Okumaya devam etmek için abone olun
Bu blog gönderisinin devamına ve yalnızca abonelere özel içeriklere erişim sağlamak için abone olun.
Su damlası
Bu blog gönderisinin devamına ve yalnızca abonelere özel içeriklere erişim sağlamak için abone olun.
Yeni bir yazı serisine başlamadan önce benim çok önem verdiğim çıraklık sistemi ve #HOSHINKANRI den bahsedeceğim bugün. Hoshin Kanri prensiplerini oturup kitaplardan öğrenebilirsiniz. Ben burada sizlere tüm ince detaylarını anlattım, yine de bu öğrendiklerinizi uygulamakta zorlanabilirsiniz. Çünkü bu topraklarda yerleşmiş, özel bir kültür vardır. Bu kültür ne dini inanca, ne soy ayırımcılığına bağlı kalmadan zaman içinde gelişmiş, altın bir değere ulaşmıştır. Ahilik sistemi bugün adını mentorluk sistemine bırakmaya başlamıştır. Ben hala çırak yetiştirme çabasındayım. Yetiştirdiğim çıraklardan da sizde bildiklerinizi öğretmeye ve yetiştirmeye devam edeceksiniz, sözünü alırım.
Başlangıç olarak ahilik nedir, ne değildir, biraz ondan bahsedeyim. Ahi Evran, Ahilik geleneğinin kurucusu olarak bilinir. Ahilik, Türk tarihinde özellikle Anadolu’da ortaya çıkan bir lonca sistemidir. Ahilik, 13. yüzyılda Ahi Evran tarafından kurulmuş ve 14. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin kuruluşu sırasında yaygınlaşmıştır. Bu geleneğin temel amacı, ticaret ve zanaat erbabının etik değerlere, dürüstlüğe ve yardımlaşmaya dayalı bir meslek örgütlenmesi içinde bir araya gelmesini sağlamaktı.
Ahilik geleneğinde eğitim, meslek sahiplerini sadece ticari başarıları değil, aynı zamanda ahlaki değerleri ve toplumsal sorumluluklarını da geliştirmeye odaklanmıştır. Ahilik teşkilatı, çeşitli zanaat dallarında faaliyet gösteren esnaf ve tacirleri bir araya getirerek, birbirleriyle dayanışma içinde olmalarını ve birlikte çalışmalarını sağlamıştır.
Ahilik eğitimi genellikle şu unsurları içermiştir:
Ahilik geleneği, Osmanlı İmparatorluğu’nun yayılması ile birlikte genişlemiş ve Osmanlı Devleti’nin ekonomik yapısına önemli katkılarda bulunmuştur. Ancak, zaman içinde sanayileşme ve ekonomik değişimle birlikte Ahilik sistemi önemini yitirmiş ve sonraki dönemlerde unutulmaya yüz tutmuştur. Ahilik sisteminin en çok önem verdiğim noktası ise çıraklık eğitimidir.
Hoshin Kanri veya stratejik planlama için bir çırak yetiştirmek için, çırak adayında aradığım özellikler şunlarlardır:
Bu özellikleri gösteren bir çırak adayı, stratejik planlama sürecinde etkili bir şekilde çalışabilir ve organizasyonunuzun hedeflerine ulaşmasına katkıda bulunabilir. #HoshinKanri çok etkili ve kuvvetli uzun vadeli planlamadır.
#HoshinKanri öğretirken çıraklara, sosyolojik ve psikolojik perspektifleri duruma entegre etmeye çalışırım. Sosyolojik ve psikolojik perspektifler entegre etmek, öğrencilere sadece iş becerileri kazandırmakla kalmayacak, aynı zamanda sosyal ve psikolojik bağlamlarda daha derin bir anlayış geliştirmelerine yardımcı olacaktır. İşte bu iki perspektifi birleştirmek için kullanılabilecek bazı yaklaşımlar:
Bu entegrasyon, öğrencilere iş dünyasında sadece iş becerileri değil, aynı zamanda sosyal ve psikolojik bağlamlarda da etkili bir şekilde hareket etme yetenekleri kazandırmak için kapsamlı bir yaklaşım sunar. Bu yaklaşım aynı zamanda çırakları toplum içerisinde en üst katmana çıkarabilmektir.
Hoshin Kanri, stratejik planlama ve yönetimde bir öncüdür, organizasyonların hedeflerine ulaşmak için stratejik bir yaklaşım sunar. Ancak, bu metodoloji, sadece iş becerileri değil, aynı zamanda sosyolojik ve psikolojik boyutları da kucaklamak üzere çıraklık süreciyle birleştirildiğinde daha da etkili bir araç haline gelir.
Hoshin Kanri’nin özü, organizasyonun stratejik hedeflerini belirlemek, bu hedeflere ulaşmak için projeleri yönetmek ve süreci sürekli iyileştirmektir. X-Matrix ve Hoshin Kanri matrisi gibi araçlar, bu sürecin görselleştirilmesini ve organizasyonun tüm seviyelerinde stratejik hedeflere odaklanmayı sağlar.
Çıraklık süreci ise, öğrencilere sadece mesleki beceriler kazandırmakla kalmaz, aynı zamanda işyeri kültürüne uyum sağlama, iletişim ve işbirliği becerilerini geliştirme şansı sunar. Sosyolojik bakış açısı, çırakların organizasyon içindeki sosyal normlara nasıl uyum sağlayabileceklerini anlamalarına yardımcı olabilir.
Psikolojik açıdan, çıraklık süreci bireyin kişisel ve mesleki gelişimini destekler. Öğrencilerin öz değerlerini keşfetmeleri, özgüvenlerini artırmaları ve kariyer hedeflerini belirlemeleri için rehberlik edilir. Bu süreç, stres yönetimi, problem çözme yetenekleri ve adaptasyon becerilerini geliştirmelerine katkıda bulunabilir.
Çıraklık süreci aynı zamanda sosyal ve psikolojik etkileşimleri birleştirir. Mentorluk programları ve işyerindeki ilişkiler, sosyal ağları güçlendirir ve psikolojik dayanıklılığı artırır. Bu unsurlar, çırakların sadece işlerini değil, aynı zamanda organizasyon içindeki sosyal ve psikolojik dinamikleri de anlamalarına yardımcı olabilir.
Entegrasyonun organizasyonel etkilerine bakıldığında, stratejik planlama ve çıraklık sürecinin birleşimi, organizasyonlara stratejik hedeflere odaklanan, sosyal olarak uyumlu ve psikolojik olarak sağlam bir kadro sağlama potansiyeli sunar. Bu, sadece iş dünyasında başarılı olmakla kalmaz, aynı zamanda çalışan memnuniyetini artırır ve sürdürülebilir bir başarı sağlar.
Sonuç olarak, Hoshin Kanri ve çıraklık sürecinin birleşimi, organizasyonlara sadece stratejik planlama ve iş becerileri kazandırmakla kalmaz, aynı zamanda sosyolojik ve psikolojik açılardan zengin bir öğrenme deneyimi sunar. Bu entegrasyon, öğrencilere hem iş dünyasında etkili bir şekilde hareket etme hem de kişisel gelişimlerini güçlendirme fırsatı tanır.
“Birleşen güçler, stratejik başarı ve kişisel gelişimde yeni ufuklar açıyor.”
Yalın Zirve etkinliği bitti ve ben de sizlere #HOSHINKANRI anlatmaya devam edeceğim. Hoshin Kanri uzun ve orta vadeli hedeflere ulaşmak için belirli bir yönde hareket etme sürecidir. Bu süreci anlamak ve açıklamak için birçok metafor kullanılabilir. İşte Hoshin Kanri için en kritik üç metafor şunlardır;
Bu metaforlar, Hoshin Kanrinin karmaşıklığını ve dinamik yapısını anlamak için kullanılır ve yöneticilere stratejik düşünme ve planlama konusunda rehberlik eder. Sonuç olarak, organizasyonların Hoshin Kanri süreçlerinde izledikleri yolculuk, briç oyunundaki stratejik hamleler ve harita üzerinde belirlenen rotalar, başarıya giden yolda rehberlik eden önemli araçlardır. Bu metaforlar, organizasyonların hedeflerine ulaşmada yöneticilere ilham verici bir perspektif sunar. Hoshin Kanri, bir harita çizmek, rakipleri oyun alanında geride bırakmak ve sürekli bir yolculukta adaptasyonu içermektedir. Unutulmamalıdır ki, her adım bir hedefe daha yaklaşma fırsatını simgeler.
Ülke eğitiminde #HOSHINKANRI yapmaya devam ediyoruz. Bu akşam konumuz 3 temel kuraldan ikincisi, Stratejik planın iletilmesi ve hedeflere odaklanma. Vizyon ve hedefleri etkili bir şekilde iletmek, eğitim kurumları için başarılı bir stratejik planın önemli bir parçasıdır. Her eğitim düzeyinde, öğrencilere, öğretmenlere ve diğer paydaşlara bu vizyonu etkili bir şekilde aktarmak için aşağıdaki teknikleri kullanabilirsiniz:
Her eğitim düzeyinde etkili iletişim, vizyonunuzun benimsenmesini ve paydaşların katılımını artırmanın anahtarıdır. İletişim stratejinizi çeşitlendirmek ve öğrencilere, öğretmenlere ve diğer paydaşlara uygun yöntemleri seçmek, başarıya giden yolda önemli bir adım olacaktır.
Başarı ancak eğitimle gelir. “Eğitim, bireylerin potansiyellerini en üst düzeye çıkaran anahtardır, çünkü başarı, bilgiyle donanmış bir zihinle mümkün olur.”
Türkiye’nin bugün çok ciddi bir juku problemi var. Bugün geldiğimiz noktada öncelikle ülke eğitiminde #HOSHINKANRI yapmak gerektiğini düşünüyorum. Hoshin Kanri’nin temel prensipleri genel olarak organizasyon düzeyinde uygulanır, ancak eğitim alanında da benzer prensipler kullanılabilir. İlkokul, ortaokul ve lise düzeyinde Hoshin Kanri uygulamak için aşağıda belirtilen üç temel kuralı düşünebilirsiniz:
Eğitimde Hoshin Kanri, öğrenci başarısını artırmak, öğretim kalitesini yükseltmek ve eğitim kurumlarını daha etkili hale getirmek amacıyla stratejik bir planlama ve yönetim süreci olarak kullanılabilir. Bu prensipler, öğrencilerin, öğretmenlerin ve yöneticilerin ortak bir hedefe odaklanmalarına yardımcı olabilir.
Eğitim Düzeyine Göre Okul Vizyonu ve Hedefleri Belirleme:
Günümüz eğitim sistemi, öğrencilerin bireysel potansiyellerini keşfetmelerine, geliştirmelerine ve topluma katkıda bulunmalarına olanak tanıyan dinamik bir süreçtir. Bu sürecin temelini oluşturan unsurlardan biri de okulların veya eğitim kurumlarının uzun vadeli vizyonu ve hedefleridir. Her eğitim düzeyinde, bu vizyon ve hedefler, öğrencilerin, öğretmenlerin ve velilerin ortak bir amaca odaklanmalarını sağlamak için dikkatlice belirlenmelidir.
İlkokul Seviyesinde Vizyon ve Hedef Belirleme:
İlkokul seviyesinde, eğitim kurumlarının vizyonu genellikle çocuklara temel bilgi ve becerileri kazandırmak, meraklarını ve öğrenme isteklerini canlı tutmak üzerine odaklanır. Hedefler arasında öğrencilerin temel okuma, yazma ve matematik becerilerini güçlendirmek, sosyal becerilerini geliştirmek ve meraklarını keşfetmeleri için çeşitli öğrenme deneyimleri sunmak yer alabilir.
Ortaokul Seviyesinde Vizyon ve Hedef Belirleme:
Ortaokul düzeyinde, vizyon genellikle öğrencilerin kişisel gelişimini desteklemeye ve onları geleceğin liderleri olmaya hazırlamaya odaklanır. Bu aşamada hedefler, öğrencilerin eleştirel düşünme becerilerini güçlendirmek, problem çözme yeteneklerini artırmak, sanat ve spor gibi alanlarda kendilerini ifade etmelerini teşvik etmek olabilir.
Lise Seviyesinde Vizyon ve Hedef Belirleme:
Lise seviyesinde, okul vizyonu genellikle öğrencilere daha fazla özerklik ve sorumluluk verme üzerine odaklanır. Bu aşamada hedefler arasında öğrencilerin üniversite veya kariyerlerine hazırlanmalarını desteklemek, liderlik becerilerini geliştirmek, kültürel çeşitlilikle ilgili anlayışlarını derinleştirmek yer alabilir.
İzleme ve Revizyon:
Belirlenen vizyon ve hedeflerin etkisini değerlendirmek için düzenli olarak izleme süreçleri oluşturulmalıdır. Bu süreç, öğrenci başarı verilerini, öğretmen geri bildirimlerini ve topluluk katılımını içermelidir. İzleme sonuçlarına dayanarak, vizyon ve hedefler düzenli olarak revize edilmeli ve geliştirilmelidir.
Bu şekilde, her eğitim düzeyinde belirlenen vizyon ve hedefler, eğitim kurumlarını daha etkili, öğrenci odaklı ve toplum için değer yaratan yerler haline getirme yolunda önemli bir adım olarak değerlendirilebilir. Bu noktada işimize en çok yarayacak olan teknik Tabu araması olacaktır.
Tabu Araması Tekniği ile Eğitim Düzeyine Göre Okul Vizyonu ve Hedef Belirleme:
Eğitim kurumlarının uzun vadeli vizyon ve hedeflerini belirlemek, öğrenci başarısını artırmak ve etkili bir öğrenme ortamı yaratmak için stratejik bir süreç gerektirir. Bu süreci optimize etmek ve çeşitli eğitim düzeylerini kapsayan bir vizyon oluşturmak için Tabu Araması tekniği kullanılabilir.
1. Problem Alanlarını Belirleme:
Tabu Araması, karmaşık ve çok boyutlu problemleri çözmek için kullanılan bir optimizasyon algoritmasıdır. Eğitim kurumları için uzun vadeli vizyon ve hedefler belirlerken, öncelikle karşılaşılan problemleri belirlemek önemlidir. Bu problemler, öğrenci performansı, öğretim metotları, kaynak yönetimi ve topluluk katılımı gibi çeşitli alanları içerebilir. Tabu Araması, bu problem alanlarını tanımlamak ve önceliklendirmek için kullanılabilir.
2. Alternatif Vizyon ve Hedefleri Keşfetme:
Tabu Araması, belirlenen problem alanlarına yönelik çeşitli çözüm alternatiflerini keşfetmek için kullanılır. Eğitim düzeyine özel olarak, farklı eğitim programları, öğrenci destek sistemleri ve öğretim stratejileri gibi alternatif vizyon ve hedefleri değerlendirmek için bu algoritma kullanılabilir. Bu aşama, eğitim paydaşları, öğrenciler ve öğretmenlerle birlikte çalışarak çeşitli önerileri değerlendirmeyi içerir.
3. Optimal Vizyonu ve Hedefleri Belirleme:
Tabu Araması, problem alanlarını ve alternatif çözümleri sürekli olarak değerlendirir ve en iyi çözümü bulmak için optimize eder. Eğitim düzeyine uygun bir vizyon ve hedefler kümesini belirlemek için, algoritma, önceden belirlenmiş kriterlere dayanarak en iyi performans gösteren stratejileri tanımlayabilir. Bu aşama, eğitim kurumunun hedeflerine, öğrenci ihtiyaçlarına ve topluluk beklentilerine en uygun vizyonu oluşturmaya yöneliktir.
Tabu Araması tekniği, eğitim kurumlarının vizyon oluşturma sürecini daha sistematik ve verimli hale getirebilir. Problemleri belirleme, alternatifleri keşfetme ve en iyi çözümü bulma süreçlerinde bu algoritma, eğitimde daha etkili ve sürdürülebilir bir gelecek için kapsamlı bir yaklaşım sunabilir.
Ben olsam bugün içinde bulunduğumuz durumda her eğitim düzeyine göre şu vizyonları belirlerdim. Bu vizyonlar okuyan herkesin görüşüne açıktır.
Her bir cümle, belirli bir eğitim düzeyine odaklanarak, o düzeydeki öğrencilerin öğrenme deneyimini ve gelişimini yansıtmayı amaçlamaktadır. Sırada önemli olan doğru hedefleri belirleyebilmektir. Bu hedefler için öncelik durum tespiti yapmak olacaktır. Durum tespiti çok dikkatli ve açık yapılmalıdır. Bu hedefler tüm eğitim kurumlarına verilmeli, bununla beraber ceza ve ödül yönetmeliği hazırlanmalıdır.
Her eğitim seviyesine uygun hedefler aşağıdakiler olabilir; (Bunlarda tıpkı vizyon gibi tartışmaya ve katkılarınıza açıktır.)
Her hedef, belirli bir eğitim seviyesinin öğrencilerinin gelişimine ve öğrenme hedeflerine yönelik özel olarak formüle edilmiştir. Bu hedefler, belirli bir eğitim seviyesinin vizyonunu gerçekleştirmeye katkıda bulunan somut ve ölçülebilir amaçları yansıtmaktadır. Burada belirtmeliyim ki; sadece meslek liselerine değil tüm liselere model fabrika gibi, model eğitim sınıfları kurulmalı. Bu sınıflarda özellikle dojo merkezli eğitimler verilmelidir.
Dojo Eğitimi Lisesinde Nasıl Verilebilir?
Dojo, geleneksel Japon dövüş sanatları salonlarını ifade eden bir terim olmanın ötesinde, günümüzde eğitimde de sıkça kullanılan bir kavram haline gelmiştir. Bu makalede, lise düzeyinde Dojo eğitiminin nasıl verilebileceğini ele alacağız.
1. Öğrenci Katılımını Teşvik Edin:
2. Disiplini Vurgulayın:
3. Kişisel Gelişimi Destekleyin:
4. Mentorluk Sistemi Oluşturun:
5. Kültürel ve Tarihsel Bağlamı İnceltin:
Dojo eğitimi, lise öğrencilerine fiziksel sağlık, zihinsel odaklanma, disiplin ve karakter gelişimi gibi birçok fayda sağlayabilir. Bu prensipleri lise düzeyinde uygulamak, öğrencilerin sadece akademik başarıları değil, aynı zamanda kişisel gelişimleri üzerinde olumlu bir etki bırakmalarını sağlayabilir.
Bir sonraki yazımda 2. madde olan stratejik planın iletilmesi ve hedeflere odaklanma konusunu işleyeceğim. Ama o zamana kadar bugün yazdıklarıma tüm dostlarımın katkı sağlamasını bekliyorum.
#HOSHINKANRI yapmanın benim geliştirdiğim yöntem ile 7 adımını paylaştım. Şimdi sıra sizleri Risklerin Karanlık Dünyasına götürmeye geldi. Hoshin Kanri, bir işletmenin stratejik hedeflerini belirleme, bu hedeflere ulaşmak için eylem planlarını oluşturma ve bu planları yürütme sürecini içeren çok önemli bir stratejik planlama ve yönetim metodolojisidir. Ancak, Hoshin Kanri uygularken karşılaşılabilecek bazı önemli riskler vardır. Hoshin Kanri uygulamasında dikkate alınması gereken risklerden bahsetmeden önce gelin risk kavramını tanımlayalım.
Risk, bir organizasyon veya bireyin hedeflerine ulaşmasını engelleyebilecek veya olumsuz etkileyebilecek belirsizliklerin ve potansiyel tehlikelerin varlığını ifade eder. Bu kavram genellikle olumsuz olaylarla ilişkilidir, ancak aynı zamanda olumlu etkileri de içerebilir. Risk, hedeflere ulaşma sürecinde karşılaşılan belirsizliklerin bir sonucudur ve bu belirsizlikler, organizasyonun kaynaklarını, itibarını veya finansal durumunu etkileyebilir.
Risk kavramını anlamak için, öncelikle belirsizlik ve olası sonuçları değerlendirme sürecine odaklanmak önemlidir. Belirsizlikler, planlamada ve karar alma süreçlerinde ortaya çıkabilen beklenmeyen durumları ve olayları temsil eder. Bu belirsizlikler, organizasyonun karşılaşabileceği fırsatları veya tehditleri içerir. Risk değerlendirmesi, bu belirsizlikleri tanımlamak, ölçmek ve yönetmek için kullanılan bir süreçtir.
Risk, genellikle üç ana bileşeni içerir: olasılık, etki ve şiddet. Olasılık, belirli bir riskin ortaya çıkma olasılığını temsil ederken, etki, riskin gerçekleşmesi durumunda ortaya çıkabilecek sonuçların ciddiyetini ifade eder, şiddet ise olasılık ve etkinin birleşmesinden oluşan risk seviyesini belirler. Organizasyonlar, bu olasılık ve etkiyi değerlendirerek, risklerini önceliklendirir ve uygun stratejilerle yönetir. Risk yönetimi süreci, organizasyonların belirlenen riskleri kabul etme, azaltma, transfer etme veya önleme gibi stratejilerle yönetmelerini içerir.
İşte Hoshin Kanri uygulamasında dikkate alınması gereken risklerden bazıları:
Bu risklere karşı önlemler almak için organizasyonlar, süreçleri açıkça iletişim, eğitim ve yetenek geliştirme ile desteklemeli, ölçüm ve değerlendirme süreçlerini düzenli olarak gözden geçirmeli ve değişim yönetimi stratejilerini benimsemelidir. Ayrıca, Hoshin Kanri sürecini sürdürülebilir bir şekilde uygulamak için liderlik desteği ve organizasyonel kültürün stratejik hedeflere uyumlu olması önemlidir.
Şimdi adım adım ilerleyelim. Önce risklerin üç bileşenine bakalım.
Risk yönetimi sürecinde, risk bileşenleri olarak adlandırılan olasılık, etki ve şiddet, birbiriyle etkileşim halindedir ve bu bileşenlerin uygun değerlendirmesi organizasyonların risklerle başa çıkmasında önemlidir. İşte bu üç bileşenin nasıl bir etkileşim içinde olduğu:
Olasılık, etki ve şiddet arasındaki etkileşim, organizasyonların riskleri önceliklendirmelerine, yönetmelerine ve bu risklere uygun bir şekilde yanıt vermelerine yardımcı olur. Bu değerlendirmeler, organizasyonların kaynaklarını doğru bir şekilde yönlendirmelerine ve kritik risklere öncelik vererek stratejik kararlar almalarına olanak tanır. Bu nedenle, risk yönetimi sürecinde bu üç bileşenin etkileşimi dikkate alınarak uygun bir değerlendirme yapılması kritiktir.
Risk şiddeti değerlendirmesinde kullanılan genel bir ölçek şu şekilde olabilir:
Bu değerlendirme ölçekleri organizasyonlara rehberlik etmek için kullanılır, ancak her organizasyon kendi risk toleransını ve önceliklerini dikkate alarak bu değerleri özelleştirebilir. Organizasyonlar, risk şiddeti ölçeklerini ve kategorilerini belirlerken kendi özel koşullarını ve endüstri standartlarını göz önünde bulundurmalıdır.
İşletmelerde en önemli risk, işletmenin türüne, sektörüne ve önceliklerine bağlı olarak değişebilir. Ancak, genel olarak belirtilebilecek bir şey yoktur çünkü her işletmenin risk profili farklıdır. Ancak, verdiğiniz seçenekler arasında sürdürülebilirlik genellikle giderek daha fazla önem kazanan bir faktördür.
Sürdürülebilirlik, çevresel, sosyal ve ekonomik faktörleri içerir ve işletmenin uzun vadeli başarısı için kritik öneme sahiptir. Çevresel sürdürülebilirlik, doğal kaynak kullanımı, enerji verimliliği ve karbon ayak izi gibi konuları içerir. Sosyal sürdürülebilirlik, işletmenin toplum ve çalışanlarına olan etkilerini içerir. Ekonomik sürdürülebilirlik ise işletmenin mali durumu ve uzun vadeli karlılığına odaklanır.
Bu faktörlerden herhangi birindeki bir zayıflık veya başarısızlık, işletmenin itibarını, rekabet avantajını ve uzun vadeli başarısını etkileyebilir. Ayrıca, sürdürülebilirlik, müşteri talepleri, düzenleyici değişiklikler ve toplumsal beklentiler gibi dış etkenlere de bağlıdır. Bu nedenle, bir işletme sürdürülebilirlik konularına öncelik vererek risk yönetimi stratejilerini oluşturmalı ve uygulamalıdır.
Ancak, diğer seçenekler (kötü organizasyon, yetişmiş eleman kaybı, motivasyon ve iletişim eksikliği, hatalı makine ve ekipman yerleşimi, kalitesiz ve izlenemeyen üretim) de önemli riskler olabilir ve işletmenin genel performansını etkileyebilir. Her bir riskin organizasyonunuz için önem sıralamasını belirlemek, öncelikli risklere odaklanarak etkili bir risk yönetimi stratejisi geliştirmenize yardımcı olabilir.
Sürdürülebilirlik risklerini etkili bir şekilde yönetmek, işletmeler için önemli bir konudur. Ancak, birçok işletme sürdürülebilirlikle ilgili hatalar yapabilir ve bu hatalar zaman içinde ciddi sonuçlara yol açabilir. İşte sürdürülebilirlik risklerinde en çok yapılan üç öldürücü hatanın bir özeti:
Bu hatalardan kaçınmak için işletmeler, sürdürülebilirlik stratejilerini kurumsal strateji ile entegre etmeli, etkili izleme ve raporlama süreçleri oluşturmalı ve paydaşlarla düzenli iletişim ve işbirliği içinde olmalıdır. Bu, işletmelerin sürdürülebilirlik risklerini en aza indirerek uzun vadeli başarıya ulaşmalarına yardımcı olabilir.
Risklerin Karanlık Dünyasından uzak kalmak istiyorsanız işe İNSANA SAYGI ile başlayın.
Azim, Çaba ve Başarı: “Durmadan Çalış, Asla Vazgeçme”
Bugün #HOSHINKANRI yapmanın yedinci adımını anlatacağım sizlere. Günümüz dünyasında, başarılı olmak her zaman kolay değildir. Hem kişisel hem de mesleki hedeflere ulaşmak, sıkı çalışma ve azim gerektirir. Türk kültürünün iş ahlakı ve çalışma azmi bu zorlu yolculuğun bir yansımasıdır. “Durmadan Çalış, Asla Vazgeçme” ilkesi, spor yaparken, işimizi sürdürürken, eğitim alırken veya başka bir zorlu görevle karşı karşıya kaldığımızda kararlılık ve çaba gerektiren bir ilkedir.
A) Kendi Standartlarınızı Belirleyin:
Başarıya giden yolda ilerlemeye başlamadan önce, hedeflerinizi ve kendi standartlarınızı net bir şekilde belirlemelisiniz. Ne tür bir başarıya ulaşmak istediğinizi ve bu hedeflere nasıl ulaşacağınızı detaylı bir şekilde tanımlayın. Kendi standartlarınızı belirlemek, yolculuğunuzun başlangıcıdır ve hedefe ulaşmanız için rehberlik eder.

B) Sürekli İlerleme:
Azim, sürekli olarak çaba gösterme ve ilerleme kaydetme felsefesini içerir. Başarıya ulaşmak sabır, azim ve sürekli çaba gerektirir. Her gün biraz daha iyi olmak için çalışın. Spor yaparken daha fit olmak, iş dünyasında daha başarılı olmak veya eğitim alırken daha bilgili olmak istiyorsanız, sürekli olarak kendinizi geliştirmeye odaklanın.

C) İstikrarlı ve Sabırlı Olun:
Azim, uzun vadeli düşünmeyi ve hedeflere ulaşmak için istikrarlı bir çaba göstermeyi vurgular. Yolda karşılaştığınız zorluklara ve engellere karşı sabırlı olun. Vazgeçmeyin ve sürekli olarak çalışmaya devam edin. İstikrarlı bir çaba, başarıya giden yolda sizi daha ileriye taşır.

Gayretin Evrensel Uygulamaları:
“Durmadan Çalış, Asla Vazgeçme” ilkesi, sadece bireysel başarı için değil, aynı zamanda iş dünyasında, spor alanında, eğitimde ve birçok farklı alanda uygulanabilir. Bu ilke, kişisel motivasyonu ve azmi artırmak için kullanılabilir ve hedeflere ulaşmak için güçlü bir temel oluşturabilir. İşte bu ilkenin bazı evrensel uygulamaları:
Sonuç olarak, “Durmadan Çalış, Asla Vazgeçme” ilkesi, başarı yolculuğunda kararlılık ve çabanın temelini oluşturur. Her alanda başarılı olmak isteyenler için bu ilke, yolda karşılaşılan zorlukları aşmalarına yardımcı olur ve hedeflere ulaşmanın anahtarıdır. Türk kültürünün iş ahlakı ve çalışma azmi, bu ilkeyi hayata geçirenler için bir rehberlik kaynağıdır. İleriye bakarken, kendinizi her gün biraz daha geliştirmek için azimle çalışmayı sürdürün ve asla vazgeçmeyin.
Türk kültüründe iş ahlakı ve çalışma azmine ayrı bir nokta koymak istiyorum. Biraz daha detaya gireyim. İş ahlakı oldukça önemli. Özellikle iş insanlarına ve tepe yöneticiler buna çok dikkat etmeli. Bir sistem ne kadar mükemmel olursa olsun kültür ile ilişkisini bağını kurmak sizlere düşüyor. Japonlar, Amerikalılardan öğrendiler ve kendi kültürleri ile yorumlayıp kendileri için güçlü bir sistem oluşturdular. Samsung firması başkanı her iki sistemi de çok iyi analiz edip kendi yolunu yani Samsung Yolu’nu ortaya çıkardı. Türk iş insanları ve tepe yöneticilerin de vizyonu bu olmalı.
Türk kültürünün çalışma azmi ve iş ahlakı, stratejik vizyon oluşturulmasında önemli bir rol oynar. İşte bu etkilerin bazıları:

Sonuç olarak, Türk kültürünün çalışma azmi ve iş ahlakı, stratejik vizyon oluştururken organizasyonlara birçok avantaj sağlar. Bu değerler, organizasyonların hedeflerine ulaşma yolunda kararlılık, sürekli iyileştirme, dayanıklılık ve toplumsal sorumluluk gibi önemli özellikleri benimsemelerine yardımcı olur. Türk kültürünün iş ahlakı ve çalışma azmi, organizasyonların sürdürülebilir bir başarı yakalamalarına katkıda bulunur.
Hemen bugün, yalakaları, liyakatsız ve sınırlı bilgiye sahip olanları çevrenizden uzaklaştırarak yeni başarı hikayenizi yazmaya başlayın.
Sevgiyle kalın.
Bu blog gönderisinin devamına ve yalnızca abonelere özel içeriklere erişim sağlamak için abone olun.
Bu blog gönderisinin devamına ve yalnızca abonelere özel içeriklere erişim sağlamak için abone olun.
Bu blog gönderisinin devamına ve yalnızca abonelere özel içeriklere erişim sağlamak için abone olun.
Bu blog gönderisinin devamına ve yalnızca abonelere özel içeriklere erişim sağlamak için abone olun.
Bu blog gönderisinin devamına ve yalnızca abonelere özel içeriklere erişim sağlamak için abone olun.
Bir gün biri çıksa karşınıza ve “Eşiniz ve çocuklarınız dışında her şeyi değiştireceksiniz!” dese. Ne yaparsınız? Ne düşünür, nasıl hareket edersiniz? Evet 1993 senesinde Samsung başkanı Lee Kun-hee tüm çalışanlarını bu mesajı iletti. Samsung Holding’in HOSHIN KANRI’sin de vizyonu böyle tanımladı. Misyon olarak da; “En üsttekilerin en alta, en alttakilerin en üste çıkacağı bir çağ başlıyor. Bu çağda biz bir numara olmalıyız. Eğer birinci sınıf olmayı başaramazsak, ikinci yada üçüncü sınıf bir işletme olarak kalırız.” Birinci sınıf olma misyonu çok ama çok güçlü bir misyondu.
HOSHIN KANRI vizyon ve misyon birbirine çok karıştırılır. Vizyon, bir organizasyonun veya bireyin gelecekte nasıl bir duruma ulaşmak istediğini belirten açıklamadır. Vizyon, büyük resmi görmeyi ve uzun vadeli hedeflere odaklanmayı ifade eder. Bu, organizasyonun nereye gitmek istediğini ve hangi noktada olmak istediğini net bir şekilde belirtir. Vizyon genellikle ilham verici, motive edici ve büyük ölçüde soyut bir ifade olabilir. Misyon ise, bir organizasyonun veya bireyin varoluş nedenini, temel işlevini ve ne tür değerler sağlamayı amaçladığını ifade eden açıklamadır. Misyon, organizasyonun günlük operasyonlarını, faaliyetlerini ve hedeflerini tanımlar. Misyon, organizasyonun nasıl bir katkı sağladığını ve hangi hizmetleri, ürünleri veya faydaları sunmayı taahhüt ettiğini belirtir.
Bugün tıpkı TOYOTA WAY gibi SAMSUNG WAY çok bilinen, incelenen ve bir çok okulda ders olarak okutulan bir değer haline geldi. En popüler ve ünlü iş okullarında bu ikisinin yanında GE WAY ile HP WAY ders olarak okutulduğunu görürsünüz. Hatta dünyanın en büyük üniversite kitapçısı Mc Graw Hill 2006 yılında The Toyota Way Fieldbook kitabını yayınlamıştır. Bugün artık Samsung firması da bu WAY Liginde Başkan Lee sayesinde yer almaktadır. Sizler firmayı sadece bir telefon veya televizyon üreticisi olarak tanırsınız. Kore içinde kurutulmuş sebze, meyve ve balık üretmek için kurulan Samsung bugün elektroniğin yanı sıra beyaz eşya, ağır sanayi, gemicilik ve sigortacılık işlerinden de bir dünya markasıdır. Tüm bu yolların ilk cildi, ilk bölümü, başlangıcı, ana fikri HOSHIN KANRI yani stratejik yönetim ve planlamadır. Dinamikleşme ve esnek stratejiyi bilmeden hazırlanan stratejik planlar sadece kendilerini tekrar ve taklit ederler.
1950-53 arası iç savaştan çıkan ve haritada bir çizgi ile ikiye bölünen Kore’nin güneyinde kalan bir firma idi Samsung. Güney Kore o günlerde sanayileşme olarak dünyanın çok gerisinde kalmıştı. 1960 sonrası Türkiye ile birlikte Güney Kore’de sanayileşme çabaları başladı. Özellikle yabancı yatırımcılar ile birlikte ağır sanayi üretimleri hızlandı. Hatta Güney Kore ve Türkiye otomotiv sanayi de üretim yapmaya hemen hemen aynı dönemde başladılar. Tıpkı Türkiye gibi küresel dünya markaları ile ortaklık yaparak başlamıştır. Hyundai, Otosan gibi Ford firmasının bir modelinin platformunu satın alarak seri üretim yapmaya başlamıştır. Türkiye’de Ford Taunus olarak bildiğimiz model, Hyundai hatlarından Pony adıyla çıkmıştır. Bugün Hyundai de tıpkı Samsung gibi bir küresel dev haline gelmiştir. O günlerde Samsung Japon Nissan ile ortak otomobil üretim işine girse de 1997 yılındaki Asya krizinde otomotiv hisselerini Fransız Renault firmasına satmıştır. Aynı krizden Samsung bir elektronik devi olarak yoluna devam etmiştir. Krizi fırsata çevirmiş ve çok daha güçlenerek yoluna devam etmiştir. 1997 Asya krizi Güney Kore firmalarına çağ atlatırken, Asya – Avrupa arasına sıkışıp kalmış olan Türkiye bu fırsatı üzülerek ifade ediyorum ki değerlendirememiştir. 1996 yılında başlatılan Koç 2000 projesi sahipsiz kalmıştır. Yine aynı yıl büyük bir stratejik planlamaya sahip, vizyon ve misyonu mükemmel bir insan olan Özdemir Sabancı öldürülerek, Sabancı grubunun önü kesilmiştir. Türkiye’de büyük bir stratejik vizyon ve misyona sahip iş adamlarından biri olan Nesim Malki de Kasım 1995 tarihinde öldürülmüştür. Oysa Samsung 1997 sonrası inanılmaz bir hızla büyümeye başlamış ve 2013 yılına gelindiğinde Elektronik sektöründe tüm rakiplerini geride bırakarak küresel düzeyde yüzde 35 pay ile ilk sıraya yerleşmiştir. 2013 vergi öncesi karı 40 milyar doları bulmuştur. Bu hemen peşinde yer alan firmaların toplamından fazladır.
Tüm akademisyenler şunda hem fikirdirler. Dünya’da önceleri 2 farklı yönetim tarzı vardı. Biri hiyerarşik psikolojiye bağlı olan Amerikan tarzı, diğeri ise özerk psikolojiyi öne çıkaran Alman tarzı. 1960 yılından sonra buna bir de Japon tarzı yönetim biçimi eklendi. ABD tarzı yönetim sık sık yeniden yapılanmaya ve performansa dayalı bir yönetim anlayışıdır. Başarısız olan elenir. Japon versiyonu, uyum, kıdeme dayalı gelir ve ömür boyu iş garantisi olarak tanımlanır. Alman yani Avrupa versiyonu ise, tutarlı işçi yönetimi, işbirliği ve çalışanların stratejik kararlara katılımını ön plana çıkarır. Güney Kore kültürel olarak Japonya’ya yakın olması sebebiyle büyük çoğunluğu Japon tarzı olmasına rağmen ABD tarzını da benimsemiştir. Performansı zayıf olanları elemiştir.
1997 Asya krizine kadar Koreli firmalar birebir Japon tarzını taklit ediyorlardı. 1997 krizinde bir anda ucuz iş gücü avantajını kaybettiler. İşte o an esnek ve dinamik bir yapı ihtiyacı duyduklarını fark ettiler. Biranda Amerikan tarzına yaklaşmaya ve ondan bir şeyleri kendi yönetimlerine adapte etmeye başladılar. Samsun Başkanı Lee’ nin de dediği gibi ;
“Geçmişte tek örnek ve standartlaştırılmış bir model olduğuna inanılıyordu.
Yönetim Sistemi. Ancak günümüzün küresel liderleri bu eski yoldan vazgeçtiler
düşünme ve kendilerine özgü yönetim tarzlarını kullanma eğilimindedirler. Diğer
yani yönetim tarzlarını Japoncaya bölmek anlamsız hale geldi,
Amerikalı ya da Avrupalılar. Her işletmenin kendine özgü bir yönetim tarzına sahip olacağı geleceğin yönetimi, geleneksel yönetim anlayışına başkaldırı anlamına gelecektir.”
İşte tam bu nokta da Samsung Way kurulmaya başlandı. Kendi yolunu kendi yönetim tarzını benimsedi. Neredeyse tüm yönetim anlayışını değiştirdi.Yeniden yapılanmaya gitti. Sizlere HOSIHIN KANRI yazmaya devam edeceğim. Bir süre daha yazılarım Samsung Way olacak. Aslında bu hikayeyi işlerken kendimize nasıl bir çıkar yol bulmamız gerektiğini işaret edeceğim.
Sevgiyle kalın
Küresel firmalarda yaşanan kültür farkları genel merkez de oluşturulan HOSHIN KANRI yani stratejik planlamanın düzgün çalışmamasına neden olmaktadır. Öğretmenim TAKAKİ San dan ilk öğrendiğim kültür farklılığını azaltmanın ve gelişimin önünü açmamın gerektiği olmuştu. Bunu bana hep zorlayarak ve uygulayarak anlattı. Olay kendini ve başkalarını nasıl tanımladığın ile ilgiliydi. Büğüdüğün aile, çevre, okul ne ise senin sosyalleşmen ve iş hayatın tamamen bu çerçeve de kalıyor. Bu durumu geliştirmen ancak ve ancak çok çalışma ile oluyor.
TOYOTA ve Japon firmaları Deming ve Juran’dan öğrendiklerini kendi kültürleri ile harmanlayıp bu sistemin başarılı olmasını sağladılar. Bu arada Deming ve Juran 2. Dünya savaşı sonrası dünya turuna çıktılar. Bir ara yolları müttefik Türkiye’ye de düştü. Kamu kuruluşlarına eğitimler verdiler. Özelleştiren bir çok kamu fabrikasında izlerini görmek mümkün. Daha sonra japonya’dan daveti kabul ettiler. O kadar kısa sürede başarı sağladılar ki 1960 senesinde Deming’e Japon Kralı yaptığı katkılardan dolayı özel ödül verdi. 1981 yılında da Juran Japon kralı tarafından kaliteye yaptığı katkılardan dolayı ödüllendirildi.
Avrupa’da orta düzey toplumda yetişenler daha özgür ve gelişime çok daha açıktırlar. O yüzden orta ve batı Avrupa gelişmişlik düzeyi olarak çok farklıdır. Çocuklar daha aile ve çevre eğitiminde özgürlüğün farkına varırlar. Sosyalleşmeleri ve sosyal iletişimleri de farklıdır. O yüzden yukarıdan aşağıya oluşturduğunuz stratejik planlarda cesur geri bildirimler alırsınız. Korkmadan tüm gerçekliği ile size geri bildirim verirler. Gelişmeye ve geliştirmeye açıktırlar. Oluşturduğunuz hedeflerin yakalanma olasılığı yüksektir. Asıl kritik konu orta düzeyi yok edilmiş bizim coğrafya gibi yerlerde ortaya çıkmaktadır. Psikoloji biliminde çiftçi toplum tanımı yapılır. Bu ortamda yetişen çocuklar hiyerarşik, komün sosyalleşmeye uygun büyürler. İletişimleri çok daha zordur. Kendi başlarına özgürce fikirlerini ifade etmekten çekinirler. Emir komuta zincirine alışıktırlar. Yumuşatmak için ata erkil deriz. Gerçeği ise hiyerarşik olarak yukarıda olan bilir doğrusunu.
HOSHIN KANRI ve benzer çalışmaların başarılı olması bulunduğunuz coğrafyayı iyi tanımanız ile başlar. Gelişimsel yolların psikolojilerini iyi anlamak gerekiyor.
Eğer kendi kültürünüzü tanımazsanız firmanızı küresel seviyeye getiremezsiniz. Yatırım yaptığınız ülkede neden başarısız oldum diye düşünürsünüz. Çünkü aslında siz kendinizi tanımıyorsunuz demektir. Neden Türkiye’de en yüksek çalışan maaşını Amerikan firmaları verir biliyormusunuz? Sizi sizden daha iyi tanıdıkları için. Neden sendika olan işyerleri çok verimsizdir biliyormusunuz? Sendika çalışanı değil kendini düşünür tıpkı patron gibi.
Sevgiyle kalın
HOSHIN KANRI önemi anlatmakla bitmiyor. Elimizde değil dinamiti küresel iş dünyasında ortasında patlatmamız gerekiyor. Bu yüzden yazıya sizlere ilginç gelecek bilgi ile başlayayım. Günümüz dünyasının yıldızı parlayan, zihinleri meşgul eden ikilisi TESLA ve ÇİN. Ucuz işçilik haydi gidip sömürelim diye gidilen ÇİN bugün küresel sermayenin önündeki en büyük tehlike haline geldi. ÇİN konusuna daha önce şöyle kısa bir bakış ile yaklaşmıştık. Önümüzde bu cilveleşmeden daha çok söz edeceğiz.
Biz şimdi gelin piyasaları, küresel dünyayı alt üst eden elin oğlundan ve onun şirketinden söz edelim. TESLA firması bundan tam 20 yıl önce 2003 te kuruldu. 2010 senesinde ise siz beni takip edenlerin yakından hatırlayacağı NUMMI fabrikasını satın aldı. Sırada bir alım değil bu. Siz bu işte taşları yerinden oynatan olmak istiyorsanız, sizden önce oynayan taşları ve oynatanları iyi tanımalısınız. Otomotiv dünyasında NUMMI sadece kazanan değil kaybeden örneği de tanımanıza problemleri hızlı öğrenmenizi sağlar. Problem ile uğraşmayı hiç sevmeyen bir lider patron olan Elon Musk’ın en stratejik hamlesiydi. 2012 senesinde sadece 3500 araba üreten firma o gün büyük bir HOSHIN KANRI ye imza attı ve NUMMI den çıkardığı dersler ile GIGA FACTORY terimini otomotiv dünyasının içine bir dinamit olarak bıraktı. Yepyeni bir stratejiydi, riski büyüktü ama kazanımı da bir o kadar büyük oldu.
TESLA’nın 2030 senesi stratejik hedefini biliyor musunuz? 2030 senesinde tam 20 milyon araç üretmek. Yok yok yanlış duymadınız tam tamına 20 milyon araç üretmek istiyor. 2022 senesinde tüm dünyada 61 milyon araba üretildiğini düşünürsek hedef 1/3 ünü tek başına üretmek demek. Türkiye’de geçen sene 810 899 araç üretildi.
Biz asıl konumuza dönelim. Bir şirket, stratejik hedeflerini düzenli olarak gözden geçirmeli ve iş planını değişen piyasa eğilimlerine, müşteri tercihlerine ve teknolojik gelişmelere göre ayarlamalıdır. Örneğin, bir e-ticaret şirketi pazarlama stratejisini çevrimiçi alışveriş davranışlarındaki değişimlere yanıt olarak uyarlayabilmelidir. Proje yönetiminde, dinamik planlama, proje zaman çizelgelerini, kaynak tahsisini ve gerçek zamanlı ilerlemelere ve beklenmedik gelişmelere dayalı görevlerin ayarlanmasını içerir. Tedarik zinciri de HOSHIN KANRI içinde önemli bir araçtır. Fakat özellikle şirket başkanının, tepe yöneticinin önündeki en kritik mesele acil durumlardır. en temel örnek; doğal afetler sırasında, acil müdahale ekipleri, tahliye yollarını değiştirme veya kaynakların gelişen krize dayalı olarak yeniden tahsis etme gibi değişen koşullara göre planlarını dinamik olarak ayarlamalıdırlar.
Son yazımda da belirttiğim gibi DİNAMİK PLANLAMA, değişen koşullar ve belirsizlikler altında daha esnek ve etkili bir şekilde hedeflere ulaşmayı sağlamak için kullanılan bir stratejik planlama yaklaşımıdır. Dinamik planlama, aşağıdaki temel unsurları içerir:
Dinamik planlama, organizasyonların hızla değişen çevresine daha iyi uyum sağlamalarına ve daha etkili sonuçlar elde etmelerine yardımcı olur. Farklı durumlardan birkaç dinamik planlama örneği vermek gerekirse ;
Bu örnekler, dinamik planlamanın farklı sektörlerde ve alanlarda nasıl uygulandığını göstermektedir. Dinamik planlama, değişen koşullara ve hızla gelişen durumlara daha iyi uyum sağlamak için önemli bir araçtır. Önümüzdeki hafta dinamik planlamanın sağlayacağı avantajlar ile devam edeceğim. Dinamik planlamanın önemini bu üçleme ile tamamlamış olacağız. Ama öncesinde gelin ben size bir stratejik vizyon söyleyeyim. Tabii ki bu benim öngörüm; “Otomotivin yakın geleceğinde özellikle mekanik aksamlarda devrim niteliğinde gelişmeler olacak.”
Sevgilerimle
Not: Motorlu araçlar ile ilgili istatistiklere şu linkten ulaşabilirsiniz.
https://www.oica.net/category/production-statistics/2022-statistics/
HOSHIN KANRI anlatmaya devam ediyorum. Hoshin Kanri’nin Stratejik Planlama olduğunu ve sürdürülebilirliğin olmazsa olmazı olduğunu anlatmaya da devam ediyorum. Hocam Takaki San Hoshin Kanri yapmayı öğretirken de o tatlı sert üslubunu kullandı. Döve döve öğretti. Zorlayarak öğretti. Öğrenene problemi bulup çözümü üretene kadar vazgeçmedi. Oysa o daha en başında görüyordu problemi. Ben o problemi görene kadar sabır gösteriyordu. Hiçbir zaman problem bu, çözümü de şu demedi.
Sanki onunla hemen her gün sıcak – soğuk – ılık oyunu oynuyorduk. Bir süre sonra tepkilerinden anlamaya başlamıştım. Bulduğum çözümleri de hiçbir zaman hemen kabullenmiyordu. Aklındaki ile birebir aynısı olsa bile. Bilimsel ve teknik olarak anlatmamı istiyordu. Avantajı ve dezavantajlarını iyice inceleyip, araştırdığım dan emin olmak istiyordu. Çözümün herkes için olumlu sonuçlanıp sonuçlanmadığını öğrenmeden uygulamama izin vermezdi. Öncesi ve sonrasından emin olmalıydı. Hoshin Kanri yaparken en önemli konunun dinamikleşme ve esneklik olduğunu ben öğrenene kadar defalarca zorladı, yönlendirdi, bulmamı ve geliştirmemi sağladı.
Hoshin Kanri, bir organizasyonun veya kuruluşun hedeflerine ulaşmak için belirlediği yol haritasını oluşturmak ve uygulamak için kullanılan en önemli süreçtir. Dinamikleşme ise bu süreci daha esnek ve uyumlu hale getirmeyi amaçlayan bir yaklaşımdır. Dinamikleşme iyi uygulanmaz, dikkat edilmezse elimizde fitili alev almış dinamite dönüşür. Rehavet çok tehlikeli bir dinamit türüdür. Gelin dinamikleşmenin adımlarını tek tek beraber bakalım;
Bir gün çok sevdiğim bir iş adamı dert yandı, Okan sürekli iyileştirme nasıl mümkün olabilir, diye. Gülümsedim, bu çok uzun ve zorlu bir yolculuk ama sabırla ve küçük adımlarla ilerlemeyi başarırsanız, gerisi kolayca gelir, dedim. HOSHIN KANRI kitabının yazarı, Yoji AKAO hocanın da dediği gibi; Global ekonomi de krizlerin hiçbiri bir diğerine benzemez. O yüzden her krizi bir öncekinin kuralları ve tecrübeleri aşamazsınız. Her krizde yeni ve herkes için adil bir strateji belirlemeniz gerekir. Krizde para kaybetmekten değil değerlerinizi kaybetmekten korkun.
Dinamikleşmenin önünde öyle engeller vardır ki, organizasyonun ve bireylerin bu süreci benimsemesini zorlaştırabilir. İşte bu engellere bazı örnekler;
Dinamik planlama ile ilgili yazmaya devam edeceğim. Bu konu bu kadar kısa bir yazıda geçiştirilebilecek kadar basit değil. Bir sonraki yazı da dinamikleşme ile birlikte bütçe ilişkisini anlatacağım.
Saygı ve sevgilerimle
HOSHIN KANRI yazı serime bugün GÖRSEL DİSİPLİN yani görsel fabrika ile devam edeceğim. Yazılarımda birçok defa görsel fabrikanın öneminden bahsettim. Tıpkı Stratejik Planlama gibi Görsel Fabrika da önem kazanmaktadır. Görsel disiplin özellikle bilimsel öğrenmenin en önemli parçasıdır. Yalın üretim sisteminde ve sürdürülebilir stratejik plan oluşturmada Japonların bu derece başarılı olmalarının nedeni tabii ki tarihsel öğretilerine sahip çıkmalarında yatar.
Japon Samurai savaşçısı Benkei’nin 7 silahının japonlar için kalitenin 7 temel tekniğine öncülük etmiştir. Yine Japon, Musashi Miyamoto’nun “Bin Millik Yolu” adını verdiği prensip HOSHIN KANRI temel prensibi olarak kabul görür. Musashi, “Gorin no Sho” adını verdiği kitabında rakiplerle ve zorluklarla mücadele etme stratejisini, problemleri çözme yollarını anlatmıştır. Bu kitapta mücadele savaş, problemler ise düşman olarak tanımlanmıştır. Bütün bunlara yeni bir tanım ile devam ediyorum. Görsel Fabrika, Görsel Disiplin benim TOYOTA KATA için kullandığım bir tanımlamadır.
Toyota KATA, Toyota’nın süreç geliştirme ve yönetim yaklaşımını tanımlayan bir kavramdır. Bu yaklaşım, Toyota’nın üretim sistemini ve yönetim felsefesini anlamamıza yardımcı olur. “Kata”, Japonca bir kelime olup, tekrarlı uygulama ve alıştırma yoluyla otomatik hale getirilen öğrenme ve iyileştirme modelini ifade eder.
Toyota KATA, özellikle süreç geliştirmeyi ve sorun çözmeyi vurgulayan iki temel teknikten oluşur:
Toyota KATA’nın temel amacı, sürekli öğrenmeyi, iyileştirmeyi ve sorunları çözme alışkanlığını tüm çalışanlara yayarak iş süreçlerinin daha etkili ve verimli bir şekilde yürütülmesini sağlamaktır. Bu yöntem, ekip içinde güçlü bir işbirliği ve sürekli öğrenme kültürünün oluşmasına katkıda bulunur.
Görsel Disiplin yani TOYOTA KATA süreç haritalama / değer analiz haritası / Parça bilgi haritası ile başlar. Value Stream Map olarak da meşhur olan Parça-Bilgi akış haritası bilimsel öğrenmenin ilk adımıdır. İkinci adım DOJO eğitimlerinden geçer. Modern kullanımda, “Dojo” terimi eğitim ve öğrenme süreçlerine atıfta bulunan geniş bir anlamı vardır. Özellikle çevik takımların belirli yetenekleri geliştirmek, yazılım geliştirme yöntemlerinin ve kaizen gibi sürekli iyileştirme yaklaşımlarının uygulandığı iş dünyasında, takımların belirli yetenekleri geliştirmek, yeni teknikleri denemek veya sürekli olarak iyileştirmeler yapmak için ayrılan özel alanları ifade etmek için kullanılır. Yazılım ekipleri, Çevik Dojo olarak adlandırılan bir ortamda, yeni uygulamaları, kodlama tekniklerini, test süreçlerini veya takım işbirliğini geliştirmek için belirli süreler boyunca özel çalışma alanları oluşturabilirler. Bu tür Dojo eğitimleri, takımların sürekli öğrenme ve iyileştirme kültürünü teşvik ederken, verimliliği ve kaliteyi artırmayı amaçlar. Otomotiv Üretim Sistemi (TPS): Toyota KATA’nın temelini oluşturan TPS, otomotiv endüstrisinde devrim niteliğinde bir başarı örneğidir. Bu sistem, sürekli iyileştirme, verimlilik ve kaliteyi artırmak için çalışanların katılımını teşvik eder. Toyota, TPS sayesinde üretimde israfı minimize ederek ve müşteri taleplerine daha hızlı ve esnek bir şekilde yanıt vererek büyük bir başarı elde etmiştir.
TOYOTA’nın Görsel Disiplin tekniğini uygulayan farklı sektörlerden bir çok ünlü firma vardır. Bunlardan özellikle sizlerinde bildiği;
Toyota Kata, bilimsel düşünme ile sağlam bir bağ kurar ve bilimsel düşüncenin iş süreçlerinin iyileştirilmesi ve sorunların çözümü için temel bir yaklaşım olduğunu vurgular. İşte Toyota Kata ile bilimsel düşünme arasındaki bağı açıklayan bazı noktalar:
Sonuç olarak, Toyota Kata, bilimsel düşünmeyi süreç iyileştirmesi ve sorun çözme süreçlerinde temel bir yaklaşım olarak benimser. Bu iki kavram birlikte çalışarak, veriye dayalı kararlar almayı, deneyler yapmayı, sürekli iyileştirme kültürünü teşvik etmeyi ve hedeflere daha etkili bir şekilde ulaşmayı sağlar.
TOYOTA KATA ile ilgili bir çok bilgiye Mike Rother’in kitaplarından edinebilirsiniz. Toyota KATA, bilimsel düşünmeye dayalıdır ve sürekli deney yapmayı, verilere dayalı kararlar almaya odaklanır.
Gelin size Görsel Disiplinin ilk adımı olan Parça Bilgi akış şemasından 2 örnek paylaşayım izninizle. Bu ilk örnek mevcut durumun incelenmesidir.

İkinci örnek ise geliştirilmesi gereken ideal durumu gösteriyor.

Şirketinizde sürdürülebilir başarıya giden yol HOSHIN KANRI’ den geçer.
Sevgiyle kalın.
Ülkelerin, şirketlerin önünde seçenekler çok değildir. Hep büyümeye odaklanırlar. Stratejik yönetim planları da hep bu yöndedir. 2015 yılındanbu güne kadar başta dünyanın en ünlü akademisyenleri, ekonomistleri Çin ekonomisini ve büyümesini anlata anlata bitiremiyorlardı. Hatta öyle ileriye gittiler ki! 21. yüzyılın ortalarında Çin’in ekonomik, sanayi ve üretim büyüklüğü olarak Amerika Birleşik Devletlerini geçeceğini iddia yarışına girdiler. Ben çok onlar gibi düşünemiyoum. Belki de onlar kadar ünlü olmadığım için olabilir.
En önemli dayanaklarından biri devasa nüfusu olabilir. Ancak aynı nüfusa, nüfus yoğunluğuna sahip bölge ülkelerini hiç hesaba katmıyorlar. Aslında ben hangi ülkenin daha büyük ekonomiye sahip olduğu ile ilgilenmiyorum. Bu çok da o kadar önemli değil. Bir zamanlar üzerinde güneş batmayan imparatorlukları, 3 kıtaya yayılan padişahlıkları iyi analiz etmek gerekiyor. Burada kritik kelime DİNAMİKLEŞME. Bence ekonomik gücü hakimiyete dönüştürebilecek dinamikleşme faktörleri: Ülkelerin, şirketlerin ekonomilerinin ne kadar dinamik olduğu. Dinamizm ve ekonomik gücünün bileşimini rakipleri ve uluslararası arenada yaşanan problem karşısında ne kadar etkin kıldığı. Ülkeler için savunma sanayisine, şirketler için ise inovasyona ne kadar yatırım yaptığı. Toplumun ve şirket çalışanlarının refah ve istikrarını ne kadar güçlendirmede kullandığıdır.
Çin örneği için bugünlerde kullanılmaya başlayan “Japonlaşma” terimi bir iltifat mı yoksa tehlike işareti mi olacak yakın gelecek zaman da yorumlayabileceğiz. Japonlaşma kelimesini biri olumlu, diğeri olumsuz olan iki anlam karşılığı vardır. Olumlu olan karşılığı tabii ki dinamikleşerek durağan durumlardan güçlenerek çıkmasıdır. Diğer anlamı ise nüfusun hızla yaşlanıyor ve azalıyor olmasıdır. Almanya ikinci dünya savaşından bu tarafa bu sorunu çözebilmek için nitelikli iş gücü transferi yapmaktadır. Tabii bu aslında bir yerde yaşam ve çalışma maliyetlerini arttırmakta, rekabet gücünü zayıflatmaktadır.
Şirketler için en önemli durağanlık düşen verim, insanların durağan ve düşük tempoda çalışması, moral ve motivasyonlarının zayıflaması olurken. Ülkeler için, sağlık hizmetleri maliyetleri ile emekli maaliyetlerinin artmasıdır. Oysa gelirler ve vergiler aynı kalmaktadır. Geliri arttırmak vergileri arttırmaktan, çalışanların maaşlarını gelirlerini düşürmekten geçmez. Tek çare DİNAMİKLEŞME.
Dinamikleşme, bir sistemin veya sürecin statik veya sabit olmaktan çıkıp, değişken, hareketli veya uyarlanabilir hale gelmesini ifade eder. Bu terim, birçok farklı alanda kullanılabilir, ancak genel olarak değişim, esneklik, uyum sağlama ve yenilik anlamlarını taşır.
Bir sistem veya sürecin dinamikleşmesi, onun durağan veya sabit bir durumdan çıkarak, değişen koşullara uyum sağlayabilmesini ifade eder. Dinamikleşme, sistemlerin veya süreçlerin hızlı tepki vermesine, yeni durumları anlamasına ve buna göre davranmasına olanak tanır. Böylece, durağan bir yapıdan daha esnek, uyumlu ve verimli bir yapıya geçiş sağlanabilir.
Örneğin, bir şirketin dinamikleşmesi, değişen pazar koşullarına hızlı bir şekilde tepki verebilmesini, müşteri taleplerine uyum sağlayabilmesini ve yenilikçi çözümler üretebilmesini ifade edebilir. Bir yazılım sisteminin dinamikleşmesi ise, kullanıcı taleplerine hızlı bir şekilde yanıt verebilmesini, yeni özellikler ekleyebilmesini ve esnek bir şekilde genişleyebilmesini ifade edebilir.
Dinamikleşme, değişimin hızlanması, esneklik ve adaptasyon kabiliyeti ile ilişkilidir. Bir sistemin veya sürecin dinamikleşmesi, rekabetçi bir ortamda başarılı olabilmesi için önemli bir faktör olabilir.
Günümüzün hızla değişen dünyasında ülkeler ve şirketler, rekabet avantajını sürdürebilmek ve büyüyebilmek için dinamik bir yapıya sahip olmalıdır. Sabit ve durağan bir yaklaşım benimsemek artık yeterli değildir. Yöneticiler, dinamikleşme kavramını anlamalı ve organizasyonları için esneklik, adaptasyon kabiliyeti ve inovasyonun önemini vurgulamalıdır.
Dinamikleşme, ülkelerin ve şirketlerin değişen pazar koşullarına hızlı bir şekilde uyum sağlamasını ifade eder. Bu durum başarının anahtarı haline gelmiştir. Rekabetçi kalmak için, pazar trendlerini izlemeli, müşteri,çalışan ve halkın beklentilerini anlamalı ve buna göre stratejilerini hızlı bir şekilde revize etmelidir. Dinamik bir yapı, rekabet avantajını sürdürebilmek için pazar değişimlerini önceden görebilir ve bu değişimlere uyum sağlamak için gerekli adımları atabilir.
Dinamikleşme, ülkelerin ve şirketlerin esneklik ve adaptasyon kabiliyetini geliştirmesini gerektirir. Değişen taleplere ve koşullara hızlı bir şekilde uyum sağlayabilmesi için esnek bir yapıya sahip olmalıdır. Bu, organizasyonunuzun süreçlerini ve iş yapış şeklini yeniden düşünmeyi gerektirebilir. Karar alma süreçlerinde daha hızlı ve esnek olmak, departmanlar/bakanlıklar/kurumlar arası işbirliğini teşvik etmek, yetki ve sorumlulukları düzgün bir şekilde dağıtmak gibi adımlar, ülke ve şirketin dinamikleşme yolunda ilerlemesine yardımcı olabilir.
Dinamik bir ülke veya şirket, sürekli olarak inovasyonu ve yaratıcılığı teşvik eder. İnovasyon, yeni fikirlerin, ürünlerin veya süreçlerin geliştirilmesini ve uygulanmasını ifade eder. Yöneticiler, liderler, çalışanlarına inovasyonu teşvik etmeli, risk alma kültürünü yaygınlaştırmalı ve yeni fikirlerin ortaya çıkmasını desteklemelidir. İnovasyon, ülkenin ve şirketin rekabet avantajını korumasına ve oluşan ihtiyaçlara daha iyi yanıt vermesine yardımcı olur.
Dinamikleşme, bir ülkenin yada şirketin öğrenme odaklı bir kültür geliştirmesini gerektirir. Ülkeler ve şirketler, değişimden sürekli olarak ders çıkarabilmeli, deneyimlerini paylaşmalı ve bu deneyimlere dayanarak daha iyi bir hale gelmelidir. Çalışanların/halkın gelişimine yatırım yapmak, eğitim ve gelişim programları sunmak, değişiklikleri yönetmek için içsel bir kapasite oluşturmak dinamikleşme yolunda önemli adımlardır.
Sonuç:
Ülke ve şirket yönetiminde dinamikleşme, değişen pazar koşullarına hızlı uyum sağlama, esneklik, adaptasyon kabiliyeti, inovasyon ve öğrenme odaklı bir kültürün geliştirilmesini gerektirir. Dinamik bir ülke yada şirket, rekabet avantajını sürdürebilmek, büyüyebilmek ve başarılı olabilmek için bu kavramları benimsemeli ve uygulamalıdır. Liderler(buna o ülkenin muhalefet liderleri de dahildir.) ve yöneticiler, şirketlerinde dinamikleşmeyi teşvik ederek, geleceğe daha iyi bir gelecek için hazırlanabilirler.
Çok büyük bir firmanın HOSHIN KANRI yani STRATEJIK YÖNETİM planında gördüğüm şu vizyon beni onlara bir kez daha hayran bıraktı. “İmkansızı gerçekleştirecek bir takım kurun! Gerçek çalışma sitili olarak yaratıcılığınızı kullanın. (“Durdurun”, “Değiştirin”, “Geliştirin”)” Odağında insan olan bir vizyon. İnsana saygısı yüksek olan bir anlayış sürdürülebilir olmayı ve sürekli gelişmeyi her zaman haketmektedir.
Çin ile ilgili çeşitli senaryolar üretilebilir ama ben 2030’dan önce hiçbir senaryonun bütünsel bir gerçeklik taşımayacağını. Çin’in ilk durağan döneminde ne kadar dinamikleştiğini görmeden bugün bunları söylemenin konuşmanın yerinde olmadığını düşünüyorum. Önüne çıkan engellerden sonra ne yapacağını görmek daha iyi yorum yapmamızı sağlayacaktır.
Sevgiyle kalın.
Durun hemen heyecanlanmayın. “Tuttu Fırlattı” bir SUMO güreşi terimidir. Global dünyada SUMO güreşi de tıpkı HOSHIN KANRI gibi popülerliği hızla artıyor. HOSHIN KANRI’nin gizemli, gizli ve sır yaklaşımları ilgi çekse de yakalanması ve uygulanması gerçekten zor. Sürdürülebilir olmaktan çok uzak. Geçtiğimiz günlerde daha bırakın popüler olmasını neredeyse çok az kişi adını duymuş olmasına rağmen TOFAŞ gibi çok büyük bir firmada 90′ lı yıllarda başarı ile uygulandığını görmek beni şaşırttı, sevindirdi ve de yaygınlaşmaması üzdü.
Birçok kişi HOSHIN KANRI uygulamasını çok basit zannediyor. Yaptıklarına inanıyorlar. İnternette gezindiğinizde polüler beğeni almış bir çok sayfa ve yazı görüyorsunuz. Oysa bu tam olarak sokak arasında arkadaşlarınızla futbol oynayıp da kendinizi Real Madrid takımında forma giymeye layık görmeye benziyor.
Geleneksel SUMO teknikleri ile HOSHIN KANRI teknikleri arasında hareket ve strateji benzerlikleri vardır.
İşte bazı temel sumo teknikleri:
TOYOTA Grubun geliştirdiği “Operasyonel Standartlara” çok benziyor. MAST (Management Quality, Advanced System) yani Operasyonel Standartlar, yöneticilerin Toyota’nın temel değerlerine bağlı kalarak çalışanlara liderlik etmelerini, sürekli iyileştirmeyi teşvik etmelerini ve kaliteyi sağlamalarını sağlamak için tasarlanmış bir sistemdir.
MAST’ın ana unsurları aşağıdaki gibi özetlenebilir:

Hoshin yapmak mahalle maçında oynamaktan çok farklıdır. Yazılarımda özellikle belirtiyorum. Hoshin merkezinde insan olan stratejik planlamadır. İnsan Otonomasyonu, Dinamikleşme ve Takım çalışması olmazsa olmazınızdır. Hoshin yaptığını iddia eden birçok firmada gördüğüm en önemli problerin başında insan gelmektedir. Çoğu firma çalışanlarında “İMPOSTOR SENDROMU” oluşmasına neden olmaktadır.
Bu yüzden firmalar birçok başarılı ve zeki çalışanını kısa sürede kaybeder. İmpostor sendromu kişinin kendini başarısız gördüğü ve işe yaramaz olarak düşündüğü durumdur. Sık sık başarılı çalışanlarını kaybeden ve giderse gitsin yerine yenisini alırım diye düşünen firmaların yarattığı istenmeyen durumdur. Geride kalan çalışanlar keyifsiz, isteksiz ve kanıtlanmıştır ki sadece yüzde 10 verimle size hizmet ederler. O yüzden başarının ödüllendirilmesi, fark edilmesi son derece önemlidir.
İmpostor Sendromu olan kişiler genellikle başarılarını şans, diğer insanların yanıltması veya çevresel faktörlerle açıklarlar.
Bu durum, birçok olumsuz etkiye neden olabilir. İmpostor Sendromu olan kişiler sürekli olarak kendi yeteneklerini sorgular, kendilerine olan güvenlerini kaybeder ve başarılarını inkar ederler. Bu da kişinin kendini geri tutmasına ve potansiyelini tam olarak kullanamamasına yol açabilir.
İmpostor Sendromuyla başa çıkmak için bazı adımlar atabilirsiniz:
Üretim yapan işletmelerde İmpostor Sendromuyla mücadele etmek, çalışanların kendilerine olan güvenlerini artırmak ve verimliliği artırmak için önemli bir adımdır. İşletmeler, çalışanlarının İmpostor Sendromuyla başa çıkmasına yardımcı olmak için şu yöntemleri kullanabilir:
İşletmenizde sürdürülebilirliği sağlamanın en önemli yollarından biridir.
Bugün yazım biraz uzun oldu. Ama konu oldukça önemliydi.
Sevgiyle kalın. Okuyup beğendiyseniz yorum yapın, sosyal medya gruplarınızda, arkadaşlarınızı arasında paylaşın.
İlkokul yeni bitmiş, Eylül’de ortaokula başlayacaktım. Mahallede her çocuğun bilyalı bir kızağı vardı. Sokağın yukarısında üstüne otururlar, kayarak en sona kadar inerlerdi. Hergün bir yarış halini almıştı. Erol’ün bilyalısı en havalı olandı. Ali kilolu olması nedeniyle bir haftada 2 kızak parçalamıştı. Sadece Avni ile bende yoktu. Rahmetli babam sordu, “oğlum sana da bilyalı kızak yapayım mı?” diye. Ben atölyeye gelip kendim yapacağım, dedim.
Karoser atölyemiz vardı bizim. 10 yaşında öğrenmiştim kaynak yapmasını. İki parçayı birleştirmesini. O sene çok moda olmuştu bilyalı kızak. Aşağıdaki fotoğraf internetten alıntıdır. Ben bir iki deneme yapmıştım. Rahat edememiştim. O zamanlar sokaklar böyle asfalt değildi. Hoplaya zıplaya aşağıya kayıyoruz belli bir hıza ulaştığımızda ise kontrolü kaybediyorduk. Hatta Oya parketmiş bir aracın altına girmişti. Üstü başı çizik içinde kalmıştı. Figen korkusundan binemiyordu biliyorum, sürekli hadi saklambaç oynayalım diyordu.

Bütün problemleri kafamda tek tek not ediyordum. Yere çok yakın olduğu için sürüş rahatlı hiç yoktu. İpi sağa sola çekerek yön verdiklerini sanıyorlardı, oysa belki sokağın başında işe yarasa da bir süre sonra sadece görüntü veriyordu. Tahta çok çabuk deforme oluyordu. Atölyemize gittim ve 10x10x0,8 mm kutu profil den yaptım ana taşıyıcıyı. Bilyaları takacağım profilleri 13mm dış çaplı borudan kestim. Bilyaları da ona göre seçmiştim. Önde iki bilya arası açıklık arkadaki açıklığın yarısı olarak düşündüm. Yol tutuşun daha rahat olacağını hersaplamıştım. Oturmayı sevmediğim için ayakta kullanmayı planlamıştım. Yön verme işini bisikletten esinlendim. Ama tüm parçaları bir araya getirmede, beceremediğim, yetemediğim her nokta da rahmetli babamın yardımını aldım. Benim bilyalı kızağım, bugün sizlerin scooter dediğiniz nesnenin neredeyse birebir aynısı olmuştu.
Mahalledeki herkes bindi benim bilyalı kızağıma. Kullanımı çok daha kolay ve daha güvenliydi. Hatta hiç sevmediğini söyleyen Figen bile defalarca binmişti. Her seferinde kahkahalar atarak sevinç çığlıkları atıyordu. Şimdi nereden çıktı bu hikaye diyeceksiniz. Bu bizim meşhur bilyalı kızaklarımız, hani şu nostalji de kaldı sandığımız. Sizlerin bugün sccoter olarak ifade ettiği en popüler şehir için ulaşım aracı oldu. 2021 yılında pazarın büyüklüğü 100 milyar Euro’yu buldu. 2030 da bu pazarın %30 da büyüyerek 130 miyar Euro olacağı tahmin ediliyor. Benim tahminim ise pazar 2025 yılında 130 milyar Euro olacak ve büyümeye devam edecek.
Şuan pazarda tüm büyük firmalar hızla yerini alıyor. 2021yılında pazar büyüklüğünü duyan hemen yerini almaya başladı. Kimler yok ki. Gelin sırasıyla devler ligine ve popüler ismiyle emobility scooter pazarına bakalım. İlk sırada TOYOTA var. TOYOTA Ekim 2021 de duyuru yaptı. Bu segmentteki ilk ürünü C+ WalkT modelini tanıttı. 2022 de Japonya’da 2023 te ise Avrupa da pazara süreceğini ilan etti.


TOYOTA da piyasaki modelleri ve kullanım amaçlarını inceleyerek kendine özgü bir araç yaratmış. Hedef kolay kullanmak. ama araç oldukça küçük sadece bir insanın kaplıyacağı kadar büyüklükte. İnsanların yürüyüş hızına adapte olabiliyor böylece yan yana yürüme hızında sohbet ederek gidebiliyorsunuz. Engel algılama özelliği ile önünde yürüyen insanlara.
YAMAHA TriTown modeli ile pazarda farklı bir yaklaşım sergiliyor. “Eğilen ama düşmeyen bisikletler” sloganı ile göze hitap eden kendine özgü bir model yaratmış. Emin olun tasarım yarışması yapılsa tüm modeller arasında açık ara benim oyum TriTown modeline. Şasinin görünümünden ve verdiği histen, hareketinden ve kullanım kolaylığından çok net bahseden bu tasarımla TRITOWN, günlük işleri duygusal ve dinamik bir kişisel hareketlilik deneyimine dönüştürebilir.

Avrupa fabrikalarını kapatarak küçülmeye giden HONDA “Striemo” firmasına yatırım yaparak bu sektör de ben de varım diyor. HONDA, katlanabilir modeli, 3 farklı hız modu ve tek şarj ile 30 km menzili ile rakiplerinin gözünü korkutuyor.

Bir başka otomotiv devi Volkswagen Grubu da bu yarışta yerini alıyor. Bugün özellikle dünya nüfusunun yarısından fazlasının kentlerde yaşadığının bilincinde olan VOLKSWAGEN grubu, kent için ulaşımda yakın geleceğin rakipsiz liderinin öncülerinden olma çabasında. Volkswagen markası, oldukça uzun bir süredir kompakt Cityskater’ı geliştiriyor. Cityskater’ın arka tekerlekteki elektrik motoru 350 Watt’a kadar güç geliştiriyor. Lityum-iyon pil 200 Wh’ye kadar şarj edilebilir. Şehir içi hareketlilik için önemsiz değil: Geleneksel bir ev prizinde (230 volt) bir saatten daha kısa bir sürede pil yeniden yüzde 50 oranında şarj olur. Ayrıca Cityskater katlandığında bagaja sığıyor ve 15 kilogramın altındaki ağırlığı ile metroda da rahatlıkla götürülebiliyor. Bu grubu diğerlerinden ayıran ve öne çıkaran bir diğer özellik ise birden fazla model ile pazarda yer alması. Cityskater‘ın yanı sıra, THE STREETMATE, THE VOLKSWAGEN CARGO E-BIKE, THE AUDI E-TRON SCOOTER ve SEAT MINIMÓ modelleri var. Özellikle Cargo e-bike piyasayı altüst edecek bir mobilite aracı olacak.


BMW ve MERCEDES BENZ gruplarıda çok sade modelleri ile bu yarışın içinde yer alıyorlar. Görsel MERCEDES AMG grubunun tasarımına aittir.

RENAULT Grubu da tıpkı güçlü rakibi VOLKSWAGEN grup gibi birden fazla model ile şehir için mobilite yarışına katılmış durumda. Bu yarışta Nino Robotics ile işbirliği içindeler.
STALLENTIS ise yeni FIAT 500 den esinlenerek yarattıkları MICRO mobility aracı ile hedef yükselttiler.

FORD “Spin” modeliyle yer alacak.
Fakat sizi asıl şaşırtacak olan ise artık herkesin bir FERRARI aracı olabilecek. Evet evet FERRARI de bu yarışta varım dedi. İlk müşterilerinden biri ben olabilirim sanırım. Benim de bir FERRARİ’ im olacak sonunda.

Sevgiyle kalın. Sürdürülebilir bir iş hayatı istiyorsanız HOSHIN yapmayı, Stratejik Planlama ve vizyonu unutmayın!