratejik hamlesiydi. 2012 senesinde sadece 3500 araba üreten firma o gün büyük bir HOSHIN KANRI ye imza attı ve NUMMI den çıkardığı dersler ile GIGA FACTORY terimini otomotiv dünyasının içine bir dinamit olarak bıraktı. Yepyeni bir stratejiydi, riski büyüktü ama kazanımı da bir o kadar büyük oldu.
TESLA’nın 2030 senesi stratejik hedefini biliyor musunuz? 2030 senesinde tam 20 milyon araç üretmek. Yok yok yanlış duymadınız tam tamına 20 milyon araç üretmek istiyor. 2022 senesinde tüm dünyada 61 milyon araba üretildiğini düşünürsek hedef 1/3 ünü tek başına üretmek demek. Türkiye’de geçen sene 810 899 araç üretildi.
Biz asıl konumuza dönelim. Bir şirket, stratejik hedeflerini düzenli olarak gözden geçirmeli ve iş planını değişen piyasa eğilimlerine, müşteri tercihlerine ve teknolojik gelişmelere göre ayarlamalıdır. Örneğin, bir e-ticaret şirketi pazarlama stratejisini çevrimiçi alışveriş davranışlarındaki değişimlere yanıt olarak uyarlayabilmelidir. Proje yönetiminde, dinamik planlama, proje zaman çizelgelerini, kaynak tahsisini ve gerçek zamanlı ilerlemelere ve beklenmedik gelişmelere dayalı görevlerin ayarlanmasını içerir. Tedarik zinciri de HOSHIN KANRI içinde önemli bir araçtır. Fakat özellikle şirket başkanının, tepe yöneticinin önündeki en kritik mesele acil durumlardır. en temel örnek; doğal afetler sırasında, acil müdahale ekipleri, tahliye yollarını değiştirme veya kaynakların gelişen krize dayalı olarak yeniden tahsis etme gibi değişen koşullara göre planlarını dinamik olarak ayarlamalıdırlar.
Son yazımda da belirttiğim gibi DİNAMİK PLANLAMA, değişen koşullar ve belirsizlikler altında daha esnek ve etkili bir şekilde hedeflere ulaşmayı sağlamak için kullanılan bir stratejik planlama yaklaşımıdır. Dinamik planlama, aşağıdaki temel unsurları içerir:
Dinamik planlama, organizasyonların hızla değişen çevresine daha iyi uyum sağlamalarına ve daha etkili sonuçlar elde etmelerine yardımcı olur. Farklı durumlardan birkaç dinamik planlama örneği vermek gerekirse ;
Bu örnekler, dinamik planlamanın farklı sektörlerde ve alanlarda nasıl uygulandığını göstermektedir. Dinamik planlama, değişen koşullara ve hızla gelişen durumlara daha iyi uyum sağlamak için önemli bir araçtır. Önümüzdeki hafta dinamik planlamanın sağlayacağı avantajlar ile devam edeceğim. Dinamik planlamanın önemini bu üçleme ile tamamlamış olacağız. Ama öncesinde gelin ben size bir stratejik vizyon söyleyeyim. Tabii ki bu benim öngörüm; “Otomotivin yakın geleceğinde özellikle mekanik aksamlarda devrim niteliğinde gelişmeler olacak.”
Sevgilerimle
Not: Motorlu araçlar ile ilgili istatistiklere şu linkten ulaşabilirsiniz.
https://www.oica.net/category/production-statistics/2022-statistics/
HOSHIN KANRI anlatmaya devam ediyorum. Hoshin Kanri’nin Stratejik Planlama olduğunu ve sürdürülebilirliğin olmazsa olmazı olduğunu anlatmaya da devam ediyorum. Hocam Takaki San Hoshin Kanri yapmayı öğretirken de o tatlı sert üslubunu kullandı. Döve döve öğretti. Zorlayarak öğretti. Öğrenene problemi bulup çözümü üretene kadar vazgeçmedi. Oysa o daha en başında görüyordu problemi. Ben o problemi görene kadar sabır gösteriyordu. Hiçbir zaman problem bu, çözümü de şu demedi.
Sanki onunla hemen her gün sıcak – soğuk – ılık oyunu oynuyorduk. Bir süre sonra tepkilerinden anlamaya başlamıştım. Bulduğum çözümleri de hiçbir zaman hemen kabullenmiyordu. Aklındaki ile birebir aynısı olsa bile. Bilimsel ve teknik olarak anlatmamı istiyordu. Avantajı ve dezavantajlarını iyice inceleyip, araştırdığım dan emin olmak istiyordu. Çözümün herkes için olumlu sonuçlanıp sonuçlanmadığını öğrenmeden uygulamama izin vermezdi. Öncesi ve sonrasından emin olmalıydı. Hoshin Kanri yaparken en önemli konunun dinamikleşme ve esneklik olduğunu ben öğrenene kadar defalarca zorladı, yönlendirdi, bulmamı ve geliştirmemi sağladı.
Hoshin Kanri, bir organizasyonun veya kuruluşun hedeflerine ulaşmak için belirlediği yol haritasını oluşturmak ve uygulamak için kullanılan en önemli süreçtir. Dinamikleşme ise bu süreci daha esnek ve uyumlu hale getirmeyi amaçlayan bir yaklaşımdır. Dinamikleşme iyi uygulanmaz, dikkat edilmezse elimizde fitili alev almış dinamite dönüşür. Rehavet çok tehlikeli bir dinamit türüdür. Gelin dinamikleşmenin adımlarını tek tek beraber bakalım;
Bir gün çok sevdiğim bir iş adamı dert yandı, Okan sürekli iyileştirme nasıl mümkün olabilir, diye. Gülümsedim, bu çok uzun ve zorlu bir yolculuk ama sabırla ve küçük adımlarla ilerlemeyi başarırsanız, gerisi kolayca gelir, dedim. HOSHIN KANRI kitabının yazarı, Yoji AKAO hocanın da dediği gibi; Global ekonomi de krizlerin hiçbiri bir diğerine benzemez. O yüzden her krizi bir öncekinin kuralları ve tecrübeleri aşamazsınız. Her krizde yeni ve herkes için adil bir strateji belirlemeniz gerekir. Krizde para kaybetmekten değil değerlerinizi kaybetmekten korkun.
Dinamikleşmenin önünde öyle engeller vardır ki, organizasyonun ve bireylerin bu süreci benimsemesini zorlaştırabilir. İşte bu engellere bazı örnekler;
Dinamik planlama ile ilgili yazmaya devam edeceğim. Bu konu bu kadar kısa bir yazıda geçiştirilebilecek kadar basit değil. Bir sonraki yazı da dinamikleşme ile birlikte bütçe ilişkisini anlatacağım.
Saygı ve sevgilerimle
HOSHIN KANRI yazı serime bugün GÖRSEL DİSİPLİN yani görsel fabrika ile devam edeceğim. Yazılarımda birçok defa görsel fabrikanın öneminden bahsettim. Tıpkı Stratejik Planlama gibi Görsel Fabrika da önem kazanmaktadır. Görsel disiplin özellikle bilimsel öğrenmenin en önemli parçasıdır. Yalın üretim sisteminde ve sürdürülebilir stratejik plan oluşturmada Japonların bu derece başarılı olmalarının nedeni tabii ki tarihsel öğretilerine sahip çıkmalarında yatar.
Japon Samurai savaşçısı Benkei’nin 7 silahının japonlar için kalitenin 7 temel tekniğine öncülük etmiştir. Yine Japon, Musashi Miyamoto’nun “Bin Millik Yolu” adını verdiği prensip HOSHIN KANRI temel prensibi olarak kabul görür. Musashi, “Gorin no Sho” adını verdiği kitabında rakiplerle ve zorluklarla mücadele etme stratejisini, problemleri çözme yollarını anlatmıştır. Bu kitapta mücadele savaş, problemler ise düşman olarak tanımlanmıştır. Bütün bunlara yeni bir tanım ile devam ediyorum. Görsel Fabrika, Görsel Disiplin benim TOYOTA KATA için kullandığım bir tanımlamadır.
Toyota KATA, Toyota’nın süreç geliştirme ve yönetim yaklaşımını tanımlayan bir kavramdır. Bu yaklaşım, Toyota’nın üretim sistemini ve yönetim felsefesini anlamamıza yardımcı olur. “Kata”, Japonca bir kelime olup, tekrarlı uygulama ve alıştırma yoluyla otomatik hale getirilen öğrenme ve iyileştirme modelini ifade eder.
Toyota KATA, özellikle süreç geliştirmeyi ve sorun çözmeyi vurgulayan iki temel teknikten oluşur:
Toyota KATA’nın temel amacı, sürekli öğrenmeyi, iyileştirmeyi ve sorunları çözme alışkanlığını tüm çalışanlara yayarak iş süreçlerinin daha etkili ve verimli bir şekilde yürütülmesini sağlamaktır. Bu yöntem, ekip içinde güçlü bir işbirliği ve sürekli öğrenme kültürünün oluşmasına katkıda bulunur.
Görsel Disiplin yani TOYOTA KATA süreç haritalama / değer analiz haritası / Parça bilgi haritası ile başlar. Value Stream Map olarak da meşhur olan Parça-Bilgi akış haritası bilimsel öğrenmenin ilk adımıdır. İkinci adım DOJO eğitimlerinden geçer. Modern kullanımda, “Dojo” terimi eğitim ve öğrenme süreçlerine atıfta bulunan geniş bir anlamı vardır. Özellikle çevik takımların belirli yetenekleri geliştirmek, yazılım geliştirme yöntemlerinin ve kaizen gibi sürekli iyileştirme yaklaşımlarının uygulandığı iş dünyasında, takımların belirli yetenekleri geliştirmek, yeni teknikleri denemek veya sürekli olarak iyileştirmeler yapmak için ayrılan özel alanları ifade etmek için kullanılır. Yazılım ekipleri, Çevik Dojo olarak adlandırılan bir ortamda, yeni uygulamaları, kodlama tekniklerini, test süreçlerini veya takım işbirliğini geliştirmek için belirli süreler boyunca özel çalışma alanları oluşturabilirler. Bu tür Dojo eğitimleri, takımların sürekli öğrenme ve iyileştirme kültürünü teşvik ederken, verimliliği ve kaliteyi artırmayı amaçlar. Otomotiv Üretim Sistemi (TPS): Toyota KATA’nın temelini oluşturan TPS, otomotiv endüstrisinde devrim niteliğinde bir başarı örneğidir. Bu sistem, sürekli iyileştirme, verimlilik ve kaliteyi artırmak için çalışanların katılımını teşvik eder. Toyota, TPS sayesinde üretimde israfı minimize ederek ve müşteri taleplerine daha hızlı ve esnek bir şekilde yanıt vererek büyük bir başarı elde etmiştir.
TOYOTA’nın Görsel Disiplin tekniğini uygulayan farklı sektörlerden bir çok ünlü firma vardır. Bunlardan özellikle sizlerinde bildiği;
Toyota Kata, bilimsel düşünme ile sağlam bir bağ kurar ve bilimsel düşüncenin iş süreçlerinin iyileştirilmesi ve sorunların çözümü için temel bir yaklaşım olduğunu vurgular. İşte Toyota Kata ile bilimsel düşünme arasındaki bağı açıklayan bazı noktalar:
Sonuç olarak, Toyota Kata, bilimsel düşünmeyi süreç iyileştirmesi ve sorun çözme süreçlerinde temel bir yaklaşım olarak benimser. Bu iki kavram birlikte çalışarak, veriye dayalı kararlar almayı, deneyler yapmayı, sürekli iyileştirme kültürünü teşvik etmeyi ve hedeflere daha etkili bir şekilde ulaşmayı sağlar.
TOYOTA KATA ile ilgili bir çok bilgiye Mike Rother’in kitaplarından edinebilirsiniz. Toyota KATA, bilimsel düşünmeye dayalıdır ve sürekli deney yapmayı, verilere dayalı kararlar almaya odaklanır.
Gelin size Görsel Disiplinin ilk adımı olan Parça Bilgi akış şemasından 2 örnek paylaşayım izninizle. Bu ilk örnek mevcut durumun incelenmesidir.

İkinci örnek ise geliştirilmesi gereken ideal durumu gösteriyor.

Şirketinizde sürdürülebilir başarıya giden yol HOSHIN KANRI’ den geçer.
Sevgiyle kalın.
Terzi İrfan abi vardı komşumuz. Bursa’nın en ünlü terzisiydi. Neredeyse Bursa’nın tüm takım elbiseleri onun elinden çıkmıştı. Atatürk caddesine paralel bir sokaktaydı dükkanı. Başak caddesinde de bir kadın terzisi vardı, Bursa’nın hanımefendilerini giydiren. İlk takım elbisemi de İrfan abi dikmişti. Bir gün yanına yaklaştım. İrfan abi, “Terzi söküğünü dikemez.” diyorlar. Sen terzi değil misin neden kendi söküğünü dikemiyorsun diye sormuştum. Gülümsedi, sökük bir yerim mi var dedi. Aslında yoktu. O bir deyim diye devam etti büyüyünce anlamını daha iyi kavrarsın. Bilişsel bir olguyu ifade ettiğini çok sonraları anladım.
Terzilik çok kolay yapılabilen bir iş kolu değildi. Bir yerde onlar sanatçı ruhlu insanlardı. Diğer nokta da çok uzun ve zorlu bir yoldan sonra edindikleri tecrübeyi işine yansıtabilenler ancak başarılı oluyorlardı. Çıraklık, kalfalık ve ustalık puanları olan bir iş kolu. Burada Türkiye’nin tüm terzilerine selam ve saygılarımı gönderiyorum. Okudukça ve yeni yeni konular öğrendikçe bu bilişsel olguyu dünyanın “Solomon’s Paradox” olarak tanımladığını öğrendim. Zaman zaman Kral Süleyman ile karıştırılsa da aslında, burada söz edilen paradoks; bir kişinin başkalarının sorunlarını çözmek konusunda bilge ve akıllı olabileceği halde kendi sorunlarını çözmekte zorluk çekmesini ifade eder. Yani, bir kişi başkalarının yaşadığı zorlukları ve sorunları çözebilirken, aynı bilgelik ve mantıkla kendi kişisel sorunlarını çözememesi durumunda bu paradoks ortaya çıkar.
Farklı meslek grupları, iş kolları içinde bu örnekleri çoğaltabiliriz. Örneğin ilişki danışmanlığı yapan ve çok başarılı olan insanların bir bölümünün kendi ilişkilerinde başarısız olması gibi. Finans danışmanlığı yapıp insanlara çok kazandıran birinin meteliğe kurşun atması gibi. Yada kanserden kaybettiğim doktor arkadaşım gibi. Salgında kaybettiğimiz bir çok sağlık çalışanı geldi aklıma birden. Üzüldüm! Fedakarca çare olmaya çalışırken çaresiz kaldılar. İnsanların başkalarına nesnel ve mantıklı tavsiyeler verebilirken, kendi iç dünyalarında duygusal, karar verme veya çözümleme becerilerinde eksiklik yaşayabileceğini gösterir. Bu paradoks, insan psikolojisi ve bilişsel işleyişin karmaşıklığını yansıtır ve insanların başkalarına verdikleri fikirleri ve tavsiyeleri kendilerine uygulamada zorlandığını gösterir. Bu paradoks ile başa çıkabilmeniz için sizlere verebileceğim öneriler ;
Bu paradoksun aşılması için üretim firmaları aşağıdaki adımları takip edebilir:
Başarıya giden yolda özellikle de şirket vizyon ve misyonunu üstlenenlerin, HOSHIN KANRI yapan liderlerin önündeki en önemli engellerden biri bu paradokstur. Bir diğer engelden de bahsetmeden geçemeyeceğim. Benim Ali Paradoksu olarak tanımladığım durumdan. Her liderin ekibinde bir Ali vardır. Bu Ali çok başarılı bir yılı yada projeyi tamamlamıştır. Bir sonra ki projede ise başarısız olmuştur. Size yapılan geri bildirimde bu başarısızlık vurgulanmıştır. Bu durum siz de Ali’nin bir önceki başarı ile tamamladığı projeye karşı kafanızda soru işareti oluşuyorsa, işte ben bu duruma Ali Paradoksu diyorum. O yüzden sakın geçmişe dönmeyin. Öncelik son projedir. Sırasıyla şu adımları takip edin;
Bunları iyi incelemez doğru cevapları bulamazsanız gerçekten uzaklaşır ve sürdürülebilir olmayı başaramazsınız? Sizi gerçeklerden uzak geri bildirimler ile istedikleri gibi yönlendirirler. Dikkatlice ölçüp, biçmeyi unutmayın.
Sevgiyle kalın.
Ülkelerin, şirketlerin önünde seçenekler çok değildir. Hep büyümeye odaklanırlar. Stratejik yönetim planları da hep bu yöndedir. 2015 yılındanbu güne kadar başta dünyanın en ünlü akademisyenleri, ekonomistleri Çin ekonomisini ve büyümesini anlata anlata bitiremiyorlardı. Hatta öyle ileriye gittiler ki! 21. yüzyılın ortalarında Çin’in ekonomik, sanayi ve üretim büyüklüğü olarak Amerika Birleşik Devletlerini geçeceğini iddia yarışına girdiler. Ben çok onlar gibi düşünemiyoum. Belki de onlar kadar ünlü olmadığım için olabilir.
En önemli dayanaklarından biri devasa nüfusu olabilir. Ancak aynı nüfusa, nüfus yoğunluğuna sahip bölge ülkelerini hiç hesaba katmıyorlar. Aslında ben hangi ülkenin daha büyük ekonomiye sahip olduğu ile ilgilenmiyorum. Bu çok da o kadar önemli değil. Bir zamanlar üzerinde güneş batmayan imparatorlukları, 3 kıtaya yayılan padişahlıkları iyi analiz etmek gerekiyor. Burada kritik kelime DİNAMİKLEŞME. Bence ekonomik gücü hakimiyete dönüştürebilecek dinamikleşme faktörleri: Ülkelerin, şirketlerin ekonomilerinin ne kadar dinamik olduğu. Dinamizm ve ekonomik gücünün bileşimini rakipleri ve uluslararası arenada yaşanan problem karşısında ne kadar etkin kıldığı. Ülkeler için savunma sanayisine, şirketler için ise inovasyona ne kadar yatırım yaptığı. Toplumun ve şirket çalışanlarının refah ve istikrarını ne kadar güçlendirmede kullandığıdır.
Çin örneği için bugünlerde kullanılmaya başlayan “Japonlaşma” terimi bir iltifat mı yoksa tehlike işareti mi olacak yakın gelecek zaman da yorumlayabileceğiz. Japonlaşma kelimesini biri olumlu, diğeri olumsuz olan iki anlam karşılığı vardır. Olumlu olan karşılığı tabii ki dinamikleşerek durağan durumlardan güçlenerek çıkmasıdır. Diğer anlamı ise nüfusun hızla yaşlanıyor ve azalıyor olmasıdır. Almanya ikinci dünya savaşından bu tarafa bu sorunu çözebilmek için nitelikli iş gücü transferi yapmaktadır. Tabii bu aslında bir yerde yaşam ve çalışma maliyetlerini arttırmakta, rekabet gücünü zayıflatmaktadır.
Şirketler için en önemli durağanlık düşen verim, insanların durağan ve düşük tempoda çalışması, moral ve motivasyonlarının zayıflaması olurken. Ülkeler için, sağlık hizmetleri maliyetleri ile emekli maaliyetlerinin artmasıdır. Oysa gelirler ve vergiler aynı kalmaktadır. Geliri arttırmak vergileri arttırmaktan, çalışanların maaşlarını gelirlerini düşürmekten geçmez. Tek çare DİNAMİKLEŞME.
Dinamikleşme, bir sistemin veya sürecin statik veya sabit olmaktan çıkıp, değişken, hareketli veya uyarlanabilir hale gelmesini ifade eder. Bu terim, birçok farklı alanda kullanılabilir, ancak genel olarak değişim, esneklik, uyum sağlama ve yenilik anlamlarını taşır.
Bir sistem veya sürecin dinamikleşmesi, onun durağan veya sabit bir durumdan çıkarak, değişen koşullara uyum sağlayabilmesini ifade eder. Dinamikleşme, sistemlerin veya süreçlerin hızlı tepki vermesine, yeni durumları anlamasına ve buna göre davranmasına olanak tanır. Böylece, durağan bir yapıdan daha esnek, uyumlu ve verimli bir yapıya geçiş sağlanabilir.
Örneğin, bir şirketin dinamikleşmesi, değişen pazar koşullarına hızlı bir şekilde tepki verebilmesini, müşteri taleplerine uyum sağlayabilmesini ve yenilikçi çözümler üretebilmesini ifade edebilir. Bir yazılım sisteminin dinamikleşmesi ise, kullanıcı taleplerine hızlı bir şekilde yanıt verebilmesini, yeni özellikler ekleyebilmesini ve esnek bir şekilde genişleyebilmesini ifade edebilir.
Dinamikleşme, değişimin hızlanması, esneklik ve adaptasyon kabiliyeti ile ilişkilidir. Bir sistemin veya sürecin dinamikleşmesi, rekabetçi bir ortamda başarılı olabilmesi için önemli bir faktör olabilir.
Günümüzün hızla değişen dünyasında ülkeler ve şirketler, rekabet avantajını sürdürebilmek ve büyüyebilmek için dinamik bir yapıya sahip olmalıdır. Sabit ve durağan bir yaklaşım benimsemek artık yeterli değildir. Yöneticiler, dinamikleşme kavramını anlamalı ve organizasyonları için esneklik, adaptasyon kabiliyeti ve inovasyonun önemini vurgulamalıdır.
Dinamikleşme, ülkelerin ve şirketlerin değişen pazar koşullarına hızlı bir şekilde uyum sağlamasını ifade eder. Bu durum başarının anahtarı haline gelmiştir. Rekabetçi kalmak için, pazar trendlerini izlemeli, müşteri,çalışan ve halkın beklentilerini anlamalı ve buna göre stratejilerini hızlı bir şekilde revize etmelidir. Dinamik bir yapı, rekabet avantajını sürdürebilmek için pazar değişimlerini önceden görebilir ve bu değişimlere uyum sağlamak için gerekli adımları atabilir.
Dinamikleşme, ülkelerin ve şirketlerin esneklik ve adaptasyon kabiliyetini geliştirmesini gerektirir. Değişen taleplere ve koşullara hızlı bir şekilde uyum sağlayabilmesi için esnek bir yapıya sahip olmalıdır. Bu, organizasyonunuzun süreçlerini ve iş yapış şeklini yeniden düşünmeyi gerektirebilir. Karar alma süreçlerinde daha hızlı ve esnek olmak, departmanlar/bakanlıklar/kurumlar arası işbirliğini teşvik etmek, yetki ve sorumlulukları düzgün bir şekilde dağıtmak gibi adımlar, ülke ve şirketin dinamikleşme yolunda ilerlemesine yardımcı olabilir.
Dinamik bir ülke veya şirket, sürekli olarak inovasyonu ve yaratıcılığı teşvik eder. İnovasyon, yeni fikirlerin, ürünlerin veya süreçlerin geliştirilmesini ve uygulanmasını ifade eder. Yöneticiler, liderler, çalışanlarına inovasyonu teşvik etmeli, risk alma kültürünü yaygınlaştırmalı ve yeni fikirlerin ortaya çıkmasını desteklemelidir. İnovasyon, ülkenin ve şirketin rekabet avantajını korumasına ve oluşan ihtiyaçlara daha iyi yanıt vermesine yardımcı olur.
Dinamikleşme, bir ülkenin yada şirketin öğrenme odaklı bir kültür geliştirmesini gerektirir. Ülkeler ve şirketler, değişimden sürekli olarak ders çıkarabilmeli, deneyimlerini paylaşmalı ve bu deneyimlere dayanarak daha iyi bir hale gelmelidir. Çalışanların/halkın gelişimine yatırım yapmak, eğitim ve gelişim programları sunmak, değişiklikleri yönetmek için içsel bir kapasite oluşturmak dinamikleşme yolunda önemli adımlardır.
Sonuç:
Ülke ve şirket yönetiminde dinamikleşme, değişen pazar koşullarına hızlı uyum sağlama, esneklik, adaptasyon kabiliyeti, inovasyon ve öğrenme odaklı bir kültürün geliştirilmesini gerektirir. Dinamik bir ülke yada şirket, rekabet avantajını sürdürebilmek, büyüyebilmek ve başarılı olabilmek için bu kavramları benimsemeli ve uygulamalıdır. Liderler(buna o ülkenin muhalefet liderleri de dahildir.) ve yöneticiler, şirketlerinde dinamikleşmeyi teşvik ederek, geleceğe daha iyi bir gelecek için hazırlanabilirler.
Çok büyük bir firmanın HOSHIN KANRI yani STRATEJIK YÖNETİM planında gördüğüm şu vizyon beni onlara bir kez daha hayran bıraktı. “İmkansızı gerçekleştirecek bir takım kurun! Gerçek çalışma sitili olarak yaratıcılığınızı kullanın. (“Durdurun”, “Değiştirin”, “Geliştirin”)” Odağında insan olan bir vizyon. İnsana saygısı yüksek olan bir anlayış sürdürülebilir olmayı ve sürekli gelişmeyi her zaman haketmektedir.
Çin ile ilgili çeşitli senaryolar üretilebilir ama ben 2030’dan önce hiçbir senaryonun bütünsel bir gerçeklik taşımayacağını. Çin’in ilk durağan döneminde ne kadar dinamikleştiğini görmeden bugün bunları söylemenin konuşmanın yerinde olmadığını düşünüyorum. Önüne çıkan engellerden sonra ne yapacağını görmek daha iyi yorum yapmamızı sağlayacaktır.
Sevgiyle kalın.
#HoshinKanri yazı dizime sizleri şaşırtacak yeni bir başlık ile giriş yapıyorum. Bugüne kadar yazdıklarımdan anlaşılacağı üzere HOSHIN KANRI (Stratejik Yönetim) en tepeden en alta kadar strateji ve hedeflerin tam olarak iletilmesi ve en alttan bu hedef ve planlamalara uyumu gösteren geri bildirimin yapılmasıdır. Odağında insan ve insana saygı olan bu yönetim biçimi bugün artık tüm dünya firmaları tarafından kabul görmüş bir uygulama halini almıştır. 1990 lı yıllardan günümüze Türkiye’nin en büyük Holdinglerinin hepsinde kabul görmüş ve uygulanmaya başlamış ve devam etmektedir. Bu konuda özellikle 2 iş insanının öncülüğünü görüyoruz.
Biri 1996 yılında hain bir suikaste kurban giden rahmetli Özdemir Sabancı. Özellikle Stratejik yönetim anlayışı beni kendisine hayran bırakmıştı. Her zaman kendime örnek aldığım insanlardan biri oldu. Bir diğeri ise iş insanı Jan Nahum. Kendisine hayran bırakan bir çalışkanlığa sahip. Bir o kadar da zeki ve yapıcı biridir. 1996 yılında Sayın Nahum önderliğinde hazırlanmış olan Stratejik Yönetim Planı gerçekten üzerinde büyük emek harcanmış ve beni hayran bırakan bir çalışma.
Konu daha fazla dağılmadan başlığımıza geri dönelim isterseniz. Stratejik yönetimin odağında insan olduğu için özellikle CEO’ları, Yönetim Kurulu Başkanlarını ve Genel Müdürleri, kısaca Stratejik Yönetim Planı yapan insanların önündeki en önemli tehlikelerden biridir. Hatta bugüne baktığımızda Ölümcül üç hatadan biridir diyebilirim. Aslında var olmayan birinin büyük savaşta gösterdiği kahramanlıklardır. Alman yazar Raspe’nin 1785 yılında yayınladığı Baron Münchausen’in Rusya’daki Muhteşem Seyahatleri ve Mücadelelerinin anlatıldığı kitabında yarattığı kurgusal bir Alman asilzadesi olan Baron Münchausen’den almıştır. Yaşadıklarını çevresine abartılı bir şekilde anlatan Münchausen, kendini yaşananların merkezine koyan tavrıyla kısa sürede tüm hikâyelerinin yayılmasını sağladı. Birçok insan aslında kendini buldu bu hikayelerde. Olmak istedikleri kişiyi buldular. Bugün cemaat ve tarikatların peşinden koşanlarda onlara anlatılan hikayelerde kendini buluyor. Sendromun isim babası ise John Asher’ dır. 1951 yılında hastane hastane dolaşıp gereksiz yere tedavi almak isteyen bir grup için kullanmıştır Müchausen By Proxy (MBP) sendromunu.
Bir yerde yalancı mağduriyet yaratanların ne olarak tanımıdır MBP ve ciddi bir hastalıktır. Özellikle 20. yüzyıl ile birlikte bu hastalık bazı annelerde ve çocuk bakıcılarında görünür hale gelmiştir. Tedavisi ciddi zor ve uzun bir süreçtir. Bizi ilgilendiren kısmı şirketler de, özellikle de tek adam tarafından yönetilen (yönetildiği sanılan) kurumlarda oluşan etkisidir. Bir yönetici için en tehlikeli geri bildirim, yanıltıcı ve gerçekten uzak olanlardır. Birçok firmada siz problem çözmeye odaklandığınız da, kendine problem yaratıp çözdüğünü iddia edenler ile karşılaşırsınız. Bu durum da sizi gerçek problemlerden uzaklaştırır. İşte bu insanları ben Münchausen Sendromundaki kişiler olarak tanımlıyorum. Birçoğunuz onları yalaka olarak tanımlasa da, tıbbi bilimsel tanımı Münchausen Sendromu. Stratejik yönetimi hedefleyen bir şirket sahibinin, genel müdürün etrafındaki yalancı çobanlar, her şeyi kendilerinin yaptığı, tüm problemleri kendilerinin çözdüğünü iddia eden balon kahramanlardır. Şirketler için çok tehlikelidirler. Tabii ki, gruplar, holdingler, belediyeler ve hatta ülkeyi yönetenlerin önündeki en büyük tehlike budur. Liyakatsiz insanları belirli konuma gelmeleri.
Yeri gelmişken bir anımı paylaşayım sizler ile. Ben çalıştığım her firmada insan odaklı oldum. Bu yüzden aklıma gelen iyileştirme, geliştirme fikirlerini çalışanlar ile paylaşıp onların bu şekilde eğitimlerine, kendilerine güven kazanmalarına, motivasyonlarına yardımcı olduğumu düşünüyorum. Bir bölümde yaptığım gözlemler sonrasında, Takım Liderine bir ödev verdim.- Önce yapabilir misin? Diye sorup onun teyidini aldıktan sonra tabii ki. 2 hafta süren var deyip yanından ayrıldım. Tam 3. haftanın ilk günü yanlarına gittim. Tüm süreci aslında yakından gözlemledim ama hiç karışmadım. Umutsuzluğa hiç kapılmadılar ve şartları zorladılar. Son gün başardılar. Büyük başarıydı. Kimse onlara inanmıyordu. Başta da o bölümün şefi inanmıyordu. Bana sunum yapmak için de hazırlık yapmışlardı. Yanlarına gidince, benim geldiğimi gören şef arkadaş koşa koşa geldi. Daha karşıdan “Ben yaptım. Ben yaptım.” diye seslenerek. Oysa hiç inanmadığını ve uzak durduğunu gözlerimle görmüştüm. Hiç reaksiyon göstermeden, “Peki anlat bakalım.” dedim. Başladı anlatmaya daha 3. cümlesinde, “Pardon araya giriyorum ama bir soru sorabilir miyim?” dedim ve son derece basit ama sadece uğraşan birinin cevap verebileceği soru karşısında duraksadı ve sustu. Teşekkür ederek takım liderini çağırdım ve ondan anlatmasını istedim. Hiç takılmadan tüm sorulara da cevap vererek anlattı. Burada şef pozisyonunda yer alan arkadaş aslında bire bir Münchausen Sendromunun bire bir örneğidir.
Bu sendroma sahip kişileri doğru tespit ederseniz, onlar ile yollarınızı ayırmak yerine farkındalık yaratıp tedavi olmalarına ve bu hastalıktan kurtulmalarına yardımcı olabilirsiniz. Bunun en kolay yolu ise şirket için terfi kriterlerinde yatar. Benim nacizane tavsiyem şirket içi terfi de bir üst pozisyonun kabulüdür. Yani bir takım lideri şef pozisyonuna aday gösteriliyorsa, şirketteki tüm şeflerden (Bölüm ayırmaksızın) uygunluk ve olur alması gerekir. Benim terfi kriterimde;
Takım Lideri – Şef (Grup Lider) : En az 3 farklı takımı başarı ile yönetmiş olmak, son 3 sene minumum 2 A bir B performans almak.
Şef – Müdür : En az 3 farklı bölümde şeflik yapmış olmak ve hepsinde A performansa layık görülmek, 3 sene minumum 2 A bir B performans almak.
Terfi edemeyen ama gelişime açık ve öğrenme istekli olanları oryantasyona tabii tutarak gelişimine yardımcı olmak. Bazen başarılı olsa da öğrense ve gelişse de pozisyon olmadığı için yükselemeyenlere Kıdemli Şef, Kıdemli Müdür ünvanı verirdim. Bir yerde çabalarını ödüllendirmek ve onları gururlandırmak için.
Sevgiyle kalın ve Münchausen Sendromundan uzak bir iş hayatınız olsun…
Durun hemen heyecanlanmayın. “Tuttu Fırlattı” bir SUMO güreşi terimidir. Global dünyada SUMO güreşi de tıpkı HOSHIN KANRI gibi popülerliği hızla artıyor. HOSHIN KANRI’nin gizemli, gizli ve sır yaklaşımları ilgi çekse de yakalanması ve uygulanması gerçekten zor. Sürdürülebilir olmaktan çok uzak. Geçtiğimiz günlerde daha bırakın popüler olmasını neredeyse çok az kişi adını duymuş olmasına rağmen TOFAŞ gibi çok büyük bir firmada 90′ lı yıllarda başarı ile uygulandığını görmek beni şaşırttı, sevindirdi ve de yaygınlaşmaması üzdü.
Birçok kişi HOSHIN KANRI uygulamasını çok basit zannediyor. Yaptıklarına inanıyorlar. İnternette gezindiğinizde polüler beğeni almış bir çok sayfa ve yazı görüyorsunuz. Oysa bu tam olarak sokak arasında arkadaşlarınızla futbol oynayıp da kendinizi Real Madrid takımında forma giymeye layık görmeye benziyor.
Geleneksel SUMO teknikleri ile HOSHIN KANRI teknikleri arasında hareket ve strateji benzerlikleri vardır.
İşte bazı temel sumo teknikleri:
TOYOTA Grubun geliştirdiği “Operasyonel Standartlara” çok benziyor. MAST (Management Quality, Advanced System) yani Operasyonel Standartlar, yöneticilerin Toyota’nın temel değerlerine bağlı kalarak çalışanlara liderlik etmelerini, sürekli iyileştirmeyi teşvik etmelerini ve kaliteyi sağlamalarını sağlamak için tasarlanmış bir sistemdir.
MAST’ın ana unsurları aşağıdaki gibi özetlenebilir:

Hoshin yapmak mahalle maçında oynamaktan çok farklıdır. Yazılarımda özellikle belirtiyorum. Hoshin merkezinde insan olan stratejik planlamadır. İnsan Otonomasyonu, Dinamikleşme ve Takım çalışması olmazsa olmazınızdır. Hoshin yaptığını iddia eden birçok firmada gördüğüm en önemli problerin başında insan gelmektedir. Çoğu firma çalışanlarında “İMPOSTOR SENDROMU” oluşmasına neden olmaktadır.
Bu yüzden firmalar birçok başarılı ve zeki çalışanını kısa sürede kaybeder. İmpostor sendromu kişinin kendini başarısız gördüğü ve işe yaramaz olarak düşündüğü durumdur. Sık sık başarılı çalışanlarını kaybeden ve giderse gitsin yerine yenisini alırım diye düşünen firmaların yarattığı istenmeyen durumdur. Geride kalan çalışanlar keyifsiz, isteksiz ve kanıtlanmıştır ki sadece yüzde 10 verimle size hizmet ederler. O yüzden başarının ödüllendirilmesi, fark edilmesi son derece önemlidir.
İmpostor Sendromu olan kişiler genellikle başarılarını şans, diğer insanların yanıltması veya çevresel faktörlerle açıklarlar.
Bu durum, birçok olumsuz etkiye neden olabilir. İmpostor Sendromu olan kişiler sürekli olarak kendi yeteneklerini sorgular, kendilerine olan güvenlerini kaybeder ve başarılarını inkar ederler. Bu da kişinin kendini geri tutmasına ve potansiyelini tam olarak kullanamamasına yol açabilir.
İmpostor Sendromuyla başa çıkmak için bazı adımlar atabilirsiniz:
Üretim yapan işletmelerde İmpostor Sendromuyla mücadele etmek, çalışanların kendilerine olan güvenlerini artırmak ve verimliliği artırmak için önemli bir adımdır. İşletmeler, çalışanlarının İmpostor Sendromuyla başa çıkmasına yardımcı olmak için şu yöntemleri kullanabilir:
İşletmenizde sürdürülebilirliği sağlamanın en önemli yollarından biridir.
Bugün yazım biraz uzun oldu. Ama konu oldukça önemliydi.
Sevgiyle kalın. Okuyup beğendiyseniz yorum yapın, sosyal medya gruplarınızda, arkadaşlarınızı arasında paylaşın.
İlkokul yeni bitmiş, Eylül’de ortaokula başlayacaktım. Mahallede her çocuğun bilyalı bir kızağı vardı. Sokağın yukarısında üstüne otururlar, kayarak en sona kadar inerlerdi. Hergün bir yarış halini almıştı. Erol’ün bilyalısı en havalı olandı. Ali kilolu olması nedeniyle bir haftada 2 kızak parçalamıştı. Sadece Avni ile bende yoktu. Rahmetli babam sordu, “oğlum sana da bilyalı kızak yapayım mı?” diye. Ben atölyeye gelip kendim yapacağım, dedim.
Karoser atölyemiz vardı bizim. 10 yaşında öğrenmiştim kaynak yapmasını. İki parçayı birleştirmesini. O sene çok moda olmuştu bilyalı kızak. Aşağıdaki fotoğraf internetten alıntıdır. Ben bir iki deneme yapmıştım. Rahat edememiştim. O zamanlar sokaklar böyle asfalt değildi. Hoplaya zıplaya aşağıya kayıyoruz belli bir hıza ulaştığımızda ise kontrolü kaybediyorduk. Hatta Oya parketmiş bir aracın altına girmişti. Üstü başı çizik içinde kalmıştı. Figen korkusundan binemiyordu biliyorum, sürekli hadi saklambaç oynayalım diyordu.

Bütün problemleri kafamda tek tek not ediyordum. Yere çok yakın olduğu için sürüş rahatlı hiç yoktu. İpi sağa sola çekerek yön verdiklerini sanıyorlardı, oysa belki sokağın başında işe yarasa da bir süre sonra sadece görüntü veriyordu. Tahta çok çabuk deforme oluyordu. Atölyemize gittim ve 10x10x0,8 mm kutu profil den yaptım ana taşıyıcıyı. Bilyaları takacağım profilleri 13mm dış çaplı borudan kestim. Bilyaları da ona göre seçmiştim. Önde iki bilya arası açıklık arkadaki açıklığın yarısı olarak düşündüm. Yol tutuşun daha rahat olacağını hersaplamıştım. Oturmayı sevmediğim için ayakta kullanmayı planlamıştım. Yön verme işini bisikletten esinlendim. Ama tüm parçaları bir araya getirmede, beceremediğim, yetemediğim her nokta da rahmetli babamın yardımını aldım. Benim bilyalı kızağım, bugün sizlerin scooter dediğiniz nesnenin neredeyse birebir aynısı olmuştu.
Mahalledeki herkes bindi benim bilyalı kızağıma. Kullanımı çok daha kolay ve daha güvenliydi. Hatta hiç sevmediğini söyleyen Figen bile defalarca binmişti. Her seferinde kahkahalar atarak sevinç çığlıkları atıyordu. Şimdi nereden çıktı bu hikaye diyeceksiniz. Bu bizim meşhur bilyalı kızaklarımız, hani şu nostalji de kaldı sandığımız. Sizlerin bugün sccoter olarak ifade ettiği en popüler şehir için ulaşım aracı oldu. 2021 yılında pazarın büyüklüğü 100 milyar Euro’yu buldu. 2030 da bu pazarın %30 da büyüyerek 130 miyar Euro olacağı tahmin ediliyor. Benim tahminim ise pazar 2025 yılında 130 milyar Euro olacak ve büyümeye devam edecek.
Şuan pazarda tüm büyük firmalar hızla yerini alıyor. 2021yılında pazar büyüklüğünü duyan hemen yerini almaya başladı. Kimler yok ki. Gelin sırasıyla devler ligine ve popüler ismiyle emobility scooter pazarına bakalım. İlk sırada TOYOTA var. TOYOTA Ekim 2021 de duyuru yaptı. Bu segmentteki ilk ürünü C+ WalkT modelini tanıttı. 2022 de Japonya’da 2023 te ise Avrupa da pazara süreceğini ilan etti.


TOYOTA da piyasaki modelleri ve kullanım amaçlarını inceleyerek kendine özgü bir araç yaratmış. Hedef kolay kullanmak. ama araç oldukça küçük sadece bir insanın kaplıyacağı kadar büyüklükte. İnsanların yürüyüş hızına adapte olabiliyor böylece yan yana yürüme hızında sohbet ederek gidebiliyorsunuz. Engel algılama özelliği ile önünde yürüyen insanlara.
YAMAHA TriTown modeli ile pazarda farklı bir yaklaşım sergiliyor. “Eğilen ama düşmeyen bisikletler” sloganı ile göze hitap eden kendine özgü bir model yaratmış. Emin olun tasarım yarışması yapılsa tüm modeller arasında açık ara benim oyum TriTown modeline. Şasinin görünümünden ve verdiği histen, hareketinden ve kullanım kolaylığından çok net bahseden bu tasarımla TRITOWN, günlük işleri duygusal ve dinamik bir kişisel hareketlilik deneyimine dönüştürebilir.

Avrupa fabrikalarını kapatarak küçülmeye giden HONDA “Striemo” firmasına yatırım yaparak bu sektör de ben de varım diyor. HONDA, katlanabilir modeli, 3 farklı hız modu ve tek şarj ile 30 km menzili ile rakiplerinin gözünü korkutuyor.

Bir başka otomotiv devi Volkswagen Grubu da bu yarışta yerini alıyor. Bugün özellikle dünya nüfusunun yarısından fazlasının kentlerde yaşadığının bilincinde olan VOLKSWAGEN grubu, kent için ulaşımda yakın geleceğin rakipsiz liderinin öncülerinden olma çabasında. Volkswagen markası, oldukça uzun bir süredir kompakt Cityskater’ı geliştiriyor. Cityskater’ın arka tekerlekteki elektrik motoru 350 Watt’a kadar güç geliştiriyor. Lityum-iyon pil 200 Wh’ye kadar şarj edilebilir. Şehir içi hareketlilik için önemsiz değil: Geleneksel bir ev prizinde (230 volt) bir saatten daha kısa bir sürede pil yeniden yüzde 50 oranında şarj olur. Ayrıca Cityskater katlandığında bagaja sığıyor ve 15 kilogramın altındaki ağırlığı ile metroda da rahatlıkla götürülebiliyor. Bu grubu diğerlerinden ayıran ve öne çıkaran bir diğer özellik ise birden fazla model ile pazarda yer alması. Cityskater‘ın yanı sıra, THE STREETMATE, THE VOLKSWAGEN CARGO E-BIKE, THE AUDI E-TRON SCOOTER ve SEAT MINIMÓ modelleri var. Özellikle Cargo e-bike piyasayı altüst edecek bir mobilite aracı olacak.


BMW ve MERCEDES BENZ gruplarıda çok sade modelleri ile bu yarışın içinde yer alıyorlar. Görsel MERCEDES AMG grubunun tasarımına aittir.

RENAULT Grubu da tıpkı güçlü rakibi VOLKSWAGEN grup gibi birden fazla model ile şehir için mobilite yarışına katılmış durumda. Bu yarışta Nino Robotics ile işbirliği içindeler.
STALLENTIS ise yeni FIAT 500 den esinlenerek yarattıkları MICRO mobility aracı ile hedef yükselttiler.

FORD “Spin” modeliyle yer alacak.
Fakat sizi asıl şaşırtacak olan ise artık herkesin bir FERRARI aracı olabilecek. Evet evet FERRARI de bu yarışta varım dedi. İlk müşterilerinden biri ben olabilirim sanırım. Benim de bir FERRARİ’ im olacak sonunda.

Sevgiyle kalın. Sürdürülebilir bir iş hayatı istiyorsanız HOSHIN yapmayı, Stratejik Planlama ve vizyonu unutmayın!
Hoshin Kanri / Stratejik planlama ve sürdürülebilir başarı üzerine yazmaya devam ediyorum. Bugün özellikle otonomi yani insan otonomasyonu üzerinde durmaya devam edeceğim. İnsan olmadan ne başarı ne de sürüdürülebilirlik olamaz. Yapay zekaya eğer insana saygıyı öğretemezseniz, önce yerinizde saymaya sonra da uçurumdan aşağıya biran da düşersiniz.
Sahiplenme etkisi, psikolojik ve davranışsal ekonomi alanında incelenen bir fenomendir. Kişilerin sahip oldukları bir maldan, eşyadan vazgeçmek istememeleri ve değerini daha çok arttırma çabasına girmeleri olarak da tanımlayabiliriz. Evde kurtulamadığınız kıyıp veremediğiniz eşyaları düşünün. Aslında bu etkinin getirdiği alışkanlıkları, yaptığımız pazarlıklar ile de açıklayabiliriz. Sahip olmak istediğimiz şeye en ucuza, en uyguna almaya çalışırken, elimizdekilerin ise paha biçilmez olduğunu düşünürüz. Küçük bir anektod paha biçilmez olan tek şey bilgidir. Bilim ise hergün o bilginin gelişmesini, değişmesini sağlar. O yüzden bilgimi, bildiklerimi geliştirmek için sürekli paylaşırım, hergün yeni birşey araştırmaya çalışırım. Bildiklerimin, tecrübelerimin çoğunu hiçbir karşılık beklemeden paylaştım.
Hoshi bir başlangıç. Bu başlangıçta Japonların Catchball tekniği bile zaman zaman yetersiz kalmaktadır. Bu arada çocukken oynadığınız İstop aslında bir catchball tekniğidir. Hoshin planına tüm çalışanların sahiplenmesi ve değerini arttırmak için çabalamaları gereklidir. Problemleri bulup çözmek sadece bir adımdır. Çalışanlara saygı göstermekte sahiplenme duygusunun ilk adımıdır. Apple mağazalarında satışı arttırmak için sahiplenme etkisini kullanırlar. Aşağıdaki bu yazı size bunu çok güzel açıklamaktadır.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/878513
Tabii sadece bu değil Alphan Manas Beyin de söylediği gibi laptop ve tablet ekranlarını özellikle 76 derece de tutuyorlar. Böylece insanların ekranı düzelterek incelemesini sağlıyorlar. Bu da onlardan sahiplenme duygusu yaratıyor.
Üretim yapan bir firmada çalışanlarda endowment etkisini yaratmak için aşağıdaki yöntemleri uygulayabilirsiniz:
Yukarıdaki yöntemler, çalışanların işlerini daha fazla sahiplenmelerini teşvik etmeye yardımcı olabilir. Ancak, her şirketin ihtiyaçları farklı olduğu için uygulanacak yöntemleri, şirket kültürüne, sektöre ve çalışanların özelliklerine uygun olarak güncellemek gerekiyor.
Hoshin Kanri ve endowment etkisi, farklı yönetim ve psikoloji kavramlarıdır. Hoshin Kanri, stratejik planlama ve performans yönetimi sürecini yönlendiren bir yönetim yaklaşımıdır. Endowment etkisi ise psikolojik bir fenomen olarak, insanların sahip oldukları şeylere değer biçme eğilimini ifade eder.
Hoshin Kanri, bir şirketin stratejik hedeflerini belirlemek, bu hedeflere yönelik faaliyetleri planlamak ve izlemek için kullanılan bir sistemdir. Bu yaklaşım, tüm çalışanların şirketin hedeflerine katkıda bulunmalarını ve iş süreçlerini bu hedeflere yönlendirmelerini teşvik eder.
Endowment etkisi ise bireylerin sahip oldukları şeylere daha fazla değer atfetme eğilimini ifade eder. Bu etki, sahip olunan bir şeyin değerinin, aynı şeyin satın alınması durumunda hissedilen değerden daha yüksek algılanmasına neden olur.
Hoshin Kanri ve endowment etkisi farklı kavramlar olmasına rağmen, bir şirketin stratejik planlama ve performans yönetimi sürecinde endowment etkisinden faydalanılabilir. Örneğin, çalışanlara stratejik hedeflere yönelik projeler veya görevler verildiğinde, bu çalışanlar projelere ve görevlere daha fazla sahiplenme eğiliminde olabilirler. Sahip oldukları projelere ve görevlere daha fazla değer biçerler ve daha yüksek bir motivasyonla çalışırken, endowment etkisinden faydalanmış olurlar.
Ancak, endowment etkisiyle birlikte Hoshin Kanri sürecini kullanırken dikkatli olunması gereken noktalar da vardır. Örneğin, çalışanların sahip oldukları projelere veya görevlere aşırı bağlanmaları, değişime direnç göstermeleri veya alternatif fikirlere kapalı olmaları gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Bu nedenle, stratejik hedeflere bağlılık ve sahiplenmeyi teşvik ederken, aynı zamanda esneklik, açık iletişim ve çeşitliliğe de önem vermek önemlidir.
Sonuç olarak, Hoshin Kanri ve endowment etkisi farklı kavramlar olsa da, stratejik planlama ve performans yönetimi sürecinde çalışanların sahiplenme eğiliminden faydalanılabilir. Ancak bu süreçte denge sağlamak ve çalışanların esneklik ve açık iletişim yeteneklerini de desteklemek önemlidir.
Eğer iletişim yeterince açık olmazsa şundan emin olabilirsiniz; firmanız çok hızla MUSHROOM TEORISI kapsama alanına girer.
KPI’lar (Key Performance Indicators) performans ölçütleridir ve organizasyonun hedeflerine ulaşma derecesini değerlendirmek için kullanılır. Endowment etkisi ise sahiplenme eğilimiyle ilgili bir psikolojik fenomendir. KPI’lar ve endowment etkisi farklı kavramlar olsa da, bir organizasyonda birlikte çalışabilirler. Ancak, bazı noktalara dikkat etmek önemlidir.
KPI’lar, belirlenen hedeflere ulaşılmasını ölçmek için kullanılır ve performansı değerlendirirken objektif verilere dayanır. Endowment etkisi ise kişisel algılar ve değerlendirmeler üzerinde etkili olan bir psikolojik faktördür. İki kavram arasındaki etkileşim, çalışanların performans hedeflerine bağlılıklarını ve sahiplenme eğilimlerini etkileyebilir.
Endowment etkisi, çalışanların sahip oldukları şeylere daha fazla değer atfetme eğilimini ifade ederken, KPI’lar objektif hedeflere odaklanır. Endowment etkisi, çalışanların performans hedeflerini daha fazla sahiplenmelerine ve üzerlerinde daha fazla kontrole sahip hissetmelerine yol açabilir. Bu durumda, çalışanlar performanslarını artırmak için daha fazla çaba sarf edebilirler.
Ancak, endowment etkisiyle birlikte KPI’ları kullanırken dikkate almanız gereken bazı noktalar vardır:
Sonuç olarak, KPI’lar ve endowment etkisi bir organizasyonda birlikte çalışabilir.
Tabii HOSHIN KANRI yapmak, STRATEJIK VIZYOn ve PLANLAMA yapmak istiyorsanız, Musashi Miyamoto’nun da dediği gibi; “Bin yıllık yolu adım adım yürümeyi göze alacaksınız!”
Adım adım yürüme ilkesinin temel adımları şunlardır:
Sevgiyle kalın ve bilginizi arttırmaya devam edin.
“Olduran Proje NUMMI” ve “Solduran Proje” başlığı altında iki yazı yazdım bu sayfada sizlere. Bazen iyi niyet yetmiyor. Bugün burada size iki proje arasındaki farkları, problem olan noktaları kendi tespitlerimle birlikte anlatacağım.
Her iki projede büyük emek harcanak, iyi niyetle başlatılmışlardı. Her ikisi de üretim için esnek uygulamalara ve yalın sisteme sahiptiler. Esnek terimini üretimi yönetmek için yalın kelimesinden biraz daha fazla seviyorum. Başlarda başarılı giden, birbirleriyle yarışan bu iki proje tamamen farklı sonuçlara ulaşmışlardı.
1999 yılında Saturn projesini yerinde inceleyen, MIT’ den Thomas A. Kochan proje hakkında şunları rapor etti:
“Taraflar üstten alta doğru, birbirlerini güçlendiren bir sarmalın içine girmişlerdi. Sendika, Saturn yönetimindeki liderlik ve karar verme gücü eksikliği yüzünden hayal kırıklığına uğramıştır. Çalışma alanında ortaklık anlayışı askıya alındı. İşçiler de satışların ve üretimin düştüğünü gördükçe demoralize oldular. İlişkiler bozuldukça geleneksel kalıpların içine girmeye başladırlar. Bu yüzden, performans inişe geçti, ardından maliyetler ve yönetimin hayal kırıklığı daha da arttı.”
Kochan, bu tespitlerinde çok haklı. İşte bu yüzden de ben Saturn için KABUKİ MAKYAJI yapılmış bir proje terimini kullanıyorum. Olduran ve Solduran tabirleri de Kabuki tiyatro oyunundaki 2 ana temel olgudur. Sizi karnınıza ağrılar sokacak derecede kahkahalar attırırken bir an herşey değişir ve gözünüzden yaşlar süzülmeye başlar.
Kabuki makyajı silinip akınca yüzünden Saturn projesinde KABUKİ SENDROMU olduğu ortaya çıktı. Herkesin makyaj sandığı aslında başlı başına bir tepkisizlik sendromu idi. Başlarda yakalanan başarı baş aşağı gidişe dönüşmüştü. Bir şirket için en yaralayıcı durum budur. Her şirketin, işletmenin bir DNA’sı vardır. Bu DNA X kromozoni ile şirketin içinde bölümden bölüme aktarılır.
General Motors’ un (GM) bu X kromozonu NUMMI projesine aktarılmamışmıydı. Neden sadece Saturn’ de bu durum ortaya çıktı. Aslında GM bilerek NUMMI fabrikasını ortak proje için seçmişti. NUMMI’de sendika ile GM arasında büyük sorunlar vardı. TOYOTA için ise Amerika’yı ve sendika anlayışını öğrenme imkanı doğmuştu. TOYOTA NUMMI de öğrendiği ve not aldığı tüm problemleri Georgetown fabrikasında çözerek işe başladı. Kısaca Saturn projesine yapılan KABUKİ Makyajı çok kısa bir mutluluk ve başarı getirmiş kısa bir süre sonunda Sendroma dönüşmüştü.
Aslında sadece görüntü değil sistemde gelişmiyor ve büyümüyordu. Üretim esneklikten uzaklaşırken, problem çözme yetenekleri kaybediyor ve zeka gelişimi tıpkı finansal gelişimi gibi gerilemeye başlıyordu. Fabrikanın; Üretim, Finans fonksiyonlarının yanı sıra, kalite, tedarik, lojistik ve satış fonksiyonları da otoimmun (Toyota yalın sistemindeki probleme karşı geliştirilen özbağışıklık.) özelliğini gittikçe kaybediyordu. Çok basit konular bile çözümsüz kalıyordu. Çalışan ile üst yönetim arasında ulaşılmaz bir uçurum oluşuyordu.
KABUKİ Makyajında renkler çok önemlidir. Her renk ayrı bir anlam taşır. Renklerin psikolojik etkisi vardır. Bu yüzden GÖRSEL FABRİKA oluştururken seçeceğiniz renkler üst yönetim ile hatta çalışan takım üyeleri arasında bağ oluşmasını sağlar. Sarı ve turuncu renkler güvenlik için kullanılırken, diğer renklerin anlamları;
Bu sadece problemlerden biriydi. Asıl büyük problem Toyota sisteminde Hoshin Kanri olarak tanımlanan strtejik planlamanın en üstten en alta kadar yayılamıyordu. Çalışanlar VİZYON ve MİSYON dan habersiz sesleri duyuramıyorlardı. Bu durum aslında insana, çalışana gösterilmeyen saygının net belirtisiydi. Tüm çalışanlarda moral ve motivasyonlarını kaybetmişlerdi.
TOYOTA stratejik planlama ile tüm sistemi birbirine bağlıyordu. Her bölüm tıpkı insan vücudunun bir organı gibi hareket ediyordu. Üretim Planlama bölümünün görevi tüm vucutta kan akışını sağlıyordu. Her organın beslenmesinin görevini üstlenmişti. Vizyon özellikle üst yönetimin duygularını işe yansıtmasıydı. Catchball yönetimi ile hedefe ulaşırken kademe kademe bireysel takım üyelerine kadar ulaşmak ve geri bildirim alabilmektir. Key Performance Indicator (KPI) oluşturarak sistemi koruma altına alıyordu.
NUMMI ile SATURN arasındaki bir değir farkta Shitsuke yani sürdürülebilir bir disiplin anlayışının sağlanmasıydı. Bugün sadece bu projeler için değil tüm iş hayatı ve özel hayat için gereklidir. Sürdürülebilir disiplin anlayışı çevreden tutunda, insan, tedarik, iş güvenliği, Kar/maliyet, kalite ve üretim için çok önemlidir. Sadece biri dahi duraksasa kazandıklarımızı kaybetmemiz tahmin bile edemeyeceğiniz hızda gerçekleşir. Murphy kanunları anında devreye girer.
Bu iki proje arasında sekteye uğrayan en önemli diğer iki faktörde JIDOKA (İnsan Otomasyonu) ve VALUE STREAM MAP (Parça Bilgi Akış şeması) eksikliğidir. TOYOTA anlayışında en kritik konumda yer almaktadır. Hatta çalışan takım üyelerine sistemi durdurma yetkisi vermeyi kolay kolay üst yönetimler kabul etmemektedir. Parça Bilgi akış şeması çizmeden fabrika yerleşimi yaptığını iddia edenler sadece kendilerini kandırmakta ve başarısız olma ihtimallerini yükseltmektedirler.
Bu yazıyı öncelikle bu karşılaştırmamı yapmamı teşvik eden bir hocama teşekkür ederek bitirmek istiyorum. Benim Lise yıllarımda Bursa’lı gençlerin “Beyaz Gölgesi” Yalçın İpbüken hocama saygı ve teşekkürlerimi sunuyorum. Bursa TOFAŞ Basketbol şubesinin kurulmasında gösterdiği caba sayesinde TOFAŞ Yıldız Basket takımında oynarken tanımıştım onu.
Sevgilerimle
Bu sefer iki bölüm halinde bir başarı projesini anlatacağım sizlere. New United Motor Manufacturing Inc. (NUMMI) bir TOYATA ve General Motors ortak projesiydi. Japonya’da kaderi değiştiren TOYOTA dünyaya açılmaya karar vermişti. Amerika’da ilk FORD Motor’un kapısını çaldı. Tam sona yaklaşırken aniden dümeni General Motors’a kırdı. General Motors için çok cazip bir durumdu. Saturn projesi ile Toyota tarzı üretim sistemi kurmak isteyen firma yapılan teklifi hemen kabul etti.
Bu sayede daha hızlı öğrenecek ve uygulayacaklardı. General Motors’un tek istediği Freemont’ta büyük zarar ile kapatmak zorunda kaldığı fabrikada bu işin yapılmasıydı. Orada çalışan 4000 işçininde yeni oluşumda kalmasını istiyordu. General Motors tarafından bakıldığında son derece zekice bir hamleydi. Burada öğrendiklerini hem Saturn projesinde hem de diğer tüm fabrikalarında uygulayabileceğini düşünüyordu. TOYOTA için ise tüm dünyaya karşı bir meydan okumaydı. Özellikle de teknoloji devi Amerika’ya karşı.
TOYOTA’nın bu mücadelesinin arkasında aslında Hiroşima ve Nagasaki sonrası yaşanan hikayeler saklı. Tıpkı adının anlamı ışık olan ünlü müzisyen Hikari’nin hikayesi gibi. Yazıyı okurken kulağınızın da pası silinsin.
Mücadele etmeyi, vazgeçmemeyi, devamlılığı ama hepsinden önemlisi insana saygıyı öğrendiler.
NUMMI projesinde Amerikan yetkilileri 1982 senesinde izin verdikten tam 8 ay sonra General Motors tarafından üretilen tarihindeki en kaliteli araba Nova banttan indi. Proje sonuçlanana kadar da bu başarı sürdü. Bu başarının ardında 2 güçlü neden yatmaktaydı.
İlk güçlü neden, İnsan ve insana olan saygı.
İkinci güçlü neden, Hoshin planlama ve stratejik öngörüler.
Bugün bu yazı odağı insan ve insan kaynağı olan bir yazı olacak. Toyota bu çok özel proje için “Canavar” lakaplı Nate Furuta’yı seçiyor. Furuta San’ın en önemli görevi özellikle odağı insan olan Toyota Üretim Sistemini (TÜS) kurmak. NUMMI projesinde UAW, GM ve TOYOTA neredeyse eşit ortaklık payına sahipler. Bu projede o kadar başarılı oluyor ki! TOYOTA Kentucky Georgetown fabrikasının kuruluşunda da Furuta San’a görev veriyor.
Bu dönemde özellikle dikkati çeken bazı rakkamları sizlerle paylaşmak istiyorum.
Development Dimensions International (DDI), liderlik değerlendirmesi ve geliştirme konusunda uzmanlaşmış küresel bir yetenek yönetimi danışmanlık firmasıdır. DDI 1970 yılında kuruldu ve o zamandan beri yetenek yönetimi alanında önde gelen bir oyuncu haline geldi. Özellikle şu konularda büyük destek aldılar;
Bir bireyin/çalışanın liderlik potansiyelini, becerilerini ve yeterliliklerini değerlendirmek için tasarlanmış bir dizi liderlik değerlendirme aracına ihtiyaç vardır;
Targeted Selection®: Bu değerlendirme aracı, adayların belirli rollere uygunluğunu değerlendirerek kuruluşların seçim sürecinde bilinçli kararlar almasına yardımcı olur. Rolde başarı için gereken temel yetkinlikleri değerlendirir ve iş performansını tahmin eder.
Leadership Mirror®: Bu 360 derecelik geri bildirim aracı, liderlere güçlü yönleri ve gelişim alanları hakkında içgörü sağlar. Bir liderin etkinliğine ilişkin kapsamlı bir görüş sağlamak için meslektaşlar, astlar ve amirler dahil olmak üzere birçok kaynaktan geri bildirim toplar.
Etkileşim Yönetimi®: Bu değerlendirme aracı, kişiler arası becerilere odaklanır ve liderlere iletişim, koçluk ve işbirliği becerileri hakkında geri bildirim sağlar. Liderlerin, ekipleri ve paydaşlarıyla etkili ilişkiler kurmak için gerekli becerileri geliştirmelerine yardımcı olur.
Business Impact Leadership®: Bu değerlendirme aracı, bir liderin davranışlarının iş sonuçları üzerindeki etkisini ölçer. Liderlerin sonuçları nasıl yönlendirdiğini, kararlar aldığını ve stratejik hedeflere ulaşmak için başkalarını nasıl etkilediğini değerlendirir.
Uyarlanabilir Muhakeme Testi (ART): Bu bilişsel yetenek değerlendirmesi, bir adayın problem çözme ve eleştirel düşünme becerilerini ölçer. Analitik muhakeme ve karar verme becerileri gerektiren karmaşık rollerde bir adayın başarı potansiyelini tahmin etmeye yardımcı olur.
Başarı Profilleri®: Bunlar, bir kuruluş içindeki belirli rollerde başarı için gereken davranış ve becerileri tanımlayan özelleştirilmiş yetkinlik modelleridir. Başarı Profilleri, bireylerin bu tanımlanmış yetkinliklere göre değerlendirilmesine ve geliştirilmesine yardımcı olur.
Kuruluşların uygulamayı düşünebilecekleri etkili halefiyet yönetimi stratejilerine ilişkin birkaç örnek aşağıda verilmiştir:
Yüksek Potansiyelli Çalışanları Belirleme: Yedekleme yönetiminin önemli bir yönü, gelecekteki liderlik rollerini üstlenme potansiyeli yüksek çalışanları belirlemektir. Bu, gerekli becerileri, yetkinlikleri ve liderlik potansiyelini sergileyen bireyleri belirlemek için performans değerlendirmeleri, değerlendirmeler ve 360 derece geri bildirim gibi yetenek tanımlama süreçlerinin uygulanmasını içerir.
Liderlik Geliştirme Programları: Kuruluşlar, potansiyel halefleri yetiştirmek ve geliştirmek için yapılandırılmış liderlik geliştirme programları oluşturabilir. Bu programlar, belirlenen yüksek potansiyelli çalışanların liderlik yeteneklerini geliştirmek için eğitim atölyeleri, mentorluk, koçluk, iş rotasyonları, esnek görevler ve eğitim fırsatlarını içerebilir.
Yedekleme Planlaması ve Yetenek İncelemeleri: Düzenli yedekleme planlaması ve yetenek inceleme oturumları, kuruluşların mevcut yetenek havuzlarını değerlendirmelerine ve liderlik rollerindeki potansiyel boşlukları belirlemelerine olanak tanır. Kuruluşlar, kritik rolleri ve halefleri önceden belirleyerek proaktif olarak bireyleri gelecekteki liderlik pozisyonları için geliştirebilir ve hazırlayabilir.
Bilgi Transferi ve Mentorluk: Kıdemli liderler ve potansiyel halefler arasında mentorluk ilişkileri kurmak ve bilgi transferi girişimlerini uygulamak, bilgi, uzmanlık ve kurumsal içgörülerin sorunsuz bir şekilde geçişini sağlamaya yardımcı olabilir. Bu, resmi mentorluk programları, iş gölgeleme veya bilgi paylaşımını kolaylaştıran özel projeler aracılığıyla yapılabilir.
Yedek Aday Gelişim Planları: Potansiyel halefler için bireyselleştirilmiş gelişim planları geliştirmek, onların gelecekteki liderlik rolleri için gerekli olan gerekli beceri, bilgi ve deneyimleri edinmelerine yardımcı olabilir. Bu planlar, hedeflenen geliştirme faaliyetlerini, performans hedeflerini ve potansiyel haleflerin büyümesini ve hazır olma durumunu desteklemek için devam eden geri bildirimleri içermelidir.
İşlevler Arası Deneyimler: Potansiyel ardıllara kuruluş içindeki çeşitli işlevlerde ve departmanlarda deneyim kazanma fırsatları sağlamak, bakış açılarını genişletebilir ve bir bütün olarak iş anlayışlarını geliştirebilir. Organizasyonun farklı alanlarına maruz kalmak, karmaşık organizasyon zorluklarını etkili bir şekilde yönetebilen çok yönlü liderler geliştirmeye yardımcı olabilir.
Sürekli Değerlendirme ve İzleme: Yedekleme yönetimi, sürekli değerlendirme ve izleme gerektiren devam eden bir süreçtir. Kuruluşlar, ardıl yönetim stratejilerinin ilerlemesini ve etkinliğini düzenli olarak değerlendirmeli, gerektiğinde ayarlamalar yapmalı ve değişen iş ihtiyaçları ve öncelikleriyle uyum sağlamalıdır.
Bu örneklerin ayrıntılı olmadığını ve uygulanan belirli stratejilerin kuruluşun benzersiz bağlamına, hedeflerine ve kültürüne bağlı olarak değişeceğini belirtmek önemlidir. Başarılı bir halefiyet yönetimi, sağlam bir liderlik hattının geliştirilmesini teşvik ederken, kuruluşun özel ihtiyaçlarını karşılayan kapsamlı ve özel bir yaklaşımı içerir.
Halefiyet (Bir kişinin yerine geçme) özellikle oryantasyon programları için çok önemlidir.
Kuruluşların çalışan seçim sürecinde verebilecekleri bazı karar örnekleri aşağıda verilmiştir:
İşe Uygunluk Değerlendirmesi: Kuruluşlar genellikle bir adayın belirli bir role uygunluğunu becerilerini, niteliklerini ve deneyimlerini değerlendirerek değerlendirir. Bu karar, adayın işi etkili bir şekilde yerine getirmek için gerekli bilgi, uzmanlık ve yetkinliklere sahip olup olmadığının belirlenmesini içerir.
Kültürel Uyum Değerlendirmesi: Bir adayın kültürel uyumunun değerlendirilmesi, adayın değerlerinin, inançlarının ve çalışma tarzının kuruluşun kültürüyle uyumlu olup olmadığının değerlendirilmesini içerir. Bu karar, adayın örgütün değerlerine, normlarına ve çalışma ortamına iyi uyum sağlamasını sağlamayı amaçladığından çok önemlidir.
Mülakat Değerlendirmesi: Kuruluşlar, adaylarla yapılan mülakatlara dayanarak kararlar alırlar. Bu, görüşme sorularına verdikleri yanıtları değerlendirmeyi, iletişim becerilerini değerlendirmeyi ve düşüncelerini ve deneyimlerini etkili bir şekilde ifade etme becerilerini ölçmeyi içerir.
Referans Kontrolleri: Referans kontrolleri, performansları, iş ahlakı ve profesyonel davranışları hakkında içgörü toplamak için önceki işverenler veya meslektaşları gibi geçmişte adayla çalışmış kişilere ulaşmayı içerir. Kuruluşlar bu referans kontrollerinden elde edilen bilgilere dayanarak kararlar alırlar.
Geçmiş Taraması: Bir adayın kimlik bilgilerini, eğitimini, istihdam geçmişini ve bazen sabıka kaydını doğrulamak için geçmiş kontrolleri yapılır. Kuruluşlar, adayın gerekli gereksinimleri karşılamasını ve güvenilir bir geçmişe sahip olmasını sağlamak için bu taramaların sonucuna göre kararlar verir.
Değerlendirme Testleri: Kuruluşlar, bir adayın becerilerini, yeteneğini, kişilik özelliklerini veya bilişsel yeteneklerini değerlendirmek için çeşitli değerlendirme testleri veya araçları kullanabilir. Örneğin, bir adayın çalışma tarzını anlamak için problem çözme becerilerini, eleştirel düşünme becerilerini veya davranışsal değerlendirmeleri değerlendirmek için testler kullanabilirler. Alınan kararlar bu değerlendirmelerin sonuçlarına dayanmaktadır.
Ekip ve Kültür Uyumu: Kuruluşlar genellikle bir adayın mevcut ekip dinamikleri ve genel kuruluş kültürü içinde nasıl uyacağını düşünür. Bu karar, adayın işbirliği yapma, etkili iletişim kurma ve başkalarıyla iyi çalışma becerisinin değerlendirilmesini içerir.
Tazminat ve Yan Haklar: Bir aday seçildikten sonra, kuruluşlar maaş, yan haklar ve ücretle ilgili diğer hususlara ilişkin kararlar alır. Bu kararlar tipik olarak adayın nitelikleri, deneyimi, pazar eğilimleri ve şirket içi hakkaniyet hususları gibi faktörlere dayalıdır.
Çalışan seçim sürecinde alınan belirli kararların kuruluşun politikalarına, uygulamalarına ve doldurulan rolün niteliğine bağlı olarak değişebileceğini belirtmek önemlidir. Amaç, adil ve tarafsız bir seçim süreci sağlarken, kuruluşun amaç ve hedefleriyle uyumlu bilinçli kararlar vermektir.
Boş bir kağıda resim çizme tekniği, çalışan ve lider seçiminde yaygın olarak kullanılan bir yöntem değildir. Geleneksel çalışan seçim süreçleri tipik olarak işle ilgili becerilerin, niteliklerin ve yetkinliklerin mülakatlar, değerlendirmeler, testler ve referans kontrolleri gibi yöntemlerle değerlendirilmesine odaklanır.
Bununla birlikte, bazı kuruluşların belirli nitelikleri veya nitelikleri değerlendirmek için seçim süreçlerinin bir parçası olarak geleneksel olmayan veya yaratıcı teknikler kullanabileceğini belirtmekte fayda var. Bu tekniklere genellikle alternatif veya yenilikçi değerlendirmeler denir.
Boş bir kağıda resim çizmek, belirli durumlarda potansiyel olarak daha geniş bir değerlendirme veya değerlendirme sürecinin bir parçası olarak kullanılabilir. Örneğin, grafik tasarım, sanat yönetmenliği veya görsel iletişim gibi yaratıcılık, sanatsal beceriler veya görsel düşünme gerektiren rollerde, bir işveren adaylardan seçim sürecinde eskiz veya çizim yaparak yeteneklerini göstermelerini isteyebilir.
Ek olarak, bazı ekip oluşturma veya liderlik geliştirme programlarında kuruluşlar, işbirliğini, problem çözmeyi veya liderlik potansiyelini değerlendirmenin bir yolu olarak sanatsal etkinlikleri kullanabilir. Bu faaliyetler, adayların veya çalışanların zorluklara nasıl yaklaştığını ve birlikte çalıştığını değerlendirmek için çizim, boyama veya diğer yaratıcı ifade biçimlerini içerebilir.
Genel olarak, boş bir kağıda resim çizmek, çalışanların ve liderlerin seçiminde yaygın bir yöntem olmasa da, rol veya organizasyon için yaratıcı veya görsel becerilerin önemli olduğu belirli bağlamlarda veya sektörlerde potansiyel olarak kullanılabilir.
Belirli bir işi neden istediğinizle ilgili, belirli bir kelime sayısından oluşan bir makale yazma tekniği, belirli durumlarda çalışanların ve liderlerin seçiminde kullanılabilir. Özellikle yazma, pazarlama veya halkla ilişkiler gibi güçlü iletişim ve yazma becerileri gerektiren roller için birçok iş başvuru sürecinde yaygın bir uygulamadır.
Neden bir iş istediğinize dair bir makale yazmanın seçim sürecinin bir parçası olarak kullanılabileceği birkaç durum:
Başvuru Sunumu: Bazı işverenler, adaylardan işe ilgilerini ve niteliklerini açıklayan bir yazı görevi gören bir ön yazı veya amaç beyanı sunmalarını isteyebilir. Kelime sayımı gerekliliği, adayların özlü ve odaklı olurken yeterli bilgi vermesini sağlamaya yardımcı olur.
Tarama ve Kısa Listeleme: İşe alım yöneticileri veya işe alım uzmanları, adayların motivasyonunu, coşkusunu ve işin gereklilikleri ve kurumsal değerlerle uyumunu değerlendirmek için ilk tarama sürecinin bir parçası olarak makaleleri gözden geçirebilir. Deneme, bir adayın yazma becerileri, düşünce netliği ve işi isteme nedenlerini ifade etme becerisi hakkında fikir verir.
İletişim Becerilerinin Değerlendirilmesi: Neden bir iş istediğinize dair bir makale yazmak, bir adayın gramer, kelime dağarcığı, organizasyon ve tutarlılık dahil olmak üzere yazılı iletişim becerilerini değerlendirmenin bir yolu olabilir. Etkili yazılı iletişim gerektiren pozisyonlar için bu değerlendirme, bir adayın pozisyona uygunluğunu belirlemede değerli olabilir.
Motivasyonun ve Uyumun Değerlendirilmesi: İşverenler, adaylardan işi isteme nedenlerini açıklamalarını isteyerek, motivasyonları, coşkuları ve kuruluşun misyonu, değerleri ve kültürü ile ne kadar uyumlu oldukları hakkında fikir edinebilirler. Bu, adayın şirket içindeki potansiyel uyumunun ve role olan gerçek ilgi düzeyinin değerlendirilmesine yardımcı olur.
Tüm kuruluşların veya rollerin, seçim sürecinin bir parçası olarak belirli bir kelime sayısından oluşan bir kompozisyon gerektirmeyeceğini belirtmek önemlidir. Çalışan ve liderlik seçimi için kullanılan teknikler sektöre, şirkete ve pozisyona bağlı olarak büyük ölçüde değişebilir. İşverenler, özel ihtiyaçlarına ve tercihlerine bağlı olarak, mülakatlar, değerlendirmeler, vaka çalışmaları veya iş örnekleri dahil olmak üzere bir dizi yöntemi tercih edebilir.
Bir iş başvurusunda bulunuyorsanız ve pozisyonu neden istediğinizle ilgili bir makale yazmanız istendiyse, verilen yönergeleri izlemeniz ve niteliklerinizi, becerilerinizi ve role olan gerçek ilginizi vurgulamaya odaklanmanız önerilir.
Sevgiyle kalın bir sonraki değerlendirme özellikle stratejik planlama konusunda olacak.
Bazen güzel amaçlar için yaptığımız planlar tüm hayatımızı etkiler. Satürn Projesi de böyle etki yaratmıştır.
1970 li yıllarda hızla yükselen Japon otomotiv teknolojisi tüm dünyada ses getirmeye başlamıştı. Özellikle teknoloji ve otomotiv devlerini ülkesinde barındıran Amerika Birleşik Devletlerinde ciddi yaralar almaya başlamıştı.Tüm dünya pazarını istediği gibi şekillendiren ABD’li otomotiv devleri Japon üreticiler yüzünden hızla pazar ve kar kaybına uğruyorlardı.
Nasıl iş yapılması gerektiğini, Amerikalılardan öğrenen Japonlar şimdi hızla onları geçmeye başlamıştı. Bu noktada Edward Deming ve Joseph Juran ikilisinden bahsetmemek mümkün değil. Tüm dünyaya aslında nasıl çalışılması gerektiğini öğreten ikili. Bir ara Türkiye’ye de geldiklerini ve çeşitli devlet kuruluşlarına eğitimler verdiklerini söylemeden serzenişte bulunmadan geçemeyeceğim.Bu ikiliyi can kulağı ile dinleyen japonlar resmen devrim niteliğinde gelişmeler sağladılar. Bu ikiliden öğrendiklerini doğru bir şekilde uygulayabilmek için Taichi Ohno bizzat kendisi ve ekibi ile ABD’ye gidiyor. Uygulamaları yerinde inceleyebilmek için FORD fabrikasını ziyaret ediyor.
1980 yılına gelindiğinde General Motors firması üst yönetimi bu durumu araştırma ihtiyacı duydu. 1980-82 yılları arasında ülkenin en ünlü ve başarılı psikologları ile bu durumu araştırdı. Outdoor eğitimler, saha eğitimleri, resimle ilgi ve yetenek ölçümleri hep bu araştırmanın sonuçlarıdır.
1982 yılına gelindiğinde SATURN kod adı ile devrim niteliğinde bir proje konuşulmaya başlandı. Kasım 1983 duyurus yapıldı.1985 yılında da yepyeni bir şirket kuruldu, SATURN Corporation. Herşey yeni olacaktı; fabrika, işçiler, mühendisler, makinaların yerleşimi. Çok iddialı bir projeydi ve inanılmaz emek harcanıyordu. Bu projenin başarılı olması için tüm planlar eksiksiz yapılmalıydı. Sadece zaman, bilgi değil proje için ayrılan bütçe çok büyüktü.Organizasyon da sorumluluklar en üstten en alta kadar dengeli ve adaletli dağıtılmıştı. Satürn’de Çok İşlevli veya Çok Disiplinli bir ekibi (MFT, MDT) bir araya getirmenin önemli parçalarından biri doğru insanları seçmektir. İşte bu seçim teknikleri çok ama çok özeldi.
Bu işin başarılı olabilmesi için, General Motors en büyük rakibi olan TOYOTA ile ortak bir araç projesi geliştirmek için antlaşma imzaladı. Bu Japonları nasıl çalıştıklarını görebilmek içindi. Herşey hazırdı. Çok özel bir ekip oluşturuldu. Karar mekanizması ve gücü eşit oranda dağıtıldı. General Motors CEO su Roger Simith, ülkenin en etkin sendika başkanı Donald Ephlin ile bir araya geldi. Herşey düşünülmüştü. Süper bir başlangıç yapılmıştı.
Bütün eyaletler projenin peşine düştü. Herkesin tabiri yerindeyse ağzı sulanıyordu. Teşivikler, özendirmeler o günlerde yalvarma seviyesine kadar inmişti. Bu öyle bir projeydi ki tam olarak 5 milyar Dolar bütçe ayrılmıştı. Yılda 200 bin adet otomobil hedefi ile ortaya çıkan bu proje için bedava arsalar, vergi teşvikleri inanılmazdı.
İlk yıllarında proje çok ses getirdi. Hatta 1994 yılında ABD’nin en çok satan arabası ünvanını aldı. Hatta şimdi yılını hatırlamıyorum ama yılın tasarım ödülünü aldı.2000 senesinde müşteri memnuniyetinde Lexus gibi lüks bir modelin ardından 2. sırada yer aldı. Zaman ile bu muhteşem proje üst yönetimin kapıldığı rehavet ve takipsizlik nedeniyle çok sert bir düşüşe kapıldı. Düşüş tıpkı bir çığ gibi önüne kattıkları ile büyüyerek yıkılmaz denilen bir şirketin hızla sonunu getiriyordu.
5 Milyar Dolar dev bütçe ile başlayan SATURN projesi 2009 senesine gelindiğinde General Motors firmasına ödenemeyen bir 29 milyar Dolarlık fatura bırakmıştı. Bünyesindeki Chreysler firmasını FIAT gruba satmak ta acımasız sondan kurtaramadı. Amerikan rüyası 2010 senesinde SATURN projesinin sonlandırılması ve şirketin kapatılması ile sonuçlandı.
Sevgiyle kalın.
Referanslar ;
https://en.wikipedia.org/wiki/Saturn_Corporation
https://www.latimes.com/archives/la-xpm-1985-01-09-fi-12148-story.html
https://www.ukessays.com/essays/management/case-study-on-saturn-corporation-management-essay.php