BAŞARILI OLMANIN ANAHTARLARI

Tehlike öngörü yazı dizimizin arasına farklı konular serpiştiriyorum. Bilerek yapıyorum. Uzun yazıların serilerin en önemli sorunu dikkatin dağılması ve konudan uzaklaşılmasıdır. O zaman ara ara dikkati farklı konulara kontrollü çekerek vermeye çalıştığınız tüm bilgilerin anlaşılmasını sağlarsınız.

Bugün başarılı olmanın anahtarlarını konuşacağız. Her biri aslında başlı başına bir yazı konusu ve öyle de olacak. İlkini aslında bir yazımda anlattım. Ama özellikle en çok eksik kaldığımız nokta da bu. Başarının anahtarları sırasıyla;

  1. Disiplinli olmak.
  2. Dedikodu yapmamak.
  3. Günlük Egzersizler
  4. Porno izlemiyor olmak, küfürü hakareti olumsuzluğu hayatından çıkarmak
  5. Dürüstlükle hareket etmek
  6. Başkalarının gözlerine bakarak konuşmak
  7. Amaç ve iyi niyetle yol gösterici olmak
  8. Eşit ve adil kazanç için çabala.
  9. Planla, kontrol et ve uygula.
  1. ) Disiplinli olmak en zoru ve ilk adımıdır başarının. Çok para ve ün kazanabilirsiniz. Disiplinli olmazsanız nasıl kaybettiğinizi anlamaya vaktiniz bile olmaz. Disiplini bağırıp çağırarak sağlayamazsınız. Bu gözler yakın zamanda kendisini yönetici zannedip masasının üzerine ayaklarını koyanları gördü. Oysa disiplin önce ruhunda olacak. Ekmek yediğin masaya ayak kaldıramazsın!
  2. ) Dedikodu yapmamak. Özellikle patron firmalarının, aile şirketlerinin en büyük problemidir. Diğer bir değişle Koridor FM derler çalışanlar ona. Neler neler konuşulur. Sadece zarar verir. Yapana da yaptırana da! Oysa gerçekler matematiktir. Matematik dedikoduyu önlemenin tek yoludur.
  3. Günlük egzersizlik yapmak en az dedikodu kadar önem taşır. Gün 24 saattir. Bunun 8 saatini uyuyarak geçiririz. Geriye bize kalan 16 saattir. Bu 16 saati hakkıyla kullanmak istiyorsak eşit parçalara bölmeliyiz. Önce karar vermeliyiz kaç öğün yemek yiyeceğiz. Bilimsel olarak ideal olarak kabul edilen 3 öğün yemektir. Kahvaltı çok önemli deseler de emin olun yataktan kalkar kalkmaz yemek yani enerji yüklemek çok doğru değildir. 1 saat beklemek en iyisi. Geriye kaldı 15 saat yani her öğün için 5 saatlik enerjiye ihtiyaç var. O 5 saat içerisinde de en az 1 kere 15 dakikalık egzersize. Yani kısaca 3 öğün yemek ve 3 öğün egzersiz şart.
  4. En çok merak ettiğiniz konuya geldik sanırım. Eh bu konu ve devamı bir sonraki yazıma kalsın. Tabii bu yazım beğenilir ve devamını yazmam istenirse.

Sevgiyle kalın

KIKEN YOCHI

Dün Türkiye’nin bu eğitime çok ihtiyacı vardı! Dün aslında çok geçti. 20 yıldan fazladır bu eğitimi veriyorum. Hayatın aslında her aşaması için alınması gereken özel bir eğitim bu.

Özellikle tecrübeler ile birlikte paylaşıldığında ayrı bir anlam kazanıyor. 6 Şubat 2023 gününden bu yana hemen herkes deprem konuşuyor. İnanılmaz uzmanlar türedi. Hergün televizyonlara çıkıp en uzman benim diyorlar. Aslında yarattıkları psikolojik yıkım depremin yaptığından fazla. Neresinden baksam elimde kalıyor!

Eğitime KYT için;

Kill

Your

Television

kısaltması olduğunu vurgulayarak başladığımı hatırladım. Televizyon sizlere dönüp geriye baktığınızda pişmanlık yaratacak algı oluşturur sadece. Çocukluğuma gittim. Yıllar öncesine televizyonların ilk defa hayatımıza girdiği yıllara. Muhammed Ali’nin boks maçlarını seyredebilmek için uykusuz kaldığımız günlere. Pazar günleri artistik buz pateni ve klasik müzik günüydü. O gün farkında değildik tehlikenin bu kadar bize yakın olduğunu. Kolumuz kırıldığında göremedik tehlikeyi.

KYT belki de bir gençlik tiyatrosudur. Kim bilebilir ki.

KYT, Kiken Yochi Training yani Tehlike Bulma Eğitimidir. Tehlikeleri öncesinde tespit etsek, belirlesek, önlem alsak daha iyi olmaz mı? Yaşamları kurtarsak. Ölmesek daha iyi olmaz mı? Yaralanmasa kimse!

Meşhur kaza pramidini hepimiz biliriz. Başımız yanmadan hatırlamayız nedense. 6 Şubat depreminde 40 binin üzerinde açıklanınca ölen sayısı, bir sayı olmaktan çok daha fazlası olduğunu. 40 bin ölümün peşine 1milyon 200 bin kişinin sakat kaldığını, 12 milyon insanın yaralandığını bilmek üzüntümü arttırıyor. Verdiğim eğitimlerin arasında en değerli olanı sanırım bu.

Tehlike Öngörü bir hayat felsefesi olmalı. Özellikle bir devlet, toplum, siyaset politikası olmalı.

Tehlike Öngörü hemen yapılmalı.

Sevgiyle kalın

MOTİVASYON VE DİSİPLİN

Disiplini sağlama adına en çok kayıp yaşadığımız nokta motivasyondur. Bu çok özel günlerde hem disiplinimizi kaybettik hem de yaşam motivasyonumuzu. Olayı siyasi boyuta taşınmadan işletmeler için disiplin ve motivasyon denklemine bakalım.

Disiplin özellikle Yalın/Esnek Üretim Sisteminin en önemli araçlarından biridir. Sadece 5S’in 5. S’i değildir! Sistemin sürdürülebilirliğini sağlayan en önemli basamaktır. Disiplin aynı zamanda motivasyonun da tetikleyicisidir. Olumlu yönde olumsuz yönde tetikler. Gelin beraber disiplini önce inceliyelim. Arkasından disiplinin motivasyonu nasıl etkilediğini konuşalım.

Nerede başlar, nerede biter. Disiplin ekibe sert davranmak mıdır? Bağırıp kızınca işler çözülür mü? Daha mı hızlı yapılır? Tam tersi bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Sert davranmak özellikle bağırmak, hakaret etmek çalışma performansını en az yüzde 10 düşürür. Zaten yüzde 30 u zor bulduğumuz performansın 20’in altına düşmesi anlamına gelir. Sadece para kaybı değil prestij kaybına ve insan kaybına da neden olur. Bir şirkette çalışan değişimi ne kadar çok oluyorsa o kadar kolay çöküş gerçekleşir. Disiplini sadece insan çalışan olarak görmekten vazgeçtiğiniz gün sağlamaya başlamışsınız demektir.

8 de iş başı yapacak bir firmaya bakın saatler 8:15 i gösterdiği halde kimse çalışmaya başlamamıştır. bu 400 dkikalık bir mesainin içinde baştan daha yüzde 4 kayıp demektir. Disiplin görsellikle başlar. İlk adımı Görsel fabrika kriterlerinin belirlenmesidir! Belirli bir prosedür altına yani disiplin altına alınmasıdır. Görsel fabrika disiplini sırasıyla;

  • Yol çizgileri (rengi, ölçüsü, formatı, köşe formu)
  • Çalışma alan çizgileri
  • Makina alan çizgileri
  • Tehlike bölge çizgileri
  • Çalışma alanları (Rengi, ölçüsü, tanımı)
  • Makinalar (Makinaların özellikle firmaya özgü bir standart rengi olmalıdır. Bu renk seçimin de çalışan kıyafetlerinin rengi ile uyum çok önemlidir. Tezat bir renk ve karışık renkler disiplini ve motivasyonu bozar.)
  • Duvarlar (Duvar rengi özellikle ışık yutmayan yansıtan bir renk tercih edilmeli. Aynı fabrika içinde farklı renkler olmamalı)
  • Hareketli iş makinaları
  • Adresleme (Logic adresleme disiplinin en önemli parçasıdır.) olmazsa olmaz.
  • .
  • .
  • .
  • Uyarı ve tanım levhaları
  • Kalite ve performans panoları
  • İşyerinde giyilecek kıyafet disiplini
  • İş yeri çalışma zaman planı (Gün içindeki ihtiyaç molalarını kaldırdığını zannedenleri gördüm. İçeride ağzında sigara ile dolaşıp, oturunlar olduğunu görmezden geliyorlar)
  • Fabrikanın, ofisin yerleşimi (Ne kadar acı ki bunun eğitimi bu ülkede verilmiyor ve öneminin farkında değiller!)
  • .
  • .
  • .
  • Listeyi böyle uzatabiliriz.

Disiplin bu noktada çok önemli bir konu. Motivasyonu doğrudan etkiliyor. Motivasyon da aynı şekilde disiplini. İnsanı çalışma hayatında en çok geliri motive eder. Ancak bu gelir asla para değildir. Bazen paradan çok daha değerli araçlar vardır.

Örneğin zor bir işi başardığında takdir edilmek bronz değerindedir.

Teşekkür edilmesi gümüş değeri taşır.

Ama herkesin içinde teşekkür edilmesi takdir edildiğini bilmesi altın ödüldür.

Çoğu işveren kazanca odaklı çalıştığı sürdürülebilirliği düşünmediği için teşekkürü zulm olarak görür. Şirketlerin uyguladığı aile günleri motivasyona katkı sağlar.

Disiplin ve motivasyon azaldığında hırsızlık başlar. En büyük hırsızlıkta çalışır görünüp boş oturmaktır!

Sevgi ve saygıyla kalın

ÇİZGİLERİN GÜCÜ ADINA

Her şey bir gün bir kitap okumam ile başladı. Aslında her okuma yeni bir başlangıcı tetikliyor. Üniversite’nin son dönemiydi yanlış hatırlamıyorsam. Koch’un Baum Testi kitabıydı okuduğum. ODTÜ kütüphane de şans eseri karşıma çıkmıştı. Baum Almanca ağaç demekti.

Koch 1950’li yıllarda 96 lise öğrencisine uygulamıştı bu testi. Yıllar geçtikçe bir çok üniversitede bir çok bilim adamına konu olmuş. Günümüzde hala popülerliğini koruyor. Özellikle psikoloji biliminde çocukları anlayabilmek adına neredeyse her çocuğa yapılıyor. Bir ağaç çizerek başlıyor tanımak ve anlamak.

Yıllar geçti tecrübelerimi aktardığım eğitimler vermeye başladığımda ihtiyaç duydum bu yöntemi kullanmaya. Eğitim sonunda test yaptığımda hiç tahmin etmediğim kişilerin konunun çok uzağında kaldığını gördüm. O gün içinde bulundukları ruh hali nedeniyle kendilerine ulaşamadığımı düşündüm. O gün okuduğum bu kitap geldi aklıma. Bir sonraki eğitimden önce tahtaya bir çizgi çizdim. Ve eğitime gelenlerden tahtaya gelip içlerinden gelen bir şey çizmelerini istedim. Kimi bir yuvarlak çizdi, kimi bir ağaç, kimi bir çarpı işareti koyarken, imzasını atan oldu. Güneş çizeni görünce, bir diğeri yanına bulut ekledi. Kimi tahtanın ortasına bir şekil yaparken bir başkası köşeye ufacık bir ağız çizdi.

O gün eğitim vereceklerimin hepsinin o sabah işe gelirken düşündüklerini, hissettiklerini tahtada görüyordum. Tamamen tuh hallerinin bir yansımasıydı. Tüm eğitimi onların bu ruh haline göre yönettim. Onlar düştüklerinde ara verdim. En verimli anlarında da onlara söz verdim. Salonda farklı yaş guruplarından farklı disiplin ve eğitimlerden 17 kişi olmasına rağmen çok katılımcı bir eğitim olmuştu. Çizgiler sadece karakter değil günlük ruh durumu analizi de yapabiliyordu.

O günden sonra sadece eğitimlerde değil tüm işe alımlarda bu testi yapmaya başladım. Tecrübesinden çok daha fazla bu yöntemin etkili olduğunu ve doğru işe doğru insanı seçmeyi kolaylaştırdığını keşfettim. Tüm görüşmelerden geçip son görüşmeyi yapmak üzere benim karşıma gelen adaylara boş bir A4 ve farklı renklerde kalemler uzatıp içinden gelen bir şeyi çizmesini istiyordum. Teknik personel alımında çok etkin bir yöntemdi. Mühendis kökenli olup tasarımda yada kalite de çalışacak olanların kağıda aktardıkları çok önemliydi.

Kağıdı kullanma şekilleri, çizmeye başladıkları nokta ve üç boyutlu bakıp bakamadıklarını hemen gösteriyordu. Sorarak öğreneceklerimden çok daha fazlasını 3 saniye içerisinde görebiliyordum. Ev çizenleri geçtim ama iş görüşmesine gelip ebeveynlerini çizenleri de gördüm. Beni en çok şaşırtan çizim ise yatak olmuştu. Bu ve benzer testlerin aslında birçok uluslararası firmada kullanıldığı gördüm. Sadece işe alımlarda değil aynı zamanda terfi ve rotasyonlarda da kullanıyorlardı. Belirli zaman aralıklarında bu testi aynı kişiye uyguladıklarında bazı kişilerin çizimlerinin arasında boyutsal ve bazı nesnesel farklar olduklarını gördüler. Bu sayede bu testin aynı zamanda Alzheimer belirtilerini görmede de etkili olduğunu ortaya çıkardılar.

Teknik personel alımında Baum testini kullanırken, idari personel alımında da kompozisyon testini kullanmaya başlamıştım. Adayların verileri, sözel anlatımları anlama, yorumlama ve bunlardan yola çıkarak rapor yazma yeteneklerini ölçüyordum. Bunun için zaman zaman sadece bir konu başlığı vererek 927 kelimeden oluşan bir kompozisyon yazmasını istiyordum. Burada kompozisyonda ki kelime sayısı her zaman 750 nin üzerinde ve rastgele bir sayı oluyordu. Konuyu araştırma, ifade edebilmek, imla/kompozisyon kurallarına uyum ve hedefi tutturabilme önem taşıyordu. Yeterince araştırma yapmayanların hemen hemen tamamı 500 kelimenin üstünde anlam bütünlüğünü kaçırıyordu. Bir firmada ister üretim isterse hizmet sektörü olsun raporlamanın tek kuralı doğru kompozisyon kurallarını uygulayabilmektir. Her rapor da aslında sadece üç bölüm vardır, giriş, gelişme ve sonuç.

Çizim de sınır A4 kağıdı iken kompozisyonda sınır hedef verdiğim kelime sayısı oluyordu. Çizim de sayfayı tam dolduranların özgüvenlerinin yüksek olduğu belli oluyordu. Çizim aynı zamanda adayın enerji organizasyonunu, işe karşı bakışını, yaklaşımını da gösteriyordu. Yumuşak çizgiler, özellikle silik olanlar güvensiz ve depresif halinin bir yansımadı oluyor. Küçük küçük çizgiler, alaycı ve sinirli bir hali yansıtıyorken konsantre olma zorluğu yaşayacağını da gösteriyordu. Sayfanın üst kısmının kullanımı ise onaylanma arzusunun, umutlarının, kişisel gelişimin yansımasıdır. Aklında kalan başarısızlıklar hep sayfanın altına çizilir. Karyola çizen kişi karyolanın ayaklarını kırık resmetmişti.

Keyifle okuduğunuzu umarım. Sevgiyle kalın ve hep bilimde kalın.

Okan DİNÇ

TASARIMDA PSİKOLOJİK RİSKLER

Tasarımın tanımı ile başlayalım. Türk Dil Kurumu sözlüğünde “Tasarım” kelimesinin karşısında ;

Zihinde canlandırılan biçim, tasavvur:
“İmgeleme dayanan duyusal tasarımlar, şiirinin başlıca
malzemesi.” – Selâhattin Hilav

Bir sanat eserinin, yapının veya teknik ürünün ilk taslağı, tasar çizim, dizayn:
Kentsel tasarım. Çevre tasarımı.

Bir araştırma sürecinin çeşitli dönemlerinde izlenecek
yol ve işlemleri tasarlayan çerçeve, tasar çizim, dizayn.

Daha önce algılanmış olan bir nesne veya olayın bilinçte sonradan ortaya çıkan kopyası.
Tasarımın tanımı aslında tam olarak sosyolojik ve psikolojik olguları ortaya koyuyor. Psikolojik riskleri tespit etmek
ve önlem almak bir o kadar zor.
Tasarım deyince aklımıza ya mühendis ya da teknik ressamlar geliyor. Bu insanların sadece yaratıcı olmalarını
değil, karşılaştıkları sorunları tespit edip çözüm bulmalarını da bekleriz. Bir anlamda şüpheci olmalarını isteriz.
Şüphe duymamız bizi kötü yapmaz tedbirli yapar. 40 yıllık sanayii tecrübemde karşılaştığım tasarım hatalarından
sadece birkaçını söylemeden asıl konuya geçemeyeceğim. Maalesef mühendislerimizin büyük çoğunluğu matkap ucu açısını bilmeden öğrenmeden mezun oluyorlar.
Bu normal bir durum diyebilirsiniz. Metrik 30 bağlantı
elemanını talaşlı imalatta ürettirmeye çalışırlar. Sürücü
koltuğu ile direksiyonu farklı eksenlerde olan traktör gördüm ben bu ülkede. Sapı ile akarı aynı eksende olmayan

çaydanlık. Sabır çaydanlığı adını koydum. Tutma kulpları
aynı eksen de olmayan tencereler.
Bu kadar basit mi diye düşünüyorsunuz. Basit ve düzeltilmesi de bir o kadar zor. Neden mi? Çünkü bu bölümlerde
çalışanlar için psikolojik riskleri hiç hesaba katmıyoruz.
Oysa tasarımın felsefesinde ne kadar güzel tanımlamışız;
daha önce algılanmış olan bir nesne veya olayın bilinçte
sonradan ortaya çıkan kopyası. Baskı altında büyümüş ve
kendi koruma alanını daha çocuklukta tüm tehlikelere
karşı kapatmış olan gençliğe verdiğiniz mühendislik eğitiminden de elinde kalan sadece bu.
Mühendislik ve psikolojik ilk defa General Motors Saturn
projesi ile bir araya geldi. Uzay ya da havacılık değil bir
otomotiv projesi. Hani şu meşhur konfor alanı olarak bildiğiniz görsel ile tanıştık. GM bu projede ilk defa psikolog
ve sosyologlardan oluşan bir ekip kurdu ve riskleri tespit
etme başarısı gösterdi. Sürdürülebilirliğini sağlasaydı
şuan çok farklı bir konumda olurdu.
İlk büyük psikolojik risk tasarımda çalışanların “KORKU
BÖLGESİNİ” aşamamaları. Araştırma geliştirme, mühendislik, tasarım bölümleri için bu ölümcül bir risktir.
En yetenekli olarak tanımladığımız mühendisler için bile
ikinci en büyük risk “YALNIZLIK” tır. Kendini yalnız hissedenler ekip olamazlar. Fikirlerini açıkça özgürce ifade
edemezler. En azından onlar öyle düşünürler ve öyle hissederler.
Üçüncü büyük risk de “KAYGI BOZUKLUĞUDUR.” Kaygı
strese verilen bir reaksiyon olduğu için kaygı taşıyan mühendisler stres altında çalışamazlar, dağılırlar.
Bu risklerin üçü de acil önlem alınması gereken risklerdir.
Türkiye’de benim bildiğim hiçbir Ar-Ge merkezinin kadrosunda psikolog bulunmamaktadır. Oysa bu bölümler
psikologlara en çok ihtiyaç duyulan yerlerdir. Her yaratıcı
projenin içinde psikologların olması gerekmektedir.
Bugün dönüp dolaşıp aynı kısır döngünün içinde sıkışıp
kalıyoruz. Sonra neden yaratıcı, değerli tasarımlar yapamıyoruz diye hayıflanıyoruz. Oysa konfor alanımızdan her
çıkmaya çalıştığımızda korkup geri dönüyoruz. İş hayatım
boyunca hiç mazeret üretmedim. Hiç kimsenin de mazeretini dinlemedim. Korku ve baskı ile büyütülen gençlikten yaratıcı olmalarını beklemek hayal olur. Yine de bir
yerde farkına varıp kendimizi geliştirebiliriz.


Yalnızlık, özellikle Covid-19 salgını döneminde ve sonrasında karşımıza gelecek en ölümcül risk olacaktır. Zaten
bir ekip oluşturamadığımız çalışanlar gittikçe yalnızlaşacaklar. Bu aşamada şunları düşünmek önemlidir.

Ne yapacağız neler yapabiliriz onlar için? Bu yalnızlıktan nasıl
kurtarabiliriz onları? Eğer bu sorulara hızlıca yanıt bulamazsak bu konuda çalışanlarda daha büyük kaygı bozuklukları oluşacak.
Yalnızca tasarım konularında çalışanlarda değil mühendisliğin tüm alanlarında psikolojik riskler artacak. Üretimde çalışanları bekleyen en büyük risk “DEPRESYON” olacak. Firmanızda üretimde çalışan mühendis arkadaşlarını
biraz gözlemlerseniz depresif tavırlar sergilediklerini hemen fark edersiniz.
Gelin bu yazıyı eski bir anı ile bitirelim. Yıllar önce birgün
Kocaeli Makine Mühendisleri Odasında oturup bir işimi
halletmeye çalışırken, içeriye otuzlu yaşlarda bir makine
mühendisi arkadaş girdi. “Affedersiniz odadan kaydımı
sildirmek istiyorum” dedi. Herkes şaşkın şakın ona bakarken devam etti. “Ben firmada kalite bölümünde çalışıyorum. İş tanımım Kalite Mühendisi olarak değişti” dedi.
Dikkatli olun çok daha zor ve büyük bir dalga geliyor
hayatımıza. Sevgi ile kalın okuduğunuz için teşekkür
ederim.