ÖĞRENME MÜKEMMELLİYETİ

Eğitimde #HOSHINKANRI yazı serimizin üçüncü ve final yazısı ile devam ediyorum. Bundan sonrası tüm eğitim camiasının geri dönüş ve katkılarıyla devam edebilir. Sonuçların izlenmesi ve geri besleme döngüsü üzerine konuşacağız. Stratejik planın uygulanması sırasında gerçekleşen gelişmelerin düzenli olarak izlenmesi önemlidir. Hoshin Kanri, belirlenen hedeflere ne kadar yaklaşıldığını değerlendirmek ve gerektiğinde stratejileri revize etmek için sürekli bir geri bildirim döngüsü sağlar. Bu döngü, organizasyonun dinamik bir şekilde değişen koşullara uyum sağlamasını sağlar. Hoshin Kanri, organizasyonun stratejik hedeflerine odaklanarak kaynakları daha etkili bir şekilde kullanmasına yardımcı olur ve sürekli iyileştirme felsefesini benimser.

Eğitimde Hoshin Kanri Sonuçlarını İzleme: Etkili Bir Strateji

Eğitimin her kademesinde Hoshin Kanri uygulamak, kurumların belirledikleri stratejik hedeflere ulaşmalarını sağlayan önemli bir araçtır. Ancak, bu sürecin başarılı olması için etkili bir izleme mekanizması geliştirmek gerekmektedir.

1. Hedef Belirleme ve Strateji Oluşturma: İlk adım, eğitim kurumlarının net ve ölçülebilir hedefler belirlemesi ve bu hedeflere ulaşmak için stratejiler geliştirmesidir. Hoshin Kanri, bu adımda ekip çalışmasını teşvik eder ve tüm paydaşların katılımını sağlar.

2. Hedeflere Ulaşmak İçin Eylem Planları: Belirlenen stratejik hedeflere ulaşmak için detaylı eylem planları oluşturulmalıdır. Bu planlar, her bir hedefin altındaki alt hedefleri ve bu hedeflere ulaşmak için atılacak adımları içermelidir. Eğitim kurumları, Hoshin Kanri’nin bu aşamasında eylem planlarını titizlikle hazırlamalı ve tüm paydaşları bu planlara dahil etmelidir.

3. Performans Ölçüm ve Veri Toplama: Hoshin Kanri, belirlenen hedeflere ulaşma sürecini sürekli olarak izlemenin önemini vurgular. Eğitim kurumları, bu süreci desteklemek için etkili performans ölçüm sistemleri ve düzenli veri toplama mekanizmaları oluşturmalıdır. Elde edilen veriler, stratejik hedeflere ne kadar yaklaşıldığını değerlendirmek için kullanılmalıdır.

4. İzleme ve Değerlendirme: Hoshin Kanri’nin temel ilkesi, sürekli izleme ve değerlendirmedir. Eğitim kurumları, belirlenen stratejik hedeflere ulaşma sürecini periyodik olarak gözden geçirmeli ve performanslarını değerlendirmelidir. Bu değerlendirmeler, hedeflere ulaşmak için yapılan eylemlerin etkisini anlamak ve gerekirse düzenlemeler yapmak adına önemlidir.

5. Esneklik ve Sürekli İyileştirme: Hoshin Kanri, esnek bir yapı sunar ve değişen koşullara adapte olma yeteneği sağlar. Eğitim kurumları, izleme süreci aracılığıyla ortaya çıkan güçlü ve zayıf yönlerini değerlendirmeli ve stratejilerini sürekli olarak iyileştirmelidir. Bu, değişen eğitim ihtiyaçlarına hızlı bir şekilde yanıt verme ve daha etkili çözümler geliştirme fırsatı sunar.

Sonuç olarak, eğitimde Hoshin Kanri sonuçlarını izlemek, stratejik hedeflere ulaşma sürecini sistematik bir şekilde yönetmeyi sağlar. Bu yöntem, eğitim kurumlarının hedeflerine odaklanmalarını ve sürekli olarak iyileştirmelerini sağlamalarını destekler. Bundan sonraki adım en zor olan geri besleme döngüsünü kurmaktır. Sırasıyla eğitimin her kademesinde bu döngüyü konuşalım.

1. Geri Besleme Mekanizmalarını Belirleme: İlk adım, ilköğretimde geri besleme döngüsünü kurmak için uygun mekanizmaları belirlemektir. Bu mekanizmalar, öğrenci performansının değerlendirilmesi, sınıf içi etkileşimlerin gözlemlenmesi ve öğrenci öğretmen etkileşimlerine odaklanan araçlar içerebilir. Sınavlar, öğretmen-öğrenci görüşmeleri, anketler ve proje değerlendirmeleri gibi çeşitli araçlar kullanılarak öğrenci başarıları ve öğretim süreçleri hakkında bilgi toplanabilir.

2. Verilerin Analizi ve Değerlendirme: Toplanan veriler düzenli olarak analiz edilmeli ve değerlendirilmelidir. Öğrenci başarıları, sınıf içi etkileşimler ve öğrenci geri bildirimleri, öğrencilerin güçlü yanlarını ve gelişim alanlarını belirlemek adına kullanılabilir. Bu değerlendirme, öğretmenlere, müfredatı ve öğretim yöntemlerini iyileştirme potansiyelini tanıma fırsatı sunar.

3. İyileştirme ve Geri Besleme Döngüsünün Sürekli Olarak İşlemesi: Elde edilen sonuçlar doğrultusunda, öğretmenler ve okul yönetimi, öğretim süreçlerini ve müfredatı sürekli olarak iyileştirmek adına eylem planları oluşturmalıdır. Geri besleme döngüsü sürekli bir şekilde işlemeli ve öğretimdeki güçlü yönlerin korunmasına, gelişim alanlarının düzeltilmesine odaklanmalıdır. Bu süreç, öğrencilerin daha etkili bir şekilde öğrenmelerine ve öğretmenlerin daha etkili bir şekilde öğretmelerine olanak tanır. Ayrıca, öğrencilere bireysel geri bildirimler de sağlanarak kişiselleştirilmiş öğrenme deneyimleri desteklenir. Bu sürekli döngü, ilköğretimde eğitim kalitesini artırmak ve öğrenci başarılarını optimize etmek için önemlidir. İlköğretim geleceğin şekillenmesi için sadece bir başlangıçtır. O yüzden burada Sanpo Yoshi metodunu öneriyorum.

Sanpo Yoshi, Japonca’da “üç ayağın üzerinde durma” anlamına gelir ve bu ilkeye dayalı olarak iş süreçlerinde dengeli bir gelişim anlayışını ifade eder. İlköğretimde geri besleme döngüsünde Sanpo Yoshi ilkesini uygulamak, öğretim süreçlerini daha dengeli ve etkili bir şekilde yönetmeye yardımcı olabilir. İşte bu ilkeyi ilköğretimde geri besleme döngüsüne entegre etmenin birkaç yolu:

1. Dengeli Bir Eğitim Ortamı Oluşturma: Sanpo Yoshi ilkesi, iş süreçlerinin sadece kâr amacına odaklanmamasını, aynı zamanda çevresel ve sosyal etkileri de dikkate almasını önerir. Benzer şekilde, ilköğretimde Sanpo Yoshi uygulamak, sadece akademik başarıya değil, aynı zamanda öğrenci sağlığı, mutluluğu ve sosyal gelişimi gibi faktörlere de odaklanmayı içerebilir. Bu, dengeli bir eğitim ortamının oluşturulmasını sağlar.

2. Öğrenci Geri Bildirimlerini Çeşitlendirme: Sanpo Yoshi ilkesi, çeşitli paydaşların görüşlerini dikkate almayı vurgular. İlköğretimde bu ilkeyi uygulamak, sadece öğrencilerin değil, aynı zamanda öğretmenlerin, velilerin ve okul yöneticilerinin de geri bildirimlerini değerlendirmeyi içerebilir. Farklı bakış açılarından gelen geri bildirimler, eğitim süreçlerini daha kapsamlı bir şekilde değerlendirmeyi sağlar.

3. Sürekli İyileştirme ve Esneklik: Sanpo Yoshi, sürekli iyileştirmeyi ve esnekliği vurgular. İlköğretimde geri besleme döngüsü içinde bu ilkeyi kullanmak, eğitim süreçlerini düzenli olarak gözden geçirme, ihtiyaçlara ve değişen koşullara hızlı bir şekilde adapte olma yeteneğini içerebilir. Öğretim yöntemleri, müfredat ve öğrenci ihtiyaçları düzenli olarak gözden geçirilerek iyileştirme süreci sürekli olarak devam eder.

4. Bütünlüğü ve Adaleti Gözetme: Sanpo Yoshi, bütünlüğü ve adaleti ön planda tutar. İlköğretimde bu ilkeyi uygulamak, öğrencilere eşit fırsatlar sağlamayı ve adaletli bir öğrenme ortamı oluşturmayı içerebilir. Eğitim süreçlerinin her aşamasında bütünlük, dürüstlük ve etik değerlere odaklanmak, uzun vadeli başarıyı destekler.

Sanpo Yoshi ilkesini ilköğretimde geri besleme döngüsüne entegre etmek, daha dengeli, kapsamlı ve sürdürülebilir bir eğitim anlayışını benimsemeyi sağlayabilir. Bu ilke, eğitim kurumlarının öğrenci başarılarını artırmak ve öğrenme süreçlerini sürekli olarak geliştirmek için önemli bir rehber olabilir.

Ortaokul düzeyinde etkili bir geri besleme döngüsü oluşturmak, öğrencilerin akademik başarılarını artırmak, öğretmenlerin öğretim yöntemlerini geliştirmek ve öğrenci-öğretmen etkileşimini güçlendirmek için önemlidir.

İlk olarak, öğrenci performansını değerlendirmek ve ölçmek amacıyla çeşitli araçları kullanmalısınız. Sınavlar, proje değerlendirmeleri, öğrenci portföyleri ve performans görevleri gibi çeşitli değerlendirme araçları kullanılarak öğrenci başarıları objektif bir şekilde ölçülmelidir. Bu değerlendirmeler, öğrencilerin güçlü yönlerini belirlemeniz ve gelişim alanlarını tanımlamanız açısından önemlidir.

İkinci adım, öğrencilere ve öğretmenlere bu değerlendirmelerle ilgili geri bildirim sağlamaktır. Öğrencilere bireysel geri bildirimler vermek, onların güçlü yönlerini kutlamak ve gelişim alanlarında nasıl ilerleyebileceklerini anlamalarına yardımcı olmak için önemlidir. Aynı zamanda, öğretmenlere de sınıf düzeyindeki genel performansı değerlendirerek öğrenciye özgü öğretim stratejilerini belirleme fırsatı tanır.

Son olarak, bu geri bildirim döngüsünü sürekli hale getirerek iyileştirme adımlarını planlamak önemlidir. Bu süreç, öğretmenlerin kendi öğretim yöntemlerini gözden geçirmelerini, öğrencilere yönelik özel ihtiyaçlara cevap vermelerini ve müfredatı güncellemelerini sağlar. Ayrıca, öğrencilerin de kendi öğrenme süreçlerini anlamalarına ve kişisel hedeflerine ulaşmalarına yardımcı olacak bir geri bildirim kültürü oluşturulmasına katkı sağlar.

Ortaokulda geri besleme döngüsünü kurmak, öğrenci başarılarını artırmak ve öğretim süreçlerini geliştirmek için önemli bir araçtır. Bu süreç, öğrenci, öğretmen ve okul yönetimi arasında etkileşimi güçlendirmek ve sürekli iyileştirmeye odaklanmak açısından temel bir rol oynar.

Lise düzeyinde etkili bir geri besleme döngüsü kurmak, öğrencilerin bireysel gelişimini desteklemek, öğretim yöntemlerini iyileştirmek ve öğrenme çıktılarını artırmak için önemli bir adımdır.

1. Performansı Ölçme ve Veri Toplama: İlk adım, öğrenci performansını değerlendirmek ve objektif veriler toplamaktır. Sınavlar, proje değerlendirmeleri, performans görevleri ve diğer değerlendirme araçları kullanılarak öğrenci başarıları ölçülmelidir. Ayrıca, öğrenci öğrenmelerini değerlendirmek için öğretmen gözlemleri, öğrenci anketleri ve diğer formatif değerlendirme araçları da kullanılabilir.

2. Bireysel Geri Bildirim: Toplanan verilerle birlikte öğrencilere bireysel geri bildirim sağlamak önemlidir. Bu geri bildirim, öğrencilerin güçlü yönlerini anlamalarına ve gelişim alanlarını belirlemelerine yardımcı olmalıdır. Aynı zamanda, öğrencilere kişisel hedeflere ulaşmaları konusunda rehberlik eden öneriler içermelidir.

3. Öğretmenler Arası İşbirliği ve Paylaşım: Lise düzeyinde geri besleme döngüsü, öğrenci performansını değerlendiren tek bir öğretmenle sınırlı olmamalıdır. Öğretmenler arası işbirliği ve paylaşım, farklı disiplinlerdeki öğretmenlerin bir araya gelerek öğrenci gelişimini bütünlük içinde değerlendirmelerini sağlar. Bu, öğrencinin genel performansını daha kapsamlı bir şekilde anlamalarını ve gerekirse müdahalede bulunmalarını sağlar.

4. Öğrenci, Öğretmen ve Velilerle İletişim: Geri bildirim döngüsü, öğrenci, öğretmen ve veliler arasında etkileşimi güçlendirmelidir. Düzenli toplantılar, veli-öğrenci-öğretmen görüşmeleri ve diğer iletişim araçları, her bir paydaşın öğrencinin başarısı konusundaki rolünü anlamasına ve işbirliği içinde çalışmasına olanak tanır.

5. Sürekli İyileştirme ve Adaptasyon: Geri besleme döngüsü, sürekli iyileştirme ve adaptasyona odaklanmalıdır. Toplanan geri bildirimler, öğretmenlerin öğretim stratejilerini, değerlendirme araçlarını ve müfredatı düzenli olarak gözden geçirmelerini sağlar. Bu, eğitim süreçlerinin sürekli olarak geliştirilmesine ve değişen öğrenci ihtiyaçlarına hızlı bir şekilde adapte edilmesine olanak tanır.

Sonuç olarak, lise düzeyinde etkili bir geri besleme döngüsü, öğrencilerin bireysel gelişimlerini destekleyerek, öğretmenlerin öğretim stratejilerini iyileştirerek ve okulun genel başarılarını artırarak kapsamlı bir öğrenme ortamı sağlar.

Dojo, disiplin yönetimi ve öğrenci davranışlarını takip etmek için kullanılan bir platformdur. Dojo’nun liselerde sonuçların izlenmesi ve geri besleme döngüsünün oluşturulması için şu adımlar izlenebilir:

  1. Dojo Sisteminin Kurulması: Dojo sistemini liselerde kurmak, öğrenci davranışlarını ve katılımlarını takip etmek için önemli bir adımdır. Öğretmenler, öğrencilere pozitif ve negatif puanlar vererek öğrenci davranışlarını izleyebilirler. Bu puanlar, öğrencinin katılım düzeyini, işbirliği yapma becerilerini ve olumlu davranışları gösterir.
  2. Öğrenci Davranışlarının Belirlenmesi: Dojo sisteminin kullanılması için okul, öğrenci davranışlarını belirlemeli ve bu davranışlara ilişkin puanlama sistemini öğretmenlerle paylaşmalıdır. Olumlu davranışlar, örneğin, işbirliği, yardımlaşma veya sorumluluk almak gibi durumlar, olumlu puanlarla ödüllendirilebilir. Negatif davranışlar da uygun bir şekilde puanlandırılmalıdır.
  3. Geri Bildirim Döngüsünün Başlatılması: Öğretmenler, Dojo sistemini kullanarak öğrencilere düzenli olarak geri bildirimde bulunmalıdır. Bu geri bildirimler, öğrencilere hangi davranışların takdir edildiğini ve hangi davranışların düzeltilmesi gerektiğini açıklamalıdır. Bu, öğrencilerin kendi davranışlarını daha iyi anlamalarına ve geliştirmelerine yardımcı olur.
  4. Topluluk Katılımı ve Bilgilendirme: Dojo, velilerin ve öğrencilerin davranışlarına dair bilgilendirilmesini sağlar. Okul, Dojo üzerinden velilere erişim sağlayarak öğrencinin davranışlarını, kazanılan ve kaybedilen puanları takip etmelerine imkan tanımalıdır. Bu, evde ve okulda tutarlı bir iletişimi destekler.
  5. Sürekli İzleme ve Değerlendirme: Dojo sistemi, öğrenci davranışlarını sürekli olarak izler ve değerlendirir. Öğretmenler, bu verileri düzenli olarak inceleyerek öğrencilerin gelişimini değerlendirir ve gerektiğinde müdahalede bulunurlar. Bu sürekli izleme, öğrencilere öz eleştiri yapma ve gelişim hedefleri belirleme konusunda fırsat tanır.

Dojo’nun etkin bir şekilde kullanılması, lise düzeyinde disiplin yönetimi, öğrenci davranışlarının geliştirilmesi ve olumlu bir öğrenme ortamının oluşturulması için önemli bir araçtır. Bu süreçte, öğretmenlerin etkili geri bildirim verme ve öğrenci davranışlarını yönlendirme becerileri büyük önem taşır.

Sanpo Yoshi’nin ilkesini Dojo sistemiyle birleştirmek, öğrenci davranışlarını etkili bir şekilde yönetmek, pozitif davranışları teşvik etmek ve dengeli bir öğrenme ortamı oluşturmak için potansiyel avantajlar sağlayabilir.

  1. Dengeli Bir Disiplin Anlayışı: Sanpo Yoshi’nin dengeli bir anlayışa vurgu yapması, Dojo sisteminin de pozitif ve negatif davranışları dengeli bir şekilde ele almasına olanak tanır. Bu, sadece disiplinle değil, aynı zamanda öğrenci motivasyonunu ve olumlu davranışları ödüllendirmeyle ilgili bir denge kurulmasını sağlar.
  2. Öğrenci Motivasyonunu Artırma: Sanpo Yoshi ilkesi, iş süreçlerinde motivasyonun sürdürülmesine vurgu yapar. Dojo sistemi, öğrencilere pozitif puanlar ve ödüllerle motivasyon sağlayarak istenilen davranışları teşvik edebilir. Bu, öğrencilerin olumlu davranışlarını sürdürmelerini teşvik eder.
  3. Bütünlük ve Adalet: Sanpo Yoshi, bütünlük ve adalete önem verir. Dojo sistemi, öğrencilere aynı davranış kurallarının uygulanmasını sağlar, bu da bütünlüğü korur. Aynı zamanda, öğrencilere tanınan pozitif puanlar ve ödüller, adil bir sistem olduğu hissini güçlendirebilir.
  4. Öğrenci Davranışlarını Düzenli İzleme: Sanpo Yoshi’nin sürekli izleme ve değerlendirmeye vurgu yapması, Dojo sisteminin de öğrenci davranışlarını düzenli olarak izlemesine olanak tanır. Bu, öğrencilerin gelişimini takip etme ve ihtiyaçlarına göre müdahalede bulunma konusunda öğretmenlere rehberlik eder.

Ancak, Sanpo Yoshi ilkesiyle Dojo sistemi arasındaki etkileşim, sistemin kullanımına ve okulun genel değerlendirme ve disiplin politikalarına bağlı olarak değişebilir. Etkili bir sonuç elde etmek için, öğretmenlerin bu iki yaklaşımı uyumlu bir şekilde entegre etmeleri ve öğrencilere dengeli bir disiplin anlayışı sunmaları önemlidir. Adalet bu noktada kilit kelimedir.

Sonuç olarak, öğrenme mükemmeliyeti, sadece bir hedef değil, aynı zamanda bir yolculuktur. Her yeni bilgi parçası, her öğrenme deneyimi, bu yolda yeni bir kilometre taşıdır. Eğitim, öğrencinin potansiyelini en üst düzeye çıkarmak, sınırları zorlamak ve bilgiye aç bir zihinle dünyayı keşfetmek demektir. Bu yolculukta, her adım, öğrenme sürecimizi daha da zenginleştiren bir armağandır. Öğrenme mükemmeliyeti, sadece bireyin değil, aynı zamanda toplumun ve dünyanın da daha aydınlık bir geleceğe doğru ilerlemesine katkıda bulunur. Bu yolda hep birlikte ilerleyerek, her yeni bilgi ve beceriyle öğrenmenin büyülü dünyasında iz bırakmaya devam edelim.

BAŞARI EĞİTİMLE GELİR

Ülke eğitiminde #HOSHINKANRI yapmaya devam ediyoruz. Bu akşam konumuz 3 temel kuraldan ikincisi, Stratejik planın iletilmesi ve hedeflere odaklanma. Vizyon ve hedefleri etkili bir şekilde iletmek, eğitim kurumları için başarılı bir stratejik planın önemli bir parçasıdır. Her eğitim düzeyinde, öğrencilere, öğretmenlere ve diğer paydaşlara bu vizyonu etkili bir şekilde aktarmak için aşağıdaki teknikleri kullanabilirsiniz:

  1. İlkokul Seviyesi İçin:
    • Hikaye Anlatımı: Basit ve etkileyici hikayeler aracılığıyla, öğrencilere okulunuzun vizyonunu ve hedeflerini anlatın. Renkli görseller ve basit karakterlerle desteklenmiş hikayeler, öğrencilere daha iyi anlama ve bağlanma şansı sunabilir. Ben sizin için küçük bir hikaye denemesi yaptım.
    • “Keşfetme Yolculuğu: İlkokulumuzun Renkli Dünyası”
    • Bir zamanlar küçük bir kasabanın ortasında, İlkyol İlkokulu adında bir okul vardı. Bu okul, öğrencilerine sadece derslerde değil, aynı zamanda hayatın büyük macerasında da rehberlik eden özel bir yerdi. Her sabah, okulun kapıları genç öğrencileri sıcak bir güneş ışığıyla karşılardı. Bu okul, bir öğrencinin merakını keşfetmesi için tam anlamıyla bir cennetti.
    • Sabahları, öğrenciler okula gelir gelmez, bahçede rengarenk çiçekler ve ağaçlar arasında dolaşarak günlerine enerji katıyorlardı. Ancak, bu sıradan bir okul bahçesi değildi. İlkyol İlkokulu, her çiçeğin, her ağacın ve her taşın ardında bir sürü sır saklayan büyülü bir dünyaya sahipti.
    • Bir gün, küçük bir öğrenci olan Elif, okul bahçesinde dolaşırken eski bir kitap buldu. Kitap, onu okulun gizemli kütüphanesine yönlendirdi. Kütüphane, binlerce kitap ve harita içeriyordu. Elif, sayfalar arasında kaybolurken, haritaların okulu çevreleyen ormanlara ve göl-lere yönlendirdiğini keşfetti.
    • Elif’in öğrenci arkadaşları da keşfe katıldı ve birlikte okullarının etrafındaki ormanları keşfetmeye karar verdiler. Ormanda, renkli kuşlar, minik hayvanlar ve masalsı bitki örtüsüyle karşılaştılar. Her adımda, öğrenciler bilgi ve becerilerle dolu yeni bir dünyayı keşfettiler.
    • Okulun rehber öğretmeni, bu keşifleri destekleyerek öğrencilere bilim, sanat, matematik ve edebiyatın kapılarını açtı. Her öğrenci, kendi meraklarını takip ederek bir uzmanlık alanı buldu. Kimi resim yapmayı seçerken, kimi minik böcekleri incelemeyi tercih etti. Okul, öğrencilerini sadece kitaplarla değil, aynı zamanda doğayla, sanatla ve yaşamın tüm renkleriyle öğreten bir yer haline geldi.
    • İlkyol İlkokulu, öğrencilerine sadece temel bilgi ve becerileri kazandırmakla kalmadı, aynı zamanda onlara meraklarını takip etmeleri için ilham veren bir ortam sundu. Bu renkli dünya, öğrencilerin hayallerini büyütmelerine, sorular sormalarına ve kendi benzersiz yollarını keşfetmelerine olanak tanıdı. Bu okul, sadece bir eğitim kurumu değil, aynı zamanda keşiflerle dolu büyük bir maceranın kapılarını aralayan bir yerdi.
    • Oyun ve Aktiviteler: Eğitici oyunlar ve etkileşimli aktiviteler aracılığıyla, öğrencilerin vizyonu deneyimlemelerini sağlayın. Eğlenceli etkinlikler, öğrencilerin öğrenmeye ve okul ortamına olumlu bir şekilde yaklaşmalarına yardımcı olabilir.
    • İlkokul öğrencilerinin meraklarını keşfetmeleri ve temel bilgi ve becerileri kazanmalarına yönelik eğlenceli etkinlikleri düzenlemek, öğrenme deneyimlerini zenginleştirebilir. İşte ilkokul seviyesinde kullanılabilecek bazı eğitici oyunlar, etkileşimli aktiviteler ve eğlenceli etkinlikler:
    • Bilim ve Deneyler:
      • “Renkli Patlama Deneyi”: Basit kimyasal reaksiyonları keşfetmeleri için renkli patlama deneyleri düzenleyin. Öğrenciler, güvenli malzemelerle kendi deneylerini yaparak temel kimya prensiplerini öğrenirken eğlenecekler.
      • “Bitki Büyüme Gözlemleri”: Öğrencilere küçük bitki fideleri verin ve onların büyüme süreçlerini gözlemlemelerini sağlayın. Bu etkinlik, doğa sevgisini artırmanın yanı sıra bitkilerin ihtiyaçları hakkında temel bilgiler kazanmalarına da yardımcı olacaktır.
    • Matematik ve Mantık Oyunları:
      • “Matematik Bingo”: Temel matematik becerilerini pekiştirmek için matematik bingo oyunları düzenleyin. Öğrenciler, sayıları eğlenceli bir oyunla öğrenirken birbirleriyle yarışabilirler.
      • “Mantık Bulmacaları”: Basit mantık bulmacaları, öğrencilere problem çözme becerilerini geliştirme fırsatı sunar. Renkli şekiller veya hayvanlar kullanarak ilginç bulmacalar oluşturabilirsiniz.
    • Sanat ve Yaratıcılık Etkinlikleri:
      • “Kağıt Ressamlık”: Öğrencilere renkli kağıtlar, makas ve yapıştırıcı vererek kendi kağıt resimlerini oluşturmalarını sağlayın. Bu etkinlik, yaratıcılıklarını serbest bırakmalarına yardımcı olacaktır.
      • “Drama Oyunları”: Küçük gruplara ayrılarak basit drama oyunları oynayın. Öğrenciler, hikayeler anlatma, rol yapma ve iletişim becerilerini geliştirme fırsatı bulabilirler.
    • Topluluk Projeleri:
      • “Okul Bahçesi Düzenleme”: Öğrencilere küçük bahçe projelerinde yer alarak bitki dikme veya süsleme gibi etkinlikler düzenleyin. Bu, onlara sorumluluk duygusu kazandırmanın yanı sıra doğayla etkileşimde bulunma şansı da verecektir.
      • “Çevre Temizlik Günü”: Okulun etrafındaki çevreyi temizlemeye yönelik bir etkinlik düzenleyin. Öğrenciler, çöpleri toplarken toplumlarına karşı sorumluluk duygusu geliştirecekler.
    • Bu etkinlikler, ilkokul öğrencilerine eğlenceli ve etkileşimli bir öğrenme deneyimi sunarak vizyonlarına daha yakın hissetmelerine katkıda bulunabilir. Her bir etkinlik, öğrencilerin meraklarını canlı tutmalarını ve temel bilgi ve becerileri eğlenerek öğrenmelerini sağlamayı amaçlar.
  2. Ortaokul Seviyesi İçin:
    • Proje Tabanlı Öğrenme: Öğrencileri bir projenin parçası olarak vizyonunuzu anlamaya davet edin. Grup çalışmaları ve projeler aracılığıyla, öğrencilerin vizyonu daha derinlemesine keşfetmelerine olanak tanıyın.
    • Ortaokul öğrencilerini vizyonun bir parçası olarak anlamalarını sağlamak için etkili bir proje, eleştirel düşünme, liderlik ve problem çözme becerilerini geliştirmeye odaklanmalıdır. İşte bu hedefi gerçekleştirmek için öğrencilere sunulabilecek bir projenin örnek taslağı:
    • Proje Adı: “Liderlik ve Problem Çözme Deneyimi: Okulumuzun Geleceğini Şekillendirin”
    • Amaçlar:
    • Öğrencilerin liderlik becerilerini geliştirmek.
    • Eleştirel düşünme ve problem çözme yeteneklerini artırmak.
    • Topluluklarına yönelik olumlu değişiklikler yapma yeteneklerini güçlendirmek.
    • Proje Aşamaları:
    • Liderlik ve Problem Çözme Atölyeleri:
      • Öğrencilere liderlik ve problem çözme konularında interaktif atölyeler düzenleyin. Bu atölyelerde, öğrencilere liderlik ilkelerini anlama, takım çalışması, iletişim becerileri ve çeşitli problem çözme stratejilerini öğrenme fırsatı tanıyın.
    • Toplum Analizi ve İhtiyaç Belirleme:
      • Öğrencilere toplumlarını daha iyi anlamak için bir araştırma projesi verin. Hangi sorunlara çözüm bulunabileceğini belirlemeleri için, yerel topluluklarında yaşanan ihtiyaçları ve sorunları analiz etmelerini isteyin.
    • Proje Geliştirme ve Planlama:
      • Öğrencilere belirledikleri sorunlara yönelik çözüm odaklı projeler geliştirmeleri için rehberlik edin. Bu projelerin hayata geçirilmesi için gerekli adımları planlamalarına yardımcı olun. Proje planları, bütçe, kaynaklar ve süreçlerin belirlenmesini içermelidir.
    • Uygulama ve İzleme:
      • Öğrencilerin projelerini hayata geçirmelerine izin verin. Bu süreçte, liderlik becerilerini kullanmalarını ve karşılaştıkları sorunları eleştirel bir bakış açısıyla çözmelerini sağlayın. Projelerin düzenli olarak izlenmesi ve değerlendirilmesi için öğrencilere rehberlik edin.
    • Sunum ve Paylaşım:
      • Öğrencilere projelerini okul topluluğuna ve yerel topluluklarına sunmaları için bir fırsat verin. Bu, öğrencilere kendi projelerini savunma ve başkalarını etkileme yeteneklerini geliştirmelerini sağlayacaktır.
    • Bu proje, öğrencilere liderlik ve problem çözme becerilerini pratikte kullanma fırsatı sunarak okuldaki vizyonu anlamalarına ve benimsemelerine katkıda bulunabilir. Ayrıca, topluluklarına faydalı projeler üzerinde çalışarak sosyal sorumluluk duygularını güçlendirebilirler. Ortaokulda öğrenilmesi gerekenleri biz Yalın Üretim eğitimlerinde tekrar tekrar anlatıyoruz.
    • Öğrenci Konseyleri ve Toplantıları: Öğrencilere, okul vizyonunu şekillendirmede etkin bir rol oynama fırsatı tanıyan öğrenci konseyleri oluşturun. Ayrıca, düzenli öğrenci toplantıları düzenleyerek öğrenci görüşlerini dinleyin.
    • Ortaokul Öğrenci Konseyleri: Eleştirel Düşünce ve Liderlik Yeteneklerini Güçlendiren Bir Platform
    • Ortaokul seviyesinde öğrenci konseyleri oluşturmak, öğrencilere katılımcılık ve liderlik deneyimi kazandırmanın yanı sıra okuldaki vizyonu anlama ve şekillendirme fırsatı sunabilir. Bu konseyler, öğrencilerin eleştirel düşünme yeteneklerini geliştirmeleri ve problem çözme becerilerini artırmaları için etkili bir platform sağlar.
    • 1. Liderlik ve Katılımcılığın Temeli: Öğrenci konseyleri, öğrencilerin liderlik potansiyellerini keşfetmeleri ve geliştirmeleri için mükemmel bir zemin sunar. Öğrenciler, demokratik bir süreç içinde temsilcilerini seçerek ve çeşitli görevlere katılarak liderlik ve katılımcılık deneyimi kazanırlar. Bu süreç, onlara sorumluluk alma ve topluluklarına katkıda bulunma fırsatı tanır.
    • 2. Vizyon Belirleme ve Şekillendirme: Öğrenci konseyleri, öğrencilere okul vizyonunu anlamaları ve şekillendirmeleri için bir araç sunar. Konsey üyeleri, düzenledikleri toplantılarda okulun geleceği hakkında düşünce ve önerilerini paylaşabilirler. Bu, öğrencilerin eleştirel düşünce yeteneklerini kullanmalarını ve topluluklarını daha iyi bir yer haline getirmek için çözümler üretmelerini sağlar.
    • 3. Problem Çözme ve İşbirliği Becerileri: Öğrenci konseyleri, öğrencilere gerçek dünya problemlerini tanıma ve çözme yetenekleri kazandırır. Konsey üyeleri, okul içinde veya dışında ortaya çıkan sorunlara eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşarak çözüm önerileri sunarlar. Bu süreç, öğrencilerin işbirliği ve iletişim becerilerini güçlendirmelerine katkıda bulunur.
    • 4. Topluluk Bağlılığı ve Sorumluluk Duygusu: Öğrenci konseyleri, öğrencilere topluluklarına duydukları bağlılığı artırmaları ve sorumluluk duygusu kazanmaları için bir fırsat sunar. Konsey üyeleri, okul etkinliklerini planlayarak, sosyal sorumluluk projelerine öncülük ederek ve diğer öğrencilere rehberlik ederek topluluklarına daha etkin bir şekilde hizmet ederler.
    • Sonuç olarak, ortaokul öğrenci konseyleri, eleştirel düşünce, liderlik ve problem çözme becerilerini güçlendiren önemli bir platform sunar. Bu konseyler, öğrencilere sadece okul içinde değil, aynı zamanda hayatları boyunca karşılaşacakları zorluklarla başa çıkma ve olumlu değişikliklere öncülük etme yetenekleri kazandırarak donanımlı bireyler olarak yetişmelerine katkıda bulunur.
  3. Lise Seviyesi İçin:
    • Debattenin (Münazaranın) ve Tartışmanın Teşviki: Lise öğrencileri ile vizyon ve hedefler hakkında düzenli tartışmalar düzenleyin. Bu, öğrencilere düşünme ve ifade etme becerilerini geliştirme şansı tanır.
    • Debattenin ve Tartışmanın Lisede Öğrencilere Kazandırdığı Değerler
    • Lisemizin vizyonu, öğrencilerimize özerklik, sorumluluk, kültürel zenginlik ve topluma değer katma yeteneklerini kazandırmak üzerine odaklanmaktadır. Bu hedeflere ulaşmada debat ve tartışma etkinlikleri, öğrencilerimize önemli beceriler kazandırmak adına güçlü bir araç olarak öne çıkmaktadır.
    • 1. Eleştirel Düşünce ve Analitik Yeteneklerin Gelişimi: Debat ve tartışma etkinlikleri, öğrencilerimizin eleştirel düşünce ve analitik yeteneklerini geliştirmelerine önemli katkılarda bulunur. Bu platformlar, öğrencilere belirli bir konu hakkında bilgi toplama, analiz etme ve mantıklı argümanlar geliştirme fırsatı tanır.
    • 2. İletişim Becerilerinin Güçlenmesi: Debat ve tartışma, öğrencilerin sözlü iletişim becerilerini geliştirmelerine yardımcı olur. Kendi düşüncelerini açık ve etkili bir şekilde ifade etme yeteneği, öğrencilerin sadece akademik başarılarını değil, aynı zamanda sosyal ve profesyonel hayatta da başarılı olmalarını sağlar.
    • 3. Farklı Perspektifleri Anlama ve Saygı Gösterme: Bu etkinlikler, öğrencilerin farklı görüşlere ve perspektiflere açık olmalarını teşvik eder. Tartışma platformları, öğrencilerin karşılaştıkları çeşitli düşünce ve bakış açılarıyla etkileşimde bulunmalarını sağlayarak kültürel zenginliklerini artırır.
    • 4. Özgüvenin ve Özerkliğin Artması: Debat ve tartışma, öğrencilere kendi görüşlerini savunma ve karşı görüşleri eleştirme fırsatı tanır. Bu süreç, öğrencilerin özgüvenlerini artırarak özerk düşünce ve hareket etme becerilerini güçlendirir. Ayrıca, kendi fikirlerini savunma sürecinde sorumluluk almayı öğrenmelerine katkıda bulunur.
    • Sonuç olarak, lisemizde debat ve tartışma etkinlikleri, öğrencilerimize sadece akademik bilgi değil, aynı zamanda yaşamları boyunca kullanacakları temel becerileri kazandırmak adına önemli bir rol oynamaktadır. Bu etkinlikler, öğrencilerimizin özerklik, sorumluluk ve topluma değer katma yeteneklerini güçlendirerek donanımlı bireyler olarak yetişmelerine ön ayak olur.
    • Mentorluk Programları: Üst sınıf öğrencileri, alt sınıf öğrencilere vizyon ve hedeflerle ilgili rehberlik yapabilir. Bu mentorluk programları, öğrenciler arasında dayanışmayı artırabilir ve vizyonun yayılmasına katkıda bulunabilir.
    • Lise öğrencileri için etkili bir mentorluk programı oluşturmak, öğrencilerin kişisel ve akademik gelişimine katkı sağlayabilir. İşte lise öğrencileri için mentorluk programları oluşturmanın adımları:
    • Hedef Belirleme ve Amaç Tanımlama:
      • Mentorluk programının temel hedeflerini belirleyin. Örneğin, öğrencilerin akademik başarılarını artırmak, kariyer hedeflerini belirlemelerine yardımcı olmak veya kişisel gelişimlerini desteklemek gibi spesifik hedeflere odaklanabilirsiniz.
    • Mentor ve Mentee Eşleştirmesi:
      • Öğrencilere uygun ve deneyimli mentorları eşleştirmek önemlidir. Mentorlar, lise öğrencilerine rehberlik edebilmeli ve öğrencinin ihtiyaçlarına uygun destek sağlayabilmelidir.
    • Eğitim ve Hazırlık:
      • Mentorlara ve mentelere programın amacını, beklentilerini ve etkin iletişim stratejilerini öğreten bir eğitim süreci düzenleyin. Ayrıca, mentorlara etkili rehberlik ve destek sağlama konusunda beceriler kazandırmak için atölye çalışmaları ve seminerler düzenleyebilirsiniz.
    • Düzenli İletişim ve Toplantılar:
      • Mentor ve menteler arasında düzenli iletişim kanalları kurun. Aylık veya üç aylık toplantılar, e-posta veya diğer iletişim araçları aracılığıyla etkileşim sağlanabilir. Bu, mentorların öğrencilerin ilerlemesini takip etmelerini ve ihtiyaçlarına hızlı bir şekilde cevap vermelerini sağlar.
    • Hedef Belirleme ve İlerleme Takibi:
      • Programın başında mentor ve mentelerle birlikte hedefler belirleyin. Daha sonra düzenli aralıklarla bu hedefleri değerlendirin. Öğrencilerin kişisel, akademik ve kariyer hedeflerini belirleyerek bu hedeflere ulaşma konusunda destek sağlayın.
    • Kariyer Gelişimi ve Staj Fırsatları:
      • Mentorluk programı, öğrencilere kariyer gelişimleri konusunda rehberlik ederek staj fırsatları ve gelecekteki meslekleri keşfetmelerine yardımcı olabilir. Mentorlar, öğrencilere kendi deneyimlerini paylaşarak kariyer planlama süreçlerine rehberlik edebilirler.
    • Geribildirim ve İyileştirme:
      • Programın düzenli olarak değerlendirilmesi ve mentorlardan ve mentelerden geri bildirim alınması önemlidir. Bu geri bildirimler, programı sürekli iyileştirmek ve daha etkili hale getirmek için kullanılabilir.
    • Lise öğrencileri için mentorluk programları, genç bireylerin kendi potansiyellerini keşfetmelerine, güven geliştirmelerine ve kariyer hedeflerini netleştirmelerine yardımcı olabilir. Programın başarıyla uygulanabilmesi için mentorlar, menteler ve program koordinatörleri arasında açık iletişim ve işbirliği önemlidir.
  4. Tüm Eğitim Düzeyleri İçin:
    • İletişim Platformları: Eğitim düzeylerine uygun dijital veya kağıt üzerinde iletişim platformları oluşturun. Bu platformlar aracılığıyla öğrencilere, öğretmenlere ve velilere düzenli olarak güncel bilgiler ve başarı hikayeleri sunun.
    • Topluluk Etkinlikleri: Vizyonunuzu paydaşlarınıza tanıtmak için topluluk etkinlikleri düzenleyin. Konferanslar, sergiler veya açık günler aracılığıyla, okulunuzun değerlerini ve hedeflerini paylaşın.

Her eğitim düzeyinde etkili iletişim, vizyonunuzun benimsenmesini ve paydaşların katılımını artırmanın anahtarıdır. İletişim stratejinizi çeşitlendirmek ve öğrencilere, öğretmenlere ve diğer paydaşlara uygun yöntemleri seçmek, başarıya giden yolda önemli bir adım olacaktır.

Başarı ancak eğitimle gelir. “Eğitim, bireylerin potansiyellerini en üst düzeye çıkaran anahtardır, çünkü başarı, bilgiyle donanmış bir zihinle mümkün olur.”

EĞİTİM ŞART

Türkiye’nin bugün çok ciddi bir juku problemi var. Bugün geldiğimiz noktada öncelikle ülke eğitiminde #HOSHINKANRI yapmak gerektiğini düşünüyorum. Hoshin Kanri’nin temel prensipleri genel olarak organizasyon düzeyinde uygulanır, ancak eğitim alanında da benzer prensipler kullanılabilir. İlkokul, ortaokul ve lise düzeyinde Hoshin Kanri uygulamak için aşağıda belirtilen üç temel kuralı düşünebilirsiniz:

  1. Vizyon ve Hedef Belirleme:
    • Her eğitim düzeyi için, okulun veya eğitim kurumunun uzun vadeli vizyonu ve hedefleri belirlenmelidir. Bu, öğrencilerin akademik başarıları, kişisel gelişimleri ve topluluklarına katkıları gibi geniş kapsamlı hedefleri içermelidir. Öğretim kadrosu, öğrenciler ve velilerle birlikte bu hedefleri belirlemek önemlidir.
  2. Stratejik Planın İletilmesi ve Hedeflere Odaklanma:
    • Belirlenen vizyon ve hedefler, öğrencilere, öğretmenlere ve diğer paydaşlara etkili bir şekilde iletilmelidir. Her düzeydeki eğitim kurumunda, stratejik hedeflere ulaşmak için öğrenci başarısını artırmak, öğretim metotlarını iyileştirmek ve öğrenci katılımını teşvik etmek gibi özel stratejik hedeflere odaklanılabilir. Bu hedefler, eğitim paydaşlarına net bir şekilde açıklanmalıdır.
  3. İzleme ve Geri Bildirim:
    • Öğrenci başarısı, öğretim yöntemleri ve diğer performans göstergeleri düzenli olarak izlenmeli ve değerlendirilmelidir. Öğrenci başarısı ve öğretmen performansı gibi veriler, belirlenen hedeflere ne kadar yaklaşıldığını değerlendirmek için kullanılmalıdır. Bu izleme süreci, eğitim stratejilerini sürekli olarak revize etme ve iyileştirme fırsatlarına olanak tanır.

Eğitimde Hoshin Kanri, öğrenci başarısını artırmak, öğretim kalitesini yükseltmek ve eğitim kurumlarını daha etkili hale getirmek amacıyla stratejik bir planlama ve yönetim süreci olarak kullanılabilir. Bu prensipler, öğrencilerin, öğretmenlerin ve yöneticilerin ortak bir hedefe odaklanmalarına yardımcı olabilir.

Eğitim Düzeyine Göre Okul Vizyonu ve Hedefleri Belirleme:

Günümüz eğitim sistemi, öğrencilerin bireysel potansiyellerini keşfetmelerine, geliştirmelerine ve topluma katkıda bulunmalarına olanak tanıyan dinamik bir süreçtir. Bu sürecin temelini oluşturan unsurlardan biri de okulların veya eğitim kurumlarının uzun vadeli vizyonu ve hedefleridir. Her eğitim düzeyinde, bu vizyon ve hedefler, öğrencilerin, öğretmenlerin ve velilerin ortak bir amaca odaklanmalarını sağlamak için dikkatlice belirlenmelidir.

İlkokul Seviyesinde Vizyon ve Hedef Belirleme:

İlkokul seviyesinde, eğitim kurumlarının vizyonu genellikle çocuklara temel bilgi ve becerileri kazandırmak, meraklarını ve öğrenme isteklerini canlı tutmak üzerine odaklanır. Hedefler arasında öğrencilerin temel okuma, yazma ve matematik becerilerini güçlendirmek, sosyal becerilerini geliştirmek ve meraklarını keşfetmeleri için çeşitli öğrenme deneyimleri sunmak yer alabilir.

Ortaokul Seviyesinde Vizyon ve Hedef Belirleme:

Ortaokul düzeyinde, vizyon genellikle öğrencilerin kişisel gelişimini desteklemeye ve onları geleceğin liderleri olmaya hazırlamaya odaklanır. Bu aşamada hedefler, öğrencilerin eleştirel düşünme becerilerini güçlendirmek, problem çözme yeteneklerini artırmak, sanat ve spor gibi alanlarda kendilerini ifade etmelerini teşvik etmek olabilir.

Lise Seviyesinde Vizyon ve Hedef Belirleme:

Lise seviyesinde, okul vizyonu genellikle öğrencilere daha fazla özerklik ve sorumluluk verme üzerine odaklanır. Bu aşamada hedefler arasında öğrencilerin üniversite veya kariyerlerine hazırlanmalarını desteklemek, liderlik becerilerini geliştirmek, kültürel çeşitlilikle ilgili anlayışlarını derinleştirmek yer alabilir.

İzleme ve Revizyon:

Belirlenen vizyon ve hedeflerin etkisini değerlendirmek için düzenli olarak izleme süreçleri oluşturulmalıdır. Bu süreç, öğrenci başarı verilerini, öğretmen geri bildirimlerini ve topluluk katılımını içermelidir. İzleme sonuçlarına dayanarak, vizyon ve hedefler düzenli olarak revize edilmeli ve geliştirilmelidir.

Bu şekilde, her eğitim düzeyinde belirlenen vizyon ve hedefler, eğitim kurumlarını daha etkili, öğrenci odaklı ve toplum için değer yaratan yerler haline getirme yolunda önemli bir adım olarak değerlendirilebilir. Bu noktada işimize en çok yarayacak olan teknik Tabu araması olacaktır.

Tabu Araması Tekniği ile Eğitim Düzeyine Göre Okul Vizyonu ve Hedef Belirleme:

Eğitim kurumlarının uzun vadeli vizyon ve hedeflerini belirlemek, öğrenci başarısını artırmak ve etkili bir öğrenme ortamı yaratmak için stratejik bir süreç gerektirir. Bu süreci optimize etmek ve çeşitli eğitim düzeylerini kapsayan bir vizyon oluşturmak için Tabu Araması tekniği kullanılabilir.

1. Problem Alanlarını Belirleme:

Tabu Araması, karmaşık ve çok boyutlu problemleri çözmek için kullanılan bir optimizasyon algoritmasıdır. Eğitim kurumları için uzun vadeli vizyon ve hedefler belirlerken, öncelikle karşılaşılan problemleri belirlemek önemlidir. Bu problemler, öğrenci performansı, öğretim metotları, kaynak yönetimi ve topluluk katılımı gibi çeşitli alanları içerebilir. Tabu Araması, bu problem alanlarını tanımlamak ve önceliklendirmek için kullanılabilir.

2. Alternatif Vizyon ve Hedefleri Keşfetme:

Tabu Araması, belirlenen problem alanlarına yönelik çeşitli çözüm alternatiflerini keşfetmek için kullanılır. Eğitim düzeyine özel olarak, farklı eğitim programları, öğrenci destek sistemleri ve öğretim stratejileri gibi alternatif vizyon ve hedefleri değerlendirmek için bu algoritma kullanılabilir. Bu aşama, eğitim paydaşları, öğrenciler ve öğretmenlerle birlikte çalışarak çeşitli önerileri değerlendirmeyi içerir.

3. Optimal Vizyonu ve Hedefleri Belirleme:

Tabu Araması, problem alanlarını ve alternatif çözümleri sürekli olarak değerlendirir ve en iyi çözümü bulmak için optimize eder. Eğitim düzeyine uygun bir vizyon ve hedefler kümesini belirlemek için, algoritma, önceden belirlenmiş kriterlere dayanarak en iyi performans gösteren stratejileri tanımlayabilir. Bu aşama, eğitim kurumunun hedeflerine, öğrenci ihtiyaçlarına ve topluluk beklentilerine en uygun vizyonu oluşturmaya yöneliktir.

Tabu Araması tekniği, eğitim kurumlarının vizyon oluşturma sürecini daha sistematik ve verimli hale getirebilir. Problemleri belirleme, alternatifleri keşfetme ve en iyi çözümü bulma süreçlerinde bu algoritma, eğitimde daha etkili ve sürdürülebilir bir gelecek için kapsamlı bir yaklaşım sunabilir.

Ben olsam bugün içinde bulunduğumuz durumda her eğitim düzeyine göre şu vizyonları belirlerdim. Bu vizyonlar okuyan herkesin görüşüne açıktır.

  1. İlkokul Seviyesi:
    • “İlkokulumuz, öğrencilerimize meraklarını keşfetmeleri için ilham veren bir ortam sunarak temel bilgi ve becerileri kazanmalarına öncülük eder.”
  2. Ortaokul Seviyesi:
    • “Ortaokulumuz, öğrencilerimizin eleştirel düşünme yeteneklerini güçlendirerek onları liderlik ve problem çözme konularında donanımlı bireyler olarak yetiştirmeyi hedefler.”
  3. Lise Seviyesi:
    • “Lisemiz, öğrencilerimize özerklik ve sorumluluk kazandırarak üniversite veya kariyerleri için donanımlı, kültürel açıdan zengin ve topluma değer katan bireyler olarak yetişmelerine öncülük eder.”

Her bir cümle, belirli bir eğitim düzeyine odaklanarak, o düzeydeki öğrencilerin öğrenme deneyimini ve gelişimini yansıtmayı amaçlamaktadır. Sırada önemli olan doğru hedefleri belirleyebilmektir. Bu hedefler için öncelik durum tespiti yapmak olacaktır. Durum tespiti çok dikkatli ve açık yapılmalıdır. Bu hedefler tüm eğitim kurumlarına verilmeli, bununla beraber ceza ve ödül yönetmeliği hazırlanmalıdır.

Her eğitim seviyesine uygun hedefler aşağıdakiler olabilir; (Bunlarda tıpkı vizyon gibi tartışmaya ve katkılarınıza açıktır.)

  1. İlkokul Seviyesi Hedefi:
    • “İlkokulumuzun öncelikli hedefi, her öğrencinin temel okuma, yazma ve matematik becerilerini güçlendirmek, aynı zamanda meraklarını keşfetmeleri için çeşitli öğrenme deneyimleri sağlamaktır.”
  2. Ortaokul Seviyesi Hedefi:
    • “Ortaokulumuz, öğrencilerin eleştirel düşünme ve problem çözme yeteneklerini geliştirmeyi amaçlayarak STEM (fen, teknoloji, mühendislik, matematik) alanlarına ilgi duymalarını teşvik eder.”
  3. Lise Seviyesi Hedefi:
    • “Lisemizin öncelikli hedefi, öğrencilere üniversite veya kariyerleri için güçlü bir akademik temel sunmanın yanı sıra, liderlik becerilerini ve kültürel farkındalığı geliştirerek küresel vatandaşlar olarak yetişmelerine olanak tanımaktır.”

Her hedef, belirli bir eğitim seviyesinin öğrencilerinin gelişimine ve öğrenme hedeflerine yönelik özel olarak formüle edilmiştir. Bu hedefler, belirli bir eğitim seviyesinin vizyonunu gerçekleştirmeye katkıda bulunan somut ve ölçülebilir amaçları yansıtmaktadır. Burada belirtmeliyim ki; sadece meslek liselerine değil tüm liselere model fabrika gibi, model eğitim sınıfları kurulmalı. Bu sınıflarda özellikle dojo merkezli eğitimler verilmelidir.

Dojo Eğitimi Lisesinde Nasıl Verilebilir?

Dojo, geleneksel Japon dövüş sanatları salonlarını ifade eden bir terim olmanın ötesinde, günümüzde eğitimde de sıkça kullanılan bir kavram haline gelmiştir. Bu makalede, lise düzeyinde Dojo eğitiminin nasıl verilebileceğini ele alacağız.

1. Öğrenci Katılımını Teşvik Edin:

  • Dojo atmosferini lise eğitimine entegre etmenin ilk adımı, öğrencileri aktif bir şekilde katılmaya teşvik etmektir. Derslerinizi interaktif ve katılımcı bir biçimde tasarlayarak öğrencilerin bedensel, zihinsel ve duygusal olarak etkileşimde bulunmalarını sağlayın.

2. Disiplini Vurgulayın:

  • Dojo eğitimi, disiplin üzerine odaklanan bir yapıya sahiptir. Lise öğrencilerine bu disiplini benimsetmek için, kuralları net bir şekilde belirleyin ve bu kurallara uyum sağlamalarını teşvik edin. Disiplin, öğrencilerin sorumluluk almasına ve kendi gelişimlerine odaklanmalarına yardımcı olacaktır.

3. Kişisel Gelişimi Destekleyin:

  • Dojo eğitimi, sadece fiziksel becerilerin değil, aynı zamanda karakter gelişiminin de bir parçasıdır. Lise öğrencilerinin kişisel gelişimlerine odaklanmak için, günlük yaşamlarında karşılaştıkları zorluklarla başa çıkmalarına yardımcı olacak etkinlikler ve sohbetler düzenleyin.

4. Mentorluk Sistemi Oluşturun:

  • Dojo kültüründe mentorluk önemli bir yer tutar. Lise öğrencileri arasında bir mentorluk sistemi oluşturarak, üst sınıf öğrencilerin alt sınıf öğrencilere rehberlik etmelerini sağlayabilirsiniz. Bu, öğrenciler arasında dayanışmayı güçlendirecek ve birbirlerine destek olmalarını sağlayacaktır.

5. Kültürel ve Tarihsel Bağlamı İnceltin:

  • Dojo eğitimi, genellikle bir kültürel ve tarihsel bağlam içinde öğretilir. Lise öğrencilerine Japon kültürü ve tarihini anlatarak, Dojo’nun sadece bir fiziksel aktivite değil, aynı zamanda bir yaşam tarzı olduğunu anlamalarını sağlayabilirsiniz.

Dojo eğitimi, lise öğrencilerine fiziksel sağlık, zihinsel odaklanma, disiplin ve karakter gelişimi gibi birçok fayda sağlayabilir. Bu prensipleri lise düzeyinde uygulamak, öğrencilerin sadece akademik başarıları değil, aynı zamanda kişisel gelişimleri üzerinde olumlu bir etki bırakmalarını sağlayabilir.

Bir sonraki yazımda 2. madde olan stratejik planın iletilmesi ve hedeflere odaklanma konusunu işleyeceğim. Ama o zamana kadar bugün yazdıklarıma tüm dostlarımın katkı sağlamasını bekliyorum.

RİSKLERİN KARANLIK DÜNYASI

#HOSHINKANRI yapmanın benim geliştirdiğim yöntem ile 7 adımını paylaştım. Şimdi sıra sizleri Risklerin Karanlık Dünyasına götürmeye geldi. Hoshin Kanri, bir işletmenin stratejik hedeflerini belirleme, bu hedeflere ulaşmak için eylem planlarını oluşturma ve bu planları yürütme sürecini içeren çok önemli bir stratejik planlama ve yönetim metodolojisidir. Ancak, Hoshin Kanri uygularken karşılaşılabilecek bazı önemli riskler vardır. Hoshin Kanri uygulamasında dikkate alınması gereken risklerden bahsetmeden önce gelin risk kavramını tanımlayalım.

Risk, bir organizasyon veya bireyin hedeflerine ulaşmasını engelleyebilecek veya olumsuz etkileyebilecek belirsizliklerin ve potansiyel tehlikelerin varlığını ifade eder. Bu kavram genellikle olumsuz olaylarla ilişkilidir, ancak aynı zamanda olumlu etkileri de içerebilir. Risk, hedeflere ulaşma sürecinde karşılaşılan belirsizliklerin bir sonucudur ve bu belirsizlikler, organizasyonun kaynaklarını, itibarını veya finansal durumunu etkileyebilir.

Risk kavramını anlamak için, öncelikle belirsizlik ve olası sonuçları değerlendirme sürecine odaklanmak önemlidir. Belirsizlikler, planlamada ve karar alma süreçlerinde ortaya çıkabilen beklenmeyen durumları ve olayları temsil eder. Bu belirsizlikler, organizasyonun karşılaşabileceği fırsatları veya tehditleri içerir. Risk değerlendirmesi, bu belirsizlikleri tanımlamak, ölçmek ve yönetmek için kullanılan bir süreçtir.

Risk, genellikle üç ana bileşeni içerir: olasılık, etki ve şiddet. Olasılık, belirli bir riskin ortaya çıkma olasılığını temsil ederken, etki, riskin gerçekleşmesi durumunda ortaya çıkabilecek sonuçların ciddiyetini ifade eder, şiddet ise olasılık ve etkinin birleşmesinden oluşan risk seviyesini belirler. Organizasyonlar, bu olasılık ve etkiyi değerlendirerek, risklerini önceliklendirir ve uygun stratejilerle yönetir. Risk yönetimi süreci, organizasyonların belirlenen riskleri kabul etme, azaltma, transfer etme veya önleme gibi stratejilerle yönetmelerini içerir.

İşte Hoshin Kanri uygulamasında dikkate alınması gereken risklerden bazıları:

  1. İletişim Eksikliği:
    • Hoshin Kanri, organizasyonun her seviyesinde açık ve etkili iletişimi gerektirir. Ancak, stratejik hedeflerin ve planların çalışanlara etkili bir şekilde iletilmemesi, çalışanların motivasyonunu ve bağlılığını düşürebilir. İletişim eksikliği, hedeflere ulaşma sürecinde zorluklara yol açabilir.
  2. Eğitim ve Yetenek Eksikliği:
    • Hoshin Kanri, organizasyon içinde geniş bir katılım gerektirdiği için çalışanların bu metodolojiyi anlaması ve uygulayabilmesi önemlidir. Eğitim ve yetenek eksikliği, stratejik planlama sürecini etkileyebilir ve hedeflere ulaşma çabalarını zorlaştırabilir.
  3. Ölçüm ve Değerlendirme Zorlukları:
    • Hoshin Kanri süreci, performans ölçümü ve sürekli değerlendirmeyi içerir. Ancak, uygun ölçüm araçlarının eksikliği veya doğru verilerin toplanmaması, stratejik hedeflerin gerçekleşmesini değerlendirmeyi zorlaştırabilir.
  4. Değişim Direnci:
    • Stratejik hedeflere ulaşmak için yapılan değişiklikler, organizasyon içinde dirençle karşılaşabilir. Çalışanların mevcut süreçlerden veya alışkanlıklardan sapmaya direnmesi, Hoshin Kanri’nin başarısını etkileyebilir.
  5. Planların Aşırı Karmaşıklığı:
    • Hoshin Kanri, stratejik hedeflerin belirlenmesinden, eylem planlarının oluşturulmasına ve sonuçların değerlendirilmesine kadar bir dizi aşamayı içerir. Planlar aşırı karmaşık veya ayrıntılı hale geldiğinde, uygulanmaları ve izlenmeleri daha zor hale gelebilir.

Bu risklere karşı önlemler almak için organizasyonlar, süreçleri açıkça iletişim, eğitim ve yetenek geliştirme ile desteklemeli, ölçüm ve değerlendirme süreçlerini düzenli olarak gözden geçirmeli ve değişim yönetimi stratejilerini benimsemelidir. Ayrıca, Hoshin Kanri sürecini sürdürülebilir bir şekilde uygulamak için liderlik desteği ve organizasyonel kültürün stratejik hedeflere uyumlu olması önemlidir.

Şimdi adım adım ilerleyelim. Önce risklerin üç bileşenine bakalım.

Risk yönetimi sürecinde, risk bileşenleri olarak adlandırılan olasılık, etki ve şiddet, birbiriyle etkileşim halindedir ve bu bileşenlerin uygun değerlendirmesi organizasyonların risklerle başa çıkmasında önemlidir. İşte bu üç bileşenin nasıl bir etkileşim içinde olduğu:

  1. Olasılık:
    • Olasılık, belirli bir riskin gerçekleşme olasılığını ifade eder. Yani, bir olayın meydana gelme olasılığıdır. Olasılık genellikle düşük, orta ve yüksek gibi kategorilere ayrılır. Düşük olasılıklı olaylar genellikle nadir durumları temsil ederken, yüksek olasılıklı olaylar daha yaygın ve sık rastlanan durumları ifade eder.
  2. Etki:
    • Etki, belirli bir riskin gerçekleşmesi durumunda ortaya çıkabilecek sonuçların ciddiyetini ifade eder. Bu sonuçlar genellikle finansal kayıplar, itibar zedelenmesi, operasyonel aksamalar veya fiziksel zararlar gibi çeşitli olabilir. Etki değerlendirmesi genellikle düşük, orta ve yüksek gibi kategorilere ayrılır.
  3. Şiddet (Risk Seviyesi):
    • Şiddet, olasılık ve etkinin birleşiminden türetilen bir değerdir ve genellikle riskin genel düzeyini ifade eder. Şiddet, bir olayın olasılığı ve bu olayın etkisi bir araya getirilerek belirlenir. Bu değer, organizasyonun bir riskle karşılaştığında ne kadar ciddi bir durumla karşılaşabileceğini gösterir. Şiddet genellikle düşük, orta, yüksek gibi derecelendirme sistemleriyle ifade edilir.

Olasılık, etki ve şiddet arasındaki etkileşim, organizasyonların riskleri önceliklendirmelerine, yönetmelerine ve bu risklere uygun bir şekilde yanıt vermelerine yardımcı olur. Bu değerlendirmeler, organizasyonların kaynaklarını doğru bir şekilde yönlendirmelerine ve kritik risklere öncelik vererek stratejik kararlar almalarına olanak tanır. Bu nedenle, risk yönetimi sürecinde bu üç bileşenin etkileşimi dikkate alınarak uygun bir değerlendirme yapılması kritiktir.

Risk şiddeti değerlendirmesinde kullanılan genel bir ölçek şu şekilde olabilir:

  1. Düşük Şiddet:
    • Genellikle, olayın düşük olasılıkla gerçekleştiği veya gerçekleşse bile etkisinin sınırlı olduğu durumlar için kullanılır. Düşük şiddetli riskler genellikle organizasyonun normal iş süreçlerini veya performansını önemli ölçüde etkilemez. Bu tür risklere karşı daha basit ve düşük maliyetli önlemler alınabilir.
  2. Orta Şiddet:
    • Orta şiddetli riskler, olayın orta derecede olasılıkla gerçekleştiği veya gerçekleşse bile orta düzeyde etki yarattığı durumları ifade eder. Bu tür riskler, organizasyonun iş süreçlerini ve performansını etkileyebilir, ancak kriz durumlarına yol açma olasılığı daha düşüktür. Bu tür risklere karşı daha kapsamlı önlemler alınabilir.
  3. Yüksek Şiddet:
    • Yüksek şiddetli riskler, olayın yüksek olasılıkla gerçekleştiği veya gerçekleşse bile önemli ve ciddi etkiler yarattığı durumları temsil eder. Bu tür riskler, organizasyonun iş süreçlerini önemli ölçüde etkileyebilir ve hatta organizasyonun uzun vadeli başarısını tehdit edebilir. Bu tür risklere karşı genellikle kapsamlı ve acil müdahale gerektiren önlemler alınmalıdır.

Bu değerlendirme ölçekleri organizasyonlara rehberlik etmek için kullanılır, ancak her organizasyon kendi risk toleransını ve önceliklerini dikkate alarak bu değerleri özelleştirebilir. Organizasyonlar, risk şiddeti ölçeklerini ve kategorilerini belirlerken kendi özel koşullarını ve endüstri standartlarını göz önünde bulundurmalıdır.

İşletmelerde en önemli risk, işletmenin türüne, sektörüne ve önceliklerine bağlı olarak değişebilir. Ancak, genel olarak belirtilebilecek bir şey yoktur çünkü her işletmenin risk profili farklıdır. Ancak, verdiğiniz seçenekler arasında sürdürülebilirlik genellikle giderek daha fazla önem kazanan bir faktördür.

Sürdürülebilirlik, çevresel, sosyal ve ekonomik faktörleri içerir ve işletmenin uzun vadeli başarısı için kritik öneme sahiptir. Çevresel sürdürülebilirlik, doğal kaynak kullanımı, enerji verimliliği ve karbon ayak izi gibi konuları içerir. Sosyal sürdürülebilirlik, işletmenin toplum ve çalışanlarına olan etkilerini içerir. Ekonomik sürdürülebilirlik ise işletmenin mali durumu ve uzun vadeli karlılığına odaklanır.

Bu faktörlerden herhangi birindeki bir zayıflık veya başarısızlık, işletmenin itibarını, rekabet avantajını ve uzun vadeli başarısını etkileyebilir. Ayrıca, sürdürülebilirlik, müşteri talepleri, düzenleyici değişiklikler ve toplumsal beklentiler gibi dış etkenlere de bağlıdır. Bu nedenle, bir işletme sürdürülebilirlik konularına öncelik vererek risk yönetimi stratejilerini oluşturmalı ve uygulamalıdır.

Ancak, diğer seçenekler (kötü organizasyon, yetişmiş eleman kaybı, motivasyon ve iletişim eksikliği, hatalı makine ve ekipman yerleşimi, kalitesiz ve izlenemeyen üretim) de önemli riskler olabilir ve işletmenin genel performansını etkileyebilir. Her bir riskin organizasyonunuz için önem sıralamasını belirlemek, öncelikli risklere odaklanarak etkili bir risk yönetimi stratejisi geliştirmenize yardımcı olabilir.

Sürdürülebilirlik risklerini etkili bir şekilde yönetmek, işletmeler için önemli bir konudur. Ancak, birçok işletme sürdürülebilirlikle ilgili hatalar yapabilir ve bu hatalar zaman içinde ciddi sonuçlara yol açabilir. İşte sürdürülebilirlik risklerinde en çok yapılan üç öldürücü hatanın bir özeti:

  1. Stratejik Uyum Eksikliği:
    • En büyük hatalardan biri, işletmenin sürdürülebilirlik stratejisinin genel iş stratejisiyle uyumsuz olması veya sürdürülebilirlikle ilgili hedeflerin belirlenmesi ve uygulanmasında bir tutarsızlık olmasıdır. Sürdürülebilirlik stratejisinin iş stratejisiyle entegre edilmemesi, işletmeyi pazarda rekabet avantajından mahrum bırakabilir ve uzun vadeli sürdürülebilir başarıya zarar verebilir.
  2. Etkin İzleme ve Raporlama Eksikliği:
    • Sürdürülebilirlik performansını izlemek ve raporlamak, işletmelerin gelişme sağlamaları ve paydaşlarını bilgilendirmeleri için önemlidir. Ancak, birçok işletme, sürdürülebilirlikle ilgili verileri etkili bir şekilde toplamak, izlemek ve raporlamak için uygun sistemlere ve süreçlere sahip olmayabilir. Etkin bir izleme ve raporlama eksikliği, işletmenin performansını değerlendirmesini ve sürekli olarak iyileştirmesini zorlaştırabilir.
  3. Stakeholder İlişkilerinin İhmal Edilmesi:
    • Sürdürülebilirlik, işletmenin paydaşlarıyla (müşteriler, çalışanlar, yatırımcılar, topluluklar, tedarikçiler vb.) etkileşimde bulunmasını gerektirir. Bu paydaşlarla güçlü bir iletişim ve işbirliği kurmak önemlidir. En büyük hatalardan biri, paydaşların beklentilerini, endişelerini ve önerilerini yeterince dikkate almamak veya bu ilişkilere yeterince değer vermemektir. Bu durum, müşteri memnuniyetini, marka itibarını ve uzun vadeli sürdürülebilirlik başarısını olumsuz etkileyebilir.

Bu hatalardan kaçınmak için işletmeler, sürdürülebilirlik stratejilerini kurumsal strateji ile entegre etmeli, etkili izleme ve raporlama süreçleri oluşturmalı ve paydaşlarla düzenli iletişim ve işbirliği içinde olmalıdır. Bu, işletmelerin sürdürülebilirlik risklerini en aza indirerek uzun vadeli başarıya ulaşmalarına yardımcı olabilir.

Risklerin Karanlık Dünyasından uzak kalmak istiyorsanız işe İNSANA SAYGI ile başlayın.

ASLA VAZGEÇME

Azim, Çaba ve Başarı: “Durmadan Çalış, Asla Vazgeçme”

Bugün #HOSHINKANRI yapmanın yedinci adımını anlatacağım sizlere. Günümüz dünyasında, başarılı olmak her zaman kolay değildir. Hem kişisel hem de mesleki hedeflere ulaşmak, sıkı çalışma ve azim gerektirir. Türk kültürünün iş ahlakı ve çalışma azmi bu zorlu yolculuğun bir yansımasıdır. “Durmadan Çalış, Asla Vazgeçme” ilkesi, spor yaparken, işimizi sürdürürken, eğitim alırken veya başka bir zorlu görevle karşı karşıya kaldığımızda kararlılık ve çaba gerektiren bir ilkedir.

A) Kendi Standartlarınızı Belirleyin:

Başarıya giden yolda ilerlemeye başlamadan önce, hedeflerinizi ve kendi standartlarınızı net bir şekilde belirlemelisiniz. Ne tür bir başarıya ulaşmak istediğinizi ve bu hedeflere nasıl ulaşacağınızı detaylı bir şekilde tanımlayın. Kendi standartlarınızı belirlemek, yolculuğunuzun başlangıcıdır ve hedefe ulaşmanız için rehberlik eder.

Photo by Charlotte May on Pexels.com

B) Sürekli İlerleme:

Azim, sürekli olarak çaba gösterme ve ilerleme kaydetme felsefesini içerir. Başarıya ulaşmak sabır, azim ve sürekli çaba gerektirir. Her gün biraz daha iyi olmak için çalışın. Spor yaparken daha fit olmak, iş dünyasında daha başarılı olmak veya eğitim alırken daha bilgili olmak istiyorsanız, sürekli olarak kendinizi geliştirmeye odaklanın.

Photo by Miguel u00c1. Padriu00f1u00e1n on Pexels.com

C) İstikrarlı ve Sabırlı Olun:

Azim, uzun vadeli düşünmeyi ve hedeflere ulaşmak için istikrarlı bir çaba göstermeyi vurgular. Yolda karşılaştığınız zorluklara ve engellere karşı sabırlı olun. Vazgeçmeyin ve sürekli olarak çalışmaya devam edin. İstikrarlı bir çaba, başarıya giden yolda sizi daha ileriye taşır.

Photo by Michael Judkins on Pexels.com

Gayretin Evrensel Uygulamaları:

“Durmadan Çalış, Asla Vazgeçme” ilkesi, sadece bireysel başarı için değil, aynı zamanda iş dünyasında, spor alanında, eğitimde ve birçok farklı alanda uygulanabilir. Bu ilke, kişisel motivasyonu ve azmi artırmak için kullanılabilir ve hedeflere ulaşmak için güçlü bir temel oluşturabilir. İşte bu ilkenin bazı evrensel uygulamaları:

  • İş Dünyası: Başarılı bir iş kariyeri için sürekli öğrenme ve gelişim, azimli çalışma ve zorluklara karşı direnç önemlidir.
  • Spor: Sporcularda başarı, düzenli antrenman, çaba ve azimle yakalanır.
  • Eğitim: Eğitim, öğrencilerin hedeflerine ulaşmaları için çalışma ve azim gerektirir.
  • Kişisel Gelişim: Kişisel gelişim yolculuğu, sürekli çaba ve motivasyon gerektirir.

Sonuç olarak, “Durmadan Çalış, Asla Vazgeçme” ilkesi, başarı yolculuğunda kararlılık ve çabanın temelini oluşturur. Her alanda başarılı olmak isteyenler için bu ilke, yolda karşılaşılan zorlukları aşmalarına yardımcı olur ve hedeflere ulaşmanın anahtarıdır. Türk kültürünün iş ahlakı ve çalışma azmi, bu ilkeyi hayata geçirenler için bir rehberlik kaynağıdır. İleriye bakarken, kendinizi her gün biraz daha geliştirmek için azimle çalışmayı sürdürün ve asla vazgeçmeyin.

Türk kültüründe iş ahlakı ve çalışma azmine ayrı bir nokta koymak istiyorum. Biraz daha detaya gireyim. İş ahlakı oldukça önemli. Özellikle iş insanlarına ve tepe yöneticiler buna çok dikkat etmeli. Bir sistem ne kadar mükemmel olursa olsun kültür ile ilişkisini bağını kurmak sizlere düşüyor. Japonlar, Amerikalılardan öğrendiler ve kendi kültürleri ile yorumlayıp kendileri için güçlü bir sistem oluşturdular. Samsung firması başkanı her iki sistemi de çok iyi analiz edip kendi yolunu yani Samsung Yolu’nu ortaya çıkardı. Türk iş insanları ve tepe yöneticilerin de vizyonu bu olmalı.

Türk kültürünün çalışma azmi ve iş ahlakı, stratejik vizyon oluşturulmasında önemli bir rol oynar. İşte bu etkilerin bazıları:

Photo by Leo Arslan on Pexels.com
  1. Kararlılık ve Azim: Türk kültürünün çalışma azmi ve iş ahlakı, uzun vadeli hedeflere ulaşmak için kararlılık ve azmi teşvik eder. Stratejik bir vizyon belirlerken, bu kararlılık ve azim, zorluklarla karşılaşıldığında hedeflere bağlı kalmayı sağlar.
  2. Sürekli İyileştirme: Türk kültürü, iş ahlakı ve çalışma azmi, sürekli olarak daha iyiye gitme felsefesini yansıtır. Stratejik bir vizyon oluştururken, organizasyonlar bu ilkeyi benimseyerek iş süreçlerini ve stratejilerini sürekli olarak iyileştirebilirler.
  3. Bağlılık ve Sadakat: Türk kültüründe iş ahlakı, sadakat ve bağlılık üzerine kuruludur. Bu, organizasyon çalışanlarının ve liderlerinin stratejik vizyonu benimsemelerini ve ona bağlı kalmalarını teşvik eder.
  4. Toplumsal Sorumluluk: Türk kültürü, toplumsal sorumluluğu ve paylaşımcılığı önemser. Stratejik bir vizyon oluştururken, organizasyonlar toplumsal sorumlulukları göz önünde bulundurarak sürdürülebilir ve toplum için değer yaratan stratejiler oluşturabilirler.
  5. Dayanıklılık ve Direnç: Türk kültürü, dayanıklılığı ve zorluklara karşı direnci öne çıkarır. Stratejik bir vizyon belirlerken, organizasyonlar bu dayanıklılığı benimseyerek karşılaştıkları zorluklara daha etkili bir şekilde karşı koyabilirler.
  6. Bölgesel ve Küresel Rekabet: Türk kültürünün iş ahlakı ve çalışma azmi, organizasyonların hem bölgesel hem de küresel rekabet içinde başarılı olmalarını destekler. Stratejik bir vizyon oluştururken, bu rekabetçi ruhu benimseyerek ulusal ve uluslararası pazarda rekabet edebilirler.

Sonuç olarak, Türk kültürünün çalışma azmi ve iş ahlakı, stratejik vizyon oluştururken organizasyonlara birçok avantaj sağlar. Bu değerler, organizasyonların hedeflerine ulaşma yolunda kararlılık, sürekli iyileştirme, dayanıklılık ve toplumsal sorumluluk gibi önemli özellikleri benimsemelerine yardımcı olur. Türk kültürünün iş ahlakı ve çalışma azmi, organizasyonların sürdürülebilir bir başarı yakalamalarına katkıda bulunur.

Hemen bugün, yalakaları, liyakatsız ve sınırlı bilgiye sahip olanları çevrenizden uzaklaştırarak yeni başarı hikayenizi yazmaya başlayın.

Sevgiyle kalın.

BURSA İLE GURUR DUYUYORUM

Doğup, büyüdüğüm şehir ile gurur duyuyorum.

Bursa Çimento bir çok anlamda öncü olmuştur.

Karoseri sanayisi ile de yön vermiştir tüm ülkeye. Bu konu ile ilgili olarak KOCA USTA yazımda sizlere bahsettim. https://okandinc.com/2023/05/21/koca-usta/

Daha sonra bu işi de başka şehirlere kaptırdı.

Mudanya Mütarekesi genç Türkiye Cumhuriyeti için çok önemli bir kazanımdır.

Bu organize sanayi bölgesinin kurulumu dedem Hüseyin Hiçdurmaz’ ın büyük çabası ile gerçekleşmiştir.

Bisiklet tutkunu arkadaşım Ali Beytekin’ in kulakları çınlasın.

Lise yıllarımda çok aradım dolaştım dağ bayır. Sadece 2 tanesini buldum diye hatırlıyorum o keşiş kiliselerinden.

Ben Bursa’ya gittiğim de cantık (Tatar pidesi) ve pideli köfte yemeği tercih ederim.

Bursa Erkek Lisesi mezunu olarak gurur duymamak mümkün değil.

TOFAŞ Spor Kulübünün bendeki yeri farklıdır. Sadece güreşte değil Bursa için birçok amatör branşta gençlere destek olmuştur. Tofaş Yıldız Basketbol takımında oynamış olmak benim için bir gurur kaynağıdır. TOFAŞ kulübü aynı zamanda Bursa Erkek Lisesi’nin basketbol sponsorluğunu yapmıştır. Bursa Erkek Lisesi Basketbol Takımı da Dünya beşincisi olma başarısı göstermiştir. Buradan tümbunların gerçekleşmesi için yoğun emek harcayan TOFAŞ Spor Kulübü Kurucu Başkanı Yalçın İpbüken hocama Bursa gençleri adına teşekkür ediyorum.

Muazzez İlmiye Çığ, Zeki Müren, İlhan İrem Bursa doğumlu ünlülerin arasındadır. Daha adını buraya sığdıramadığım bir çoğu gibi.

Sevgi ve saygılarımla

HERKESİN YOLU KENDİNE

Bir gün biri çıksa karşınıza ve “Eşiniz ve çocuklarınız dışında her şeyi değiştireceksiniz!” dese. Ne yaparsınız? Ne düşünür, nasıl hareket edersiniz? Evet 1993 senesinde Samsung başkanı Lee Kun-hee tüm çalışanlarını bu mesajı iletti. Samsung Holding’in HOSHIN KANRI’sin de vizyonu böyle tanımladı. Misyon olarak da; “En üsttekilerin en alta, en alttakilerin en üste çıkacağı bir çağ başlıyor. Bu çağda biz bir numara olmalıyız. Eğer birinci sınıf olmayı başaramazsak, ikinci yada üçüncü sınıf bir işletme olarak kalırız.” Birinci sınıf olma misyonu çok ama çok güçlü bir misyondu.

HOSHIN KANRI vizyon ve misyon birbirine çok karıştırılır. Vizyon, bir organizasyonun veya bireyin gelecekte nasıl bir duruma ulaşmak istediğini belirten açıklamadır. Vizyon, büyük resmi görmeyi ve uzun vadeli hedeflere odaklanmayı ifade eder. Bu, organizasyonun nereye gitmek istediğini ve hangi noktada olmak istediğini net bir şekilde belirtir. Vizyon genellikle ilham verici, motive edici ve büyük ölçüde soyut bir ifade olabilir. Misyon ise, bir organizasyonun veya bireyin varoluş nedenini, temel işlevini ve ne tür değerler sağlamayı amaçladığını ifade eden açıklamadır. Misyon, organizasyonun günlük operasyonlarını, faaliyetlerini ve hedeflerini tanımlar. Misyon, organizasyonun nasıl bir katkı sağladığını ve hangi hizmetleri, ürünleri veya faydaları sunmayı taahhüt ettiğini belirtir.

Bugün tıpkı TOYOTA WAY gibi SAMSUNG WAY çok bilinen, incelenen ve bir çok okulda ders olarak okutulan bir değer haline geldi. En popüler ve ünlü iş okullarında bu ikisinin yanında GE WAY ile HP WAY ders olarak okutulduğunu görürsünüz. Hatta dünyanın en büyük üniversite kitapçısı Mc Graw Hill 2006 yılında The Toyota Way Fieldbook kitabını yayınlamıştır. Bugün artık Samsung firması da bu WAY Liginde Başkan Lee sayesinde yer almaktadır. Sizler firmayı sadece bir telefon veya televizyon üreticisi olarak tanırsınız. Kore içinde kurutulmuş sebze, meyve ve balık üretmek için kurulan Samsung bugün elektroniğin yanı sıra beyaz eşya, ağır sanayi, gemicilik ve sigortacılık işlerinden de bir dünya markasıdır. Tüm bu yolların ilk cildi, ilk bölümü, başlangıcı, ana fikri HOSHIN KANRI yani stratejik yönetim ve planlamadır. Dinamikleşme ve esnek stratejiyi bilmeden hazırlanan stratejik planlar sadece kendilerini tekrar ve taklit ederler.

1950-53 arası iç savaştan çıkan ve haritada bir çizgi ile ikiye bölünen Kore’nin güneyinde kalan bir firma idi Samsung. Güney Kore o günlerde sanayileşme olarak dünyanın çok gerisinde kalmıştı. 1960 sonrası Türkiye ile birlikte Güney Kore’de sanayileşme çabaları başladı. Özellikle yabancı yatırımcılar ile birlikte ağır sanayi üretimleri hızlandı. Hatta Güney Kore ve Türkiye otomotiv sanayi de üretim yapmaya hemen hemen aynı dönemde başladılar. Tıpkı Türkiye gibi küresel dünya markaları ile ortaklık yaparak başlamıştır. Hyundai, Otosan gibi Ford firmasının bir modelinin platformunu satın alarak seri üretim yapmaya başlamıştır. Türkiye’de Ford Taunus olarak bildiğimiz model, Hyundai hatlarından Pony adıyla çıkmıştır. Bugün Hyundai de tıpkı Samsung gibi bir küresel dev haline gelmiştir. O günlerde Samsung Japon Nissan ile ortak otomobil üretim işine girse de 1997 yılındaki Asya krizinde otomotiv hisselerini Fransız Renault firmasına satmıştır. Aynı krizden Samsung bir elektronik devi olarak yoluna devam etmiştir. Krizi fırsata çevirmiş ve çok daha güçlenerek yoluna devam etmiştir. 1997 Asya krizi Güney Kore firmalarına çağ atlatırken, Asya – Avrupa arasına sıkışıp kalmış olan Türkiye bu fırsatı üzülerek ifade ediyorum ki değerlendirememiştir. 1996 yılında başlatılan Koç 2000 projesi sahipsiz kalmıştır. Yine aynı yıl büyük bir stratejik planlamaya sahip, vizyon ve misyonu mükemmel bir insan olan Özdemir Sabancı öldürülerek, Sabancı grubunun önü kesilmiştir. Türkiye’de büyük bir stratejik vizyon ve misyona sahip iş adamlarından biri olan Nesim Malki de Kasım 1995 tarihinde öldürülmüştür. Oysa Samsung 1997 sonrası inanılmaz bir hızla büyümeye başlamış ve 2013 yılına gelindiğinde Elektronik sektöründe tüm rakiplerini geride bırakarak küresel düzeyde yüzde 35 pay ile ilk sıraya yerleşmiştir. 2013 vergi öncesi karı 40 milyar doları bulmuştur. Bu hemen peşinde yer alan firmaların toplamından fazladır.

Tüm akademisyenler şunda hem fikirdirler. Dünya’da önceleri 2 farklı yönetim tarzı vardı. Biri hiyerarşik psikolojiye bağlı olan Amerikan tarzı, diğeri ise özerk psikolojiyi öne çıkaran Alman tarzı. 1960 yılından sonra buna bir de Japon tarzı yönetim biçimi eklendi. ABD tarzı yönetim sık sık yeniden yapılanmaya ve performansa dayalı bir yönetim anlayışıdır. Başarısız olan elenir. Japon versiyonu, uyum, kıdeme dayalı gelir ve ömür boyu iş garantisi olarak tanımlanır. Alman yani Avrupa versiyonu ise, tutarlı işçi yönetimi, işbirliği ve çalışanların stratejik kararlara katılımını ön plana çıkarır. Güney Kore kültürel olarak Japonya’ya yakın olması sebebiyle büyük çoğunluğu Japon tarzı olmasına rağmen ABD tarzını da benimsemiştir. Performansı zayıf olanları elemiştir.

1997 Asya krizine kadar Koreli firmalar birebir Japon tarzını taklit ediyorlardı. 1997 krizinde bir anda ucuz iş gücü avantajını kaybettiler. İşte o an esnek ve dinamik bir yapı ihtiyacı duyduklarını fark ettiler. Biranda Amerikan tarzına yaklaşmaya ve ondan bir şeyleri kendi yönetimlerine adapte etmeye başladılar. Samsun Başkanı Lee’ nin de dediği gibi ;

“Geçmişte tek örnek ve standartlaştırılmış bir model olduğuna inanılıyordu.
Yönetim Sistemi. Ancak günümüzün küresel liderleri bu eski yoldan vazgeçtiler
düşünme ve kendilerine özgü yönetim tarzlarını kullanma eğilimindedirler. Diğer
yani yönetim tarzlarını Japoncaya bölmek anlamsız hale geldi,
Amerikalı ya da Avrupalılar. Her işletmenin kendine özgü bir yönetim tarzına sahip olacağı geleceğin yönetimi, geleneksel yönetim anlayışına başkaldırı anlamına gelecektir.”

İşte tam bu nokta da Samsung Way kurulmaya başlandı. Kendi yolunu kendi yönetim tarzını benimsedi. Neredeyse tüm yönetim anlayışını değiştirdi.Yeniden yapılanmaya gitti. Sizlere HOSIHIN KANRI yazmaya devam edeceğim. Bir süre daha yazılarım Samsung Way olacak. Aslında bu hikayeyi işlerken kendimize nasıl bir çıkar yol bulmamız gerektiğini işaret edeceğim.

Sevgiyle kalın

DERİN BİLGİ TEORİSİ

Bugün Yalçın İpbüken hocam ile konuşurken konu Eiji Toyoda’ya geldi. Eiji Toyoda 1984 yılında TOYOTA grubun başına geldiğinde çok büyük hedefleri vardı. Hayali ve misyonu TOYOTA markasını dünyanın bir numarası yapmaktı. Çalışmaya Deming ve Juran’dan öğrendikleri ile başladı. HOSHIN KANRI yapmak ve tam olarak oturtmak istiyordu. 2 Sene boyunca tüm üst düzey ekibine birebir öğretmenlik yaparak öğretti, öğrendiklerini ve tüm bildiklerini. Bu öğretme modeline Japon stili diyebiliriz, öğrencilerinin dizlerine vura vura öğretti. Bu sürede tüm öğrettiklerini yakından takip etti. 2 yıl boyunca her ay birebir toplantılar yaparak hedefleri ve ilerleyişi konuştu. PUKO döngüsünü çok aktif olarak kullandı. Fakat özellikle Deming’in Derin Bilgi Teorisinin en başarılı uygulayıcısı oldu.

W. Edwards Deming’in “Derin Bilgi” teorisi, iş süreçlerinin anlaşılması ve iyileştirilmesindeki yaklaşımını açıklamaktadır. Bu teori, iş süreçlerini anlamak ve kaliteyi artırmak için öneriler sunar. İşte Deming’in Derin Bilgi teorisinin ana prensipleri:

  1. Sistemik Yaklaşım: Deming, bir organizasyonun iş süreçlerini ve kaliteyi artırmak için bütünsel bir sistemik yaklaşımın gerektiğini vurgular. İş süreçleri birbiriyle bağlantılıdır ve tek bir bileşenin değişimi, diğer bileşenleri etkileyebilir. Bu nedenle, iş süreçlerini bir bütün olarak anlamak ve yönetmek önemlidir.
  2. Kökenlerin Anlaşılması: Bir sorunun veya hatalı sonucun nedenlerini anlamadan, gerçekçi bir çözüm bulmak mümkün değildir. Derin Bilgi, sorunların kökenine inmeyi ve neden-sonuç ilişkilerini anlamayı içerir. Bu şekilde, sorunlar sadece yüzeyde değil, temelde çözülür.
  3. Verilere Dayalı Kararlar: Kararlar rastgele veya sezgisel olarak değil, verilere dayalı olarak alınmalıdır. Deming, veri toplamanın, analiz etmenin ve yorumlamanın önemini vurgular. Bu, süreçlerin performansını anlamak ve iyileştirmek için gereklidir.
  4. Değişikliğin Sürekliliği: Kalite iyileştirmesi sadece bir proje veya geçici çaba olarak değil, sürekli bir çaba olarak ele alınmalıdır. Süreçlerdeki iyileştirmelerin sürdürülebilmesi için yönetimin ve çalışanların işbirliği gereklidir.
  5. Eğitim ve Geliştirme: Çalışanların eğitimi ve geliştirilmesi, iş süreçlerinin kalitesini artırmak için kritik öneme sahiptir. Deming, çalışanların işlerini daha iyi yapabilmeleri için gerekli bilgi ve becerilere sahip olmalarının gerektiğini vurgular.

Derin Bilgi teorisi, organizasyonlara kalite yönetiminde sistematik bir yaklaşım benimsemeleri için rehberlik eder. Bu yaklaşım, iş süreçlerini daha iyi anlamayı, neden-sonuç ilişkilerini keşfetmeyi, verilere dayalı kararlar almaya önem vermeyi ve sürekli iyileştirmeyi teşvik eder.

Toyoda, Deming’in kalite yönetimi prensiplerini ve Derin Bilgi teorisini Toyota’nın üretim süreçlerine uygulamak konusunda önemli bir rol oynamıştır. Toyoda’nın Deming’in prensiplerini nasıl kullandığına dair bazı örnekler:

  1. Kalite Odaklı Üretim Sistemi (Toyota Üretim Sistemi – TPS): Eiji Toyoda, Deming’in kaliteyi sürekli olarak iyileştirme ve üretim süreçlerine odaklanma prensiplerini benimsedi. Toyota Üretim Sistemi (TPS), atık azaltma, verimlilik artırma ve kaliteyi sürekli iyileştirme üzerine odaklanan bir üretim yöntemidir. TPS’nin temel prensipleri, Deming’in Derin Bilgi teorisine dayanmaktadır.
  2. PDCA Döngüsü ve Sürekli İyileştirme: Eiji Toyoda, Deming’in PDCA (Planla-Yap-Kontrol Et-Öğren) döngüsünü Toyota’nın üretim süreçlerine uygulamıştır. Bu döngü, süreçleri planlamayı, uygulamayı, sonuçları kontrol etmeyi ve bu sonuçlara dayanarak süreci iyileştirmeyi içerir. Bu yaklaşım, sürekli iyileştirmenin ve kalitenin sağlanmasının bir yoludur.
  3. Kalite Kontrol Çemberleri: Toyoda, Deming’in çalışanların katılımını teşvik eden ve iş süreçlerinin kalitesini artırmaya yönelik önerdiği fikirleri benimsemiştir. Toyota’da “Kalite Kontrol Çemberleri” oluşturulmuş, çalışanlar sorunları tanımlamış, çözüm önerileri sunmuş ve sürekli olarak iş süreçlerini iyileştirmiştir.
  4. Problem Çözme Yaklaşımı: Toyoda, Deming’in problem çözme yaklaşımını benimsemiştir. Bu yaklaşım, sorunların kökenine inmeyi, neden-sonuç ilişkilerini anlamayı ve verilere dayalı kararlar almayı içerir. Toyota’nın “Kaizen” (sürekli iyileştirme) felsefesi, bu prensipleri temel alır.

Eiji Toyoda, Deming’in Derin Bilgi teorisini Toyota’nın üretim süreçlerine uygulayarak şirketin kalite odaklı bir yaklaşım benimsemesini sağlamıştır. Bu yaklaşım, Toyota’nın kalite, verimlilik ve müşteri memnuniyeti konularındaki üstünlüğünün temelini oluşturmuştur. HOSHIN KANRI ile Derin Bilgi teorisini çok başarılı bir şekilde birleştirmiştir.

Tabii ki bu güzel ve başarılı sisteme bile tek taraflı bakmamak en doğrusudur.

Deming’in Derin Bilgi teorisinin bazı dezavantajları aşağıda sıralanmıştır:

  1. Kapsamlı ve Zaman Alıcı: Derin Bilgi teorisi, iş süreçlerinin temel nedenlerini anlamaya odaklandığı için zaman alıcı olabilir. Bu, organizasyonlar için acil durumlarda pratik olmayabilir. Hızla hareket etmeye gereksinim duyan durumlar için daha hızlı çözüm yaklaşımlarına ihtiyaç duyulabilir.
  2. Karmaşıklık ve Kaynak İhtiyacı: Derin Bilgi, iş süreçlerinin derinlemesine analizini ve neden-sonuç ilişkilerini anlamayı gerektirir. Bu, uzmanlık, veri toplama ve analiz yeteneklerini gerektirir. Bu süreçler organizasyonlar için karmaşıklığı ve kaynak gereksinimini artırabilir.
  3. Esnekliğin Eksikliği: Derin Bilgi teorisi, genellikle belirli bir yöntemi ve uzun vadeli bir yaklaşımı önerir. Bu, hızlı değişen veya belirsizlik içeren durumlar için uygunsuz olabilir. Organizasyonlar, hızla adapte olabilmek ve değişen koşullara uyum sağlayabilmek için daha esnek yaklaşımlara da ihtiyaç duyabilir. Esnek strateji ve dinamikleşme işte bu yüzden altın bileziktir bu işlerde.

Bu dezavantajlar, Derin Bilgi teorisinin uygulama zorluklarına ve sınırlamalarına işaret eder. Her organizasyonun ihtiyaçları ve koşulları farklı olduğundan, bu teorinin avantajları ve dezavantajları dikkate alınarak doğru şekilde uygulanması önemlidir.

Derin Bilgi teorisinin dezavantajlarını büyük avantajlara dönüştürmek için aşağıdaki yaklaşımlar düşünülebilir:

  1. Hızlı Durum Çözümleri ile Dengeli Yaklaşım: Derin Bilgi teorisi genellikle derinlemesine analiz ve uzun vadeli çözümleri önerir, ancak bazen hızlı durum çözümleri de gerekebilir. Öncelikle acil durumlar için hızlı önlemler alarak iş sürekliliğini sağlayabilir, ardından daha kapsamlı analiz ve iyileştirmeler için zaman ayırabilirsiniz.
  2. Esneklik ve Adaptasyon Yeteneği: Derin Bilgi teorisinin esnekliği sınırlı olabilir, ancak organizasyon içinde esneklik kültürünün geliştirilmesi, teoriyi daha uygun hale getirebilir. Çevresel değişimlere hızla yanıt verebilmek için ekiplerin yenilikçi düşünceye teşvik edilmesi ve alternatif yaklaşımların değerlendirilmesi sağlanabilir. TOYOTA bu başarısını esnek strateji üretmesine borçludur.
  3. Kademeli Uygulama ve Ölçeklendirme: Derin Bilgi teorisini tüm organizasyona uygulamak yerine kademeli bir yaklaşımla başlayabilirsiniz. Belirli bir bölümde veya projede Derin Bilgi prensiplerini deneyerek avantajlarını ve sınırlamalarını anlayabilirsiniz. Başarılı sonuçlar elde edildikçe, bu yaklaşım diğer alanlara ölçeklenebilir.
  4. Eğitim ve Yetenek Geliştirme: Dezavantajların üstesinden gelmek için çalışanların eğitimini ve yetenek geliştirmeyi önemseyin. Analitik beceriler, problem çözme yetenekleri ve sistem düşüncesi gibi yeteneklerin geliştirilmesi, Derin Bilgi teorisinin uygulanmasını destekleyebilir.
  5. Karmaşıklığı Basitleştirme: Derin Bilgi teorisini uygularken karmaşıklığı yönetmeye çalışın. Özellikle büyük projelerde veya organizasyon genelinde bu prensipleri basitleştirmek ve odaklanmak, teorinin dezavantajlarını azaltabilir.

Derin Bilgi teorisinin dezavantajlarını avantajlara dönüştürmek, özellikle esneklik, hızlı çözüm ve eğitim gibi alanlara odaklanarak yapılabilir. Her organizasyonun ihtiyaçlarına uygun bir dengeyi bulmak, bu teorinin sağlayabileceği avantajları en iyi şekilde elde etmenizi sağlayacaktır.

Deming’in Derin Bilgi teorisi ile ilgili üç çarpıcı örnek:

  1. NASA ve Uzay Mekiği Challenger Faciası (1986): Uzay Mekiği Challenger’ın 1986’daki faciası, Deming’in Derin Bilgi prensiplerinin eksikliğini vurgulayan bir örnektir. O-ring contalarının soğuk hava koşullarında yeterince esnek olmaması nedeniyle meydana gelen patlama, temel mühendislik ve kalite prensiplerinin göz ardı edilmesi sonucu gerçekleşmiştir. Bu olay, sistemik düşünme ve neden-sonuç ilişkilerinin anlaşılmasının önemini vurgulamaktadır.
  2. Toyota ve Kalite Sorunları (2009-2010): Toyota, kalite ve güvenilirlik konularında uzun bir süre öne çıkan bir şirket olarak bilinirken, 2009-2010 döneminde bir dizi geri çağırma yaşadı. Bu durum, Deming’in sürekli iyileştirme ve veriye dayalı karar alma prensiplerinin yeterince uygulanmadığını gösterdi. Toyota, bu dönemde yeniden kalite odaklı bir yaklaşım benimseyerek imajını toparlamaya çalıştı.
  3. Sağlık Hizmeti ve İlaç Hataları: Sağlık sektöründe yaşanan hataların birçoğu, Derin Bilgi teorisinin eksikliğinden kaynaklanır. Yanlış ilaç dozajları, iletişim eksiklikleri veya süreç hataları gibi sorunlar, iş süreçlerinin yeterince anlaşılmaması veya kökenlerine inilmemesi sonucu meydana gelir. Deming’in önerdiği gibi, sağlık hizmetlerinde de neden-sonuç ilişkileri ve verilere dayalı yönetim yaklaşımının benimsenmesi gerekmektedir.

Bu örnekler, Deming’in Derin Bilgi teorisinin iş süreçlerinin anlaşılması, neden-sonuç ilişkilerinin keşfedilmesi ve verilere dayalı kararların alınmasının ne kadar kritik olduğunu göstermektedir.

HOSHIN KANRI yaparken kendimi uzun bir maraton koşacakmış gibi hazırlarım. Son derece disiplinli ve motive hareket ederim. Derin Bilgi teorisi ile bir maraton koşucusu arasında benzerlikler ve paralellikler vardır. Derin Bilgi teorisinin prensipleri ile maraton koşucusunun yaklaşımı arasındaki bağlantılar şu şekilde açıklanabilir:

  1. Sistemik Yaklaşım ve Hazırlık: Derin Bilgi teorisinde olduğu gibi, maraton koşucusu da koşuyla ilgili süreçleri bütünsel bir sistem olarak ele alır. Maraton koşusu, sadece yarış gününde değil, uzun süreli bir hazırlık ve antrenman dönemi gerektirir. Koşucu, antrenman programını planlar, uygun beslenme düzenini oluşturur ve fiziksel kondisyonunu geliştirir. Yılbaşında hayata geçecek olan HOSHIN KANRI için çalışmaya tam 6 ay önceden başlardım.
  2. Kökenlere İniş ve Performans İyileştirmesi: Derin Bilgi teorisinde olduğu gibi, maraton koşucusu da performansını artırmak için neden-sonuç ilişkilerini anlamaya çalışır. Koşucu, yarışlardaki başarısızlıkları veya zayıf performansı analiz eder, antrenman ve beslenme hatalarını belirler ve bu sorunları çözmek için çaba harcar. 6. Ayda yarıyıl değerlendirmesinden çıkmış ve başarısızlıkları tek tek tespit etmiş, üzerinde çalışmaya başlamış olurum.
  3. Veri Toplama ve Analiz: Derin Bilgi teorisi veriye dayalı kararlar almayı vurgularken, maraton koşucusu da antrenman verilerini ve performans istatistiklerini toplar ve analiz eder. Bu veriler, koşucunun hangi alanlarda gelişme kaydedebileceğini ve hangi stratejilerin daha etkili olduğunu belirlemesine yardımcı olur.
  4. Sürekli İyileştirme ve Adaptasyon: Derin Bilgi teorisi, sürekli iyileştirmeyi önerir. Benzer şekilde, maraton koşucusu da antrenmanlarını ve yaklaşımlarını sürekli olarak gözden geçirir ve yeni bilgi ve deneyimlere dayanarak stratejilerini adapte eder. Bu, koşucunun performansını zaman içinde sürekli olarak geliştirmesini sağlar.
  5. Eğitim ve Yetenek Geliştirme: Derin Bilgi teorisi çalışanların eğitimini ve yetenek geliştirmeyi vurgularken, maraton koşucusu da fiziksel yeteneklerini geliştirirken sürekli olarak kendini eğitir. Koşucu, teknikleri, nefes alma yöntemlerini ve enerji yönetimini geliştirmek için sürekli öğrenme yoluna gider. Yetenek geliştirmenin en doğru yolu umut gördüğün öğrenciye vereceğiniz birebir eğitim modelidir.

Derin Bilgi teorisi ile maraton koşucusu arasındaki bu benzerlikler, her iki durumda da uzun vadeli başarının, planlama, analiz, sürekli iyileştirme, esneklik, dinamikleşme ve eğitim gibi prensiplere dayandığını gösterir.

Sevgilerimle

Not : Tarihler konusunda küçük bir düzeltme yapmak istiyorum. Eiji Toyoda’nın hikayesi 1950 yılında Deming ve Juran ile tanışması, onlardan eğitim almasıyla başlamıştır. 1960 senesinde Deming Japon kralından özel ödül alırken, TOYOTA grubu da büyük kalite ödülü almıştır. Yol çok uzun ve adım adım sabırla aşılmıştır.

ESNEK STRATEJİ

HOSHIN KANRI yaparken dinamik planlamanın önemini ve yerini yeterince anlattık. Dinamik planlama kadar esnek strateji üretebilmekte önemlidir. Hatta öyle ki halo etkisi yaratmak için tecrübelerimden ve Takahiro TAKAKİ hocamdan öğrendiklerimle oluşturduğum sisteme ESNEK ÜRETİM SİSTEMİ adını verdim. Hem dinamik planlamada, hem de esnek strateji üretmede halo etkisinin yeri ayrıdır.

TOYOTA’nın Avrupa pazarında en çok zorlandığı nokta Marka Algısı olmuştur. Furuta San son kitabında bu konuya özel vurgu yapmıştır. Bir markanın veya ürünün çekici bir yönü veya olumlu bir özelliği varsa, bu özelliği markanın genel algısını belirleyebilir. Stratejik olarak, bu olumlu özellik vurgulanarak marka imajı güçlendirilebilir. Örneğin, bir otomobil markası araçlarının güvenliği ile öne çıkıyorsa, bu özelliği vurgulayarak müşterilere güvenli bir seçenek sunduğunu iletebilir. TOYOTA kalite ve sorunsuz araç algısını vurgulayarak bu etkiyi yaratmayı başarmıştır.

Corolla ve Yaris markaları ile olumlu bir izlenim yaratmış, bu olumlu izlenim diğer ürün ve hizmetlere de yansımıştır. Stratejik planlama, bu pozitif eşlemeyi kullanarak, bir ürün veya hizmetin başarısını diğer ürün ve hizmetlere de yayarak genel bir olumlu halo algısı yaratmaya yönelebilir. Halo etkisi, bir ürünün belirli bir özelliği üzerine kurulan üstünlüğünü artırabilir. Stratejik planlama sürecinde, bu özellikleri öne çıkararak rekabet avantajı yaratmak ve rakiplerden ayrılmak mümkün olabilir.

Halo etkisi, pazarlama ve iletişim stratejilerinin belirlenmesinde de önemli bir rol oynayabilir. Olumlu bir özellik veya izlenim, reklam kampanyaları, sosyal medya iletişimi ve diğer pazarlama faaliyetlerinde vurgulanarak hedef kitleye olumlu bir mesaj iletilmesi sağlanabilir. Özellikle de çok yönlü algı oluşmasında, ürünün birden fazla olumlu özelliği varsa, bu özellikler birbirini destekleyerek çok yönlü bir olumlu izlenim oluşturabilir. Stratejik planlama, bu çok yönlü izlenimi etkin bir şekilde ileterek tüketicilere ve paydaşlara kapsamlı bir değer önerisi sunabilir.

Halo etkisi ve esnek strateji yapmanın ortak noktaları aşağıda açıklanmıştır:

  1. Değişen Koşullara Uyum: Hem halo etkisi hem de esnek strateji yapma, değişen koşullara uyum sağlama gerekliliğini vurgular. Halo etkisi, olumlu bir izlenim veya özelliğin diğer alanlara da yansımasını ifade ederken, esnek strateji yapma, dış çevredeki değişikliklere hızla tepki verme yeteneğini içerir. Her ikisi de organizasyonların ve bireylerin değişen koşullara uyum sağlamasını gerektirir.
  2. Hızlı Karar Alma: Esnek strateji yaparken, hızlı karar alma ve uygulama yeteneği büyük önem taşır. Değişen koşullara hızlıca uyum sağlamak için anında kararlar alınmalıdır. Halo etkisi de benzer şekilde hızlı karar alma gerektirebilir. Örneğin, belirli bir özellik veya izlenim yaratıldığında, buna uygun iletişim ve pazarlama stratejileri hızla devreye sokulmalıdır.
  3. Anlık Değerlendirme: Hem halo etkisi hem de esnek strateji yapma, anlık değerlendirme yeteneğini gerektirir. Değişen koşulların ve izlenimlerin doğru bir şekilde değerlendirilmesi, stratejik kararların başarısını etkiler. Hem halo etkisini yaratmak hem de esnek strateji yapmak için gerçek zamanlı bilgilere dayalı olarak doğru değerlendirmeler yapılması gerekir.
  4. Duyarlılık: Her iki yaklaşım da duyarlılık gerektirir. Halo etkisi, belirli bir izlenimi veya özelliği algılama ve vurgulama yeteneği gerektirir. Esnek strateji yaparken ise dış çevredeki değişiklikleri hızla fark edebilmek ve buna tepki verebilmek önemlidir. Her iki yaklaşım da çevresel ve duygusal uyaranlara duyarlılığı içerir.
  5. Hedef Kitle Algısı: Hem halo etkisi hem de esnek strateji yapma, hedef kitle algısını doğru bir şekilde anlama ve yönlendirme gerekliliğini vurgular. İyi bir hedef kitle analizi, hem halo etkisinin oluşturulmasında hem de esnek strateji yaparken hedeflenen sonuçların elde edilmesine yardımcı olabilir.

Özetle, hem halo etkisi hem de esnek strateji yapma, dinamik ve değişken bir çevrede başarılı olma amacı taşıyan yaklaşımlardır. İkisi de organizasyonların ve bireylerin çevresel değişikliklere hızlı ve etkili bir şekilde tepki verme yeteneğini gerektirir.

Esnek stratejinin önemi bize aşağıdaki üç noktada ortaya daha belirgin çıkar.

  • Uzun Vadeli Uyum: Esnek stratejiler, işletmeyi uzun vadeli hedeflere yönlendirmenin yanı sıra, değişen koşullara uyum sağlamayı da hedefler. İşletme stratejisi, çeşitli senaryolara uyum sağlayacak şekilde esnek bir şekilde tasarlanabilir.
  • Sürdürülebilirlik: Esnek stratejiler, değişen pazar koşulları ve trendlere göre uzun vadeli sürdürülebilirliği destekleyebilir. İşletmenizin uzun vadeli büyümesini ve başarısını sağlamak için stratejileri esnek bir şekilde ayarlamak önemlidir.
  • Pazar Fırsatları: Esnek stratejiler, yeni pazar fırsatlarına hızla yanıt verme yeteneğini artırabilir. Pazardaki değişikliklere hızla adapte olmak, rekabet avantajı elde etmenize yardımcı olabilir.

Sonuç olarak, dinamik planlama ve esnek strateji arasında bir denge kurmak genellikle en iyi sonuçları sağlar. Dinamik planlama, anlık durumlara hızla uyum sağlamayı, esnek strateji ise uzun vadeli hedeflere uyum sağlamayı vurgular. İşletmenizin özel ihtiyaçlarına ve endüstri koşullarına bağlı olarak, her iki yaklaşımı da başarılı bir şekilde entegre etmek önemlidir.

Aşağıdakileri iş dünyasında kullanılabilecek esnek strateji örnekleri olarak sayabiliriz ;

  1. Ürün ve Hizmet Çeşitlendirmesi: Bir şirket, hızla değişen müşteri taleplerine uyum sağlamak için ürün ve hizmet yelpazesini esnek bir şekilde çeşitlendirebilir. Örneğin, bir restoran mevsimsel menü değişiklikleri veya özel etkinliklere uygun özel yemekler sunabilir. Bugün otomotiv yan sanayinde özellikle bazı gelişmeler bu çeşitlendirmeyi beceremeyenleri oyun dışı bırakacaktır.
  2. Pazarlara Hızla Giriş: Şirket, yeni pazar fırsatları ortaya çıktığında veya değişen tüketici taleplerine uyum sağlamak amacıyla hızla yeni pazarlara girebilir. Örneğin, bir teknoloji şirketi yeni bir coğrafi bölgede hızla faaliyete geçebilir. TESLA ve Çinli üreticilerin EV pazarına girişleri en güzel örneği teşkil eder.
  3. Esnek Üretim Kapasitesi: Üretim kapasitesi, talep değişikliklerine hızla uyum sağlamak üzere tasarlanabilir. Özellikle yerleşim çok özel bilgi gerektirmektedir. Esnek Üretim kapasitesine göre yerleşim yapmak ayrı bir ustalık gerektirir. Şirket, yoğun talep dönemlerinde üretim kapasitesini artırabilir veya azalan talep dönemlerinde kapasiteyi geçici olarak düşürebilir.
  4. Dağıtım ve Tedarik Zinciri Esnekliği: Şirket, tedarik zinciri ve dağıtım operasyonlarını esnek bir şekilde düzenleyerek beklenmedik durumlara hızla yanıt verebilir. Tedarikçi değişiklikleri veya lojistik problemleri gibi durumlara esnek bir şekilde uyum sağlamak önemlidir.
  5. Dijital Dönüşüm ve Teknoloji Esnekliği: Teknoloji hızla değişiyor, bu nedenle şirketler teknoloji esnekliğine sahip olmalıdır. İş süreçlerini ve altyapıyı hızla güncelleyerek yeni teknolojilere uyum sağlayabilirler.
  6. Çalışan Esnekliği: İş gücünün esnekliği, değişen iş yükleri veya projeler için önemlidir. Bağımsız iş gücü veya taşeron dış kaynak kullanımı, talep arttığında veya azaldığında hızla ayarlanabilir.
  7. Stratejik İşbirlikleri ve Ortaklıklar: Şirket, stratejik ortaklıklar veya işbirlikleri yoluyla diğer şirketlerin yeteneklerini kullanarak hızla genişleyebilir veya yeni alanlara girebilir.
  8. Hızlı Karar Alma Yeteneği: Şirket içinde hızlı karar alma yeteneği, değişen koşullara hızla tepki verme kapasitesini artırabilir. Bu, daha hızlı stratejik değişiklikler yapmanıza olanak tanır.

Bu örnekler, işletmelerin değişen koşullara hızla uyum sağlamak ve rekabet avantajı elde etmek için esnek stratejiler kullanabileceği birkaç alanı göstermektedir. Daha bir çok alanda örnek verilebilir. Esnek stratejiler, işletmelerin değişen dünyada daha dayanıklı ve rekabetçi olmalarına yardımcı olabilir.

HOSHIN KANRI yapmak başlı başına bir ustalık işidir. Ustadan çırağa zorlayarak, zamana yayılarak ve defalarca tekrarlanarak öğretilen bir ustalık yeteneğidir. Çırak önce kalfa olmayı öğrenir yıllarını alsa da. Sonra usta olur ama ustasının gözetimi ve kontrolünde. Yıllarca bizim atölyelerimizde uygulanan usta çırak ilişkisi gibidir.

Sevgiyle kalın iş yerinizde HOSHIN KANRI yapın…

ELİMİZDEKİ DİNAMİT – 3

Stratejik planlamayı yani HOSHIN KANRI yaptınız, düzenli olarak takip ediyorsunuz. Geri bildirimleri alıyorsunuz. Senelik gözden geçirmenizi yapıyorsunuz. Yine de ters giden bir şeyler var. Dinamikleşme ve dinamik planlamada aksamalar olduğunu keşfettiniz. İşte bu durumu aşmanın bir tek yolu vardır, DBT Dialektik Davranış Terapisi. DBT size karşılaştığınız zor durumlar ile baş etmenizi öğretecek bir metodudur.

Dinamik planlamanın, dinamikleşmenin bir süre sonra bölümler arası ve bölüm içi ilişkilerde yaşanan bozukluktan dolayı bozulmaya başladığını görürsünüz. Bu durum özellikle büyük şirketlerde nesil değişimlerinde, yönetici değişimlerinde yaşanır. Erken yaşta emeklilikler firmaların çok canını yakar. Emekli olup gidenle beraber unutulan alışkanlıklar değildir sadece oturtmaya çalıştığınız şirket kültürüdür. Şirket içinde iletişim bozuklukları başlar. Bölümler arası rekabet zarar verme noktasına ulaşır. Yalan ve iftira artar. DBT ile birlikte , farkındalık, sıkıntıları tolere edebilmek artar, bölümler arasın etkileşim ve iletişim düzelir.

Farkındalığı arttırmanın yolları; NE ve NASIL becerilerini arttırmaktan geçer. Problemi çözmek için kullandığımız en önemli araçlardan olan, ne – nasıl becerisi farkındalığımızı arttırır. Sıkıntı toleransı, yani sıkıntılar karşısında daha soğuk kanlı davranabilmektir. Özellikle kriz dönemlerinde karşılaştığımız büyük zorluklarla başa çıkma stratejileri kullanmanız gerekir. Fakat kesinlikle problemlerin üstünü örtmeye, problemden kaçmaya, onu yok saymaya çalışmayın. Dikkatinizi dağıtın, bu zor problemle başa çıkabilecek sakinliğe ulaşana kadar. 5 duyunuzu da kullanarak kendinizi sakinleştirmeye çalışın. İmkansız diye bir şey yoktur, problemi çözecek senaryolar üretin. Size en çok yardımcı olacak araç artıları ve eksileri listelemek olacaktır. Bölümler arası etkinliği arttırmak tıpkı kişiler arası etkinliği arttırmak gibidir. Onlara çatışma zorluklarla nasıl başa çıkacaklarını öğretin. Son olarak bölümlerin ve çalışanların duygu düzenleme becerilerini arttırmaları için destek verin. Onlara bu durumlar ile mücadele etmenin yollarını öğretin.

Dinamik planlama, bölümlere ve bölüm çalışanlarına çeşitli kazanımlar ve avantajlar sağlayabilir. Dialektik Davranış Terapisi size bazı beceriler kazandıracak dinamik planlama aracıdır. İşte bu DBT ve Dinamik planlamanın sağlayabileceği bazı kazanımlar:

  1. Esneklik ve Uyum Yeteneği: Dinamik planlama, hızla değişen koşullara uyum sağlama yeteneği kazandırır. Bu, beklenmedik olaylar veya pazar değişiklikleri karşısında daha hızlı ve etkili tepki vermenizi sağlar.
  2. Rekabet Üstünlüğü: Dinamik planlama, rakiplerinizden daha hızlı ve etkili bir şekilde hareket etmenizi sağlayarak rekabet avantajı elde etmenizi sağlayabilir. Piyasa trendlerine hızlıca uyum sağlayarak, müşteri taleplerini karşılayabilir ve daha iyi hizmet sunabilirsiniz.
  3. Risk Yönetimi: Dinamik planlama, olası riskleri önceden tanımlamanızı ve buna göre stratejiler geliştirmenizi sağlar. Bu, finansal kayıpları minimize etmek ve olumsuz etkileri en aza indirmek için önemlidir.
  4. Verimlilik ve Kaynak Kullanımı: Dinamik planlama, kaynakların daha etkili ve verimli bir şekilde kullanılmasını sağlar. İşgücü, zaman ve finansal kaynaklar daha iyi yönetilerek israf önlenir.
  5. Hızlı Karar Alma: Dinamik planlama, hızlı karar alma süreçlerini teşvik eder. Değişen durumlar karşısında hızla tepki verebilir, sorunları daha hızlı çözebilir ve fırsatları daha çabuk değerlendirebilirsiniz.
  6. Müşteri Memnuniyeti: Dinamik planlama, müşteri ihtiyaçlarına ve beklentilerine daha iyi uyum sağlamanıza yardımcı olabilir. Hızlı değişikliklere tepki vererek, müşteri memnuniyetini artırabilirsiniz.
  7. İnovasyon Fırsatları: Dinamik planlama, yeni fikirleri hızla uygulama ve yenilikçi projelere odaklanma olanağı sunar. Değişen koşullar, farklı yaklaşımlar denemeniz ve yenilikçi çözümler bulmanız için teşvik edici olabilir.
  8. Performans İyileştirmesi: Dinamik planlama, sürekli olarak performansı izlemenizi ve analiz etmenizi sağlar. Bu sayede süreçlerinizi ve stratejilerinizi sürekli olarak geliştirebilirsiniz.
  9. Daha İyi İletişim ve İşbirliği: Dinamik planlama süreci, paydaşlar arasında daha iyi iletişimi ve işbirliğini teşvik eder. Ekip üyeleri, değişiklikleri anlamak ve uyum sağlamak için daha fazla etkileşimde bulunabilir.
  10. Uzun Vadeli Sürdürülebilirlik: Dinamik planlama, sürdürülebilir bir başarı sağlamanıza yardımcı olabilir. Değişen koşullara adapte olarak, uzun vadeli hedeflere ulaşmanızı kolaylaştırır.

Bu kazanımlar, dinamik planlamanın sağlayabileceği yalnızca birkaç örnektir. Dinamik planlama, organizasyonların daha etkili, esnek ve rekabetçi olmalarını sağlayarak sürdürülebilir başarı elde etmelerine yardımcı olabilir.

Tabii ki her şey DBT değil. Sadece DPT yok, daha birçok Dinamik Planlama aracı var.

İş hayatında en uygun dinamik planlama aracını seçerken dikkate almanız gereken bazı adımlar vardır. İşte size rehberlik edebilecek adımlar:

  1. İhtiyaç Analizi Yapın: Öncelikle, işletmenizin veya projenizin dinamik planlama aracına ihtiyacı olup olmadığını değerlendirin. Hangi süreçlerde daha fazla esneklik ve uyum sağlamaya ihtiyaç duyduğunuzu belirleyin.
  2. Hedefler ve Kapsam Net Olarak Belirleyin: Hangi hedefleri gerçekleştirmek istediğinizi ve dinamik planlama aracını hangi amaçla kullanacağınızı belirleyin. Örneğin, daha hızlı kararlar almak, kaynakları daha etkili kullanmak veya rekabet avantajı sağlamak gibi hedefleriniz olabilir.
  3. Bütçe: İşletmenizin veya projenizin bütçesini belirleyin. Dinamik planlama araçları genellikle farklı fiyat noktalarında sunulur. Bütçenizi dikkate alarak uygun bir seçim yapmaya çalışın. Bütçesiz güvenlik konusu hariç hiçbir iş yapmayın.
  4. Özellikler ve Fonksiyonlar: Farklı dinamik planlama araçları, farklı özellik ve fonksiyonlara sahip olabilir. İhtiyaçlarınıza en iyi uyacak şekilde gereksinimlerinizi belirleyin. Senaryo analizi, hızlı güncelleme yetenekleri, performans izleme gibi özellikleri göz önünde bulundurun.
  5. Entegrasyon Yeteneği Oluşturun: Mevcut sistemlere veya araçlara entegre edilebilme yeteneği, veri aktarımını kolaylaştırabilir ve iş süreçlerini daha verimli hale getirebilir.
  6. Eğitim ve Destek (Gerekirse Danışmanlık): Seçtiğiniz aracın eğitim ve destek hizmetlerini değerlendirin. Çalışanlarınıza, ekip arkadaşlarınıza gerekli eğitimi sağlamak ve sorularını yanıtlamak için uygun kaynaklara sahip olması önemlidir.
  7. Referanslar ve İncelemeler: Diğer kullanıcıların deneyimlerini inceleyerek aracın performansını ve kullanıcı memnuniyetini değerlendirebilirsiniz. Referanslar, kullanıcı incelemeleri ve endüstri uzmanlarının görüşlerini dikkate alabilirsiniz.
  8. Ölçeklenebilirlik: İşletmenizin büyüdükçe veya projenizin genişledikçe aracın ölçeklenebilir olup olmadığını düşünün. Gelecekteki gereksinimleri karşılayabilecek bir araç seçmek önemlidir.
  9. Deneme Süreci: Seçtiğiniz aracı deneme fırsatı bulunursa, bu imkândan yararlanın. Aracın gerçek iş akışınıza nasıl entegre olduğunu ve beklentilerinizi ne kadar karşıladığını değerlendirebilirsiniz.

En uygun dinamik planlama aracını seçerken iş ihtiyaçlarınızı, hedeflerinizi ve bütçenizi göz önünde bulundurmanız önemlidir. İyi bir araştırma ve karşılaştırma yaparak, iş süreçlerinizi daha etkili hale getirecek bir araç seçebilirsiniz.

Asakai toplantıları, problem çözmek için kurulan çevik grupları, heryıl yapılan aile günleri, bölüm yemekleri, iletişim, zaman planlama, motivasyon eğitimleri aslında birer Dialektik Davranış Terapileridir.

Önümüzdeki hafta dinamik planlama ve esnek strateji kavramlarının birbirleriyle olan bağlantılarından bahsedeceğim.

Sevgiyle kalın.

ELİMİZDE DİNAMİT – 2

HOSHIN KANRI önemi anlatmakla bitmiyor. Elimizde değil dinamiti küresel iş dünyasında ortasında patlatmamız gerekiyor. Bu yüzden yazıya sizlere ilginç gelecek bilgi ile başlayayım. Günümüz dünyasının yıldızı parlayan, zihinleri meşgul eden ikilisi TESLA ve ÇİN. Ucuz işçilik haydi gidip sömürelim diye gidilen ÇİN bugün küresel sermayenin önündeki en büyük tehlike haline geldi. ÇİN konusuna daha önce şöyle kısa bir bakış ile yaklaşmıştık. Önümüzde bu cilveleşmeden daha çok söz edeceğiz.

Biz şimdi gelin piyasaları, küresel dünyayı alt üst eden elin oğlundan ve onun şirketinden söz edelim. TESLA firması bundan tam 20 yıl önce 2003 te kuruldu. 2010 senesinde ise siz beni takip edenlerin yakından hatırlayacağı NUMMI fabrikasını satın aldı. Sırada bir alım değil bu. Siz bu işte taşları yerinden oynatan olmak istiyorsanız, sizden önce oynayan taşları ve oynatanları iyi tanımalısınız. Otomotiv dünyasında NUMMI sadece kazanan değil kaybeden örneği de tanımanıza problemleri hızlı öğrenmenizi sağlar. Problem ile uğraşmayı hiç sevmeyen bir lider patron olan Elon Musk’ın en stratejik hamlesiydi. 2012 senesinde sadece 3500 araba üreten firma o gün büyük bir HOSHIN KANRI ye imza attı ve NUMMI den çıkardığı dersler ile GIGA FACTORY terimini otomotiv dünyasının içine bir dinamit olarak bıraktı. Yepyeni bir stratejiydi, riski büyüktü ama kazanımı da bir o kadar büyük oldu.

TESLA’nın 2030 senesi stratejik hedefini biliyor musunuz? 2030 senesinde tam 20 milyon araç üretmek. Yok yok yanlış duymadınız tam tamına 20 milyon araç üretmek istiyor. 2022 senesinde tüm dünyada 61 milyon araba üretildiğini düşünürsek hedef 1/3 ünü tek başına üretmek demek. Türkiye’de geçen sene 810 899 araç üretildi.

Biz asıl konumuza dönelim. Bir şirket, stratejik hedeflerini düzenli olarak gözden geçirmeli ve iş planını değişen piyasa eğilimlerine, müşteri tercihlerine ve teknolojik gelişmelere göre ayarlamalıdır. Örneğin, bir e-ticaret şirketi pazarlama stratejisini çevrimiçi alışveriş davranışlarındaki değişimlere yanıt olarak uyarlayabilmelidir. Proje yönetiminde, dinamik planlama, proje zaman çizelgelerini, kaynak tahsisini ve gerçek zamanlı ilerlemelere ve beklenmedik gelişmelere dayalı görevlerin ayarlanmasını içerir. Tedarik zinciri de HOSHIN KANRI içinde önemli bir araçtır. Fakat özellikle şirket başkanının, tepe yöneticinin önündeki en kritik mesele acil durumlardır. en temel örnek; doğal afetler sırasında, acil müdahale ekipleri, tahliye yollarını değiştirme veya kaynakların gelişen krize dayalı olarak yeniden tahsis etme gibi değişen koşullara göre planlarını dinamik olarak ayarlamalıdırlar.

Son yazımda da belirttiğim gibi DİNAMİK PLANLAMA, değişen koşullar ve belirsizlikler altında daha esnek ve etkili bir şekilde hedeflere ulaşmayı sağlamak için kullanılan bir stratejik planlama yaklaşımıdır. Dinamik planlama, aşağıdaki temel unsurları içerir:

  1. Sürekli Değerlendirme: Dinamik planlama, sürekli olarak iç ve dış çevre koşullarını değerlendirir. Piyasa trendleri, müşteri davranışları, rekabet durumu ve diğer etkenler gözden geçirilerek stratejiye adapte olunabilir.
  2. Esnek Hedefler: Dinamik planlama, sık sık revize edilebilen ve değişen koşullara uyum sağlayabilen hedefler belirler. Hedefler, esnek bir şekilde ayarlanır ve yeniden önceliklendirilir.
  3. Alternatif Senaryolar: Dinamik planlama, farklı olası senaryoları önceden düşünerek alternatif stratejiler geliştirmeyi içerir. Bu, beklenmedik durumlar karşısında hızlı reaksiyon sağlar.
  4. Veri Analizi ve Tahmin: Dinamik planlama süreci, güncel verilerin ve analizlerin kullanılmasını gerektirir. Veri analizi ve tahminler, daha iyi kararlar alabilmek ve stratejiyi optimize etmek için kullanılır.
  5. Hızlı Karar Alma Mekanizmaları: Dinamik planlama, hızlı karar alma süreçlerini içerir. Acil durumlar veya fırsatlar ortaya çıktığında, hızlıca tepki vermek önemlidir.
  6. İletişim ve İşbirliği: Tüm paydaşların sürece dahil edilmesi, iletişimin açık ve etkili olması ve işbirliğinin teşvik edilmesi dinamik planlamanın önemli unsurlarıdır.
  7. Risk Yönetimi: Dinamik planlama, riskleri tanımlamayı, analiz etmeyi ve yönetmeyi içerir. Planlar, olası risklere karşı dirençli olacak şekilde tasarlanmalıdır.
  8. Teknoloji ve Otomasyon: Dinamik planlama, teknoloji ve otomasyon araçlarını kullanmayı içerir. Bu araçlar, veri toplama, analiz ve işleme süreçlerini hızlandırabilir.
  9. Performans Ölçümü ve İyileştirme: Dinamik planlama süreci, stratejik hedeflere ulaşma ilerlemesini sürekli olarak izler. Performans metrikleri ve geri bildirimler yardımıyla sürekli olarak iyileştirmeler yapılır.
  10. Yetenek Geliştirme ve Eğitim: Dinamik planlama süreci, çalışanların değişen koşullara uyum sağlayabilecek yetenekleri geliştirmesini içerir. Eğitim ve yetenek geliştirme, organizasyonun değişime daha iyi adapte olmasına yardımcı olur.

Dinamik planlama, organizasyonların hızla değişen çevresine daha iyi uyum sağlamalarına ve daha etkili sonuçlar elde etmelerine yardımcı olur. Farklı durumlardan birkaç dinamik planlama örneği vermek gerekirse ;

  1. COVID-19 Salgını Yönetimi: Sağlık otoriteleri, COVID-19 salgını sırasında dinamik bir planlama yaklaşımı kullanarak salgının yayılmasını kontrol altına almaya çalıştı. Test kapasitesinin hızla artırılması, hastane yatağı ve ventilatör stoklarının yönetimi, karantina ve izolasyon yönergelerinin güncellenmesi gibi çeşitli stratejiler hızla değişen koşullara uyum sağlamak amacıyla uygulandı.
  2. Meteo-Dependent Enerji Üretimi: Rüzgar türbinleri ve güneş panelleri gibi meteo-dependent enerji üretim sistemleri, dinamik planlama ile enerji üretimini optimize ediyorlar. Anlık hava koşullarına ve güneşlenme durumuna bağlı olarak enerji üretimine yönelik stratejiler üretilmeli.
  3. E-Ticaret Lojistiği: E-ticaret şirketleri, yoğun talep dönemlerinde (örneğin tatil sezonları) dinamik planlama ile depolama, stok yönetimi ve teslimat süreçlerini yönetebilir. Talep artışlarına hızla yanıt vermek ve müşteri memnuniyetini sağlamak için esnek bir strateji gereklidir.
  4. Sosyal Medya Pazarlaması: Sosyal medya pazarlaması, kampanyaların ve içeriklerin etkisini artırmak için dinamik bir planlama yaklaşımı gerektirir. İzlenme, paylaşım ve etkileşim verilerine dayalı olarak kampanya stratejileri hızla ayarlanabilir.
  5. Eğitim Programları: Eğitim kurumları, değişen öğrenci ihtiyaçlarına ve öğrenme eğilimlerine cevap vermek için dinamik planlama kullanabilir. Ders içerikleri, öğretim yöntemleri ve değerlendirme süreçleri zaman içinde ayarlanabilir.
  6. Yatırım Portföyü Yönetimi: Yatırımcılar, piyasa koşullarının değişimine uyum sağlamak için yatırım portföylerini dinamik bir şekilde ayarlayabilir. Varlık tahsisi ve yatırım stratejileri, piyasa performansına göre düzenli olarak revize edilebilir.
  7. Tarım ve Hasat Planlaması: Tarım sektöründe, hava koşulları, toprak verimliliği ve diğer faktörlere dayalı olarak dinamik bir hasat ve üretim planlaması yapılabilir. Bu, ürün verimini artırabilir ve kaynakları daha etkili kullanmanızı sağlayabilir. En çok ihmal edilen sektörlerden biridir ne yazık ki.
  8. Oyun Geliştirme: Video oyun geliştiricileri, oyuncu geri bildirimlerine ve pazar trendlerine dayalı olarak oyun içeriğini ve deneyimini dinamik olarak güncelleyebilir.
  9. Ulaşım ve Lojistik: Taşımacılık ve lojistik şirketleri, trafik, hava durumu ve teslimat taleplerine anlık olarak cevap vererek rotaları ve teslimat zamanlamalarını dinamik olarak ayarlayabilir.
  10. Yerel Yönetimler: Belediyeler ve yerel yönetimler, şehir planlaması, trafik yönetimi ve halk hizmetlerinin dinamik gereksinimlerini karşılamak için dinamik planlama stratejileri kullanabilir. Tüm kötü örnekler de ülkemizde mevcut.

Bu örnekler, dinamik planlamanın farklı sektörlerde ve alanlarda nasıl uygulandığını göstermektedir. Dinamik planlama, değişen koşullara ve hızla gelişen durumlara daha iyi uyum sağlamak için önemli bir araçtır. Önümüzdeki hafta dinamik planlamanın sağlayacağı avantajlar ile devam edeceğim. Dinamik planlamanın önemini bu üçleme ile tamamlamış olacağız. Ama öncesinde gelin ben size bir stratejik vizyon söyleyeyim. Tabii ki bu benim öngörüm; “Otomotivin yakın geleceğinde özellikle mekanik aksamlarda devrim niteliğinde gelişmeler olacak.”

Sevgilerimle

Not: Motorlu araçlar ile ilgili istatistiklere şu linkten ulaşabilirsiniz.

https://www.oica.net/category/production-statistics/2022-statistics/

ELİMİZDE DİNAMİT

HOSHIN KANRI anlatmaya devam ediyorum. Hoshin Kanri’nin Stratejik Planlama olduğunu ve sürdürülebilirliğin olmazsa olmazı olduğunu anlatmaya da devam ediyorum. Hocam Takaki San Hoshin Kanri yapmayı öğretirken de o tatlı sert üslubunu kullandı. Döve döve öğretti. Zorlayarak öğretti. Öğrenene problemi bulup çözümü üretene kadar vazgeçmedi. Oysa o daha en başında görüyordu problemi. Ben o problemi görene kadar sabır gösteriyordu. Hiçbir zaman problem bu, çözümü de şu demedi.

Sanki onunla hemen her gün sıcak – soğuk – ılık oyunu oynuyorduk. Bir süre sonra tepkilerinden anlamaya başlamıştım. Bulduğum çözümleri de hiçbir zaman hemen kabullenmiyordu. Aklındaki ile birebir aynısı olsa bile. Bilimsel ve teknik olarak anlatmamı istiyordu. Avantajı ve dezavantajlarını iyice inceleyip, araştırdığım dan emin olmak istiyordu. Çözümün herkes için olumlu sonuçlanıp sonuçlanmadığını öğrenmeden uygulamama izin vermezdi. Öncesi ve sonrasından emin olmalıydı. Hoshin Kanri yaparken en önemli konunun dinamikleşme ve esneklik olduğunu ben öğrenene kadar defalarca zorladı, yönlendirdi, bulmamı ve geliştirmemi sağladı.

Hoshin Kanri, bir organizasyonun veya kuruluşun hedeflerine ulaşmak için belirlediği yol haritasını oluşturmak ve uygulamak için kullanılan en önemli süreçtir. Dinamikleşme ise bu süreci daha esnek ve uyumlu hale getirmeyi amaçlayan bir yaklaşımdır. Dinamikleşme iyi uygulanmaz, dikkat edilmezse elimizde fitili alev almış dinamite dönüşür. Rehavet çok tehlikeli bir dinamit türüdür. Gelin dinamikleşmenin adımlarını tek tek beraber bakalım;

  1. Değerlendirme ve Gözden Geçirme: Mevcut stratejik planın ve hedeflerin gözden geçirilmesiyle başlar. Organizasyonun iç ve dış çevresindeki değişiklikler, güçlü ve zayıf yönler, fırsatlar ve tehditler değerlendirilir. Bu değerlendirme de özellikle adaletli ve açık olmak çok önemlidir.
  2. Esneklik ve Uyum Sağlama: Dinamikleşmeye odaklanan bir stratejik plan, değişen koşullara hızla uyum sağlama yeteneği taşımalıdır. Plan, belirli bir esneklik seviyesi içermelidir, böylece ani değişiklikler veya beklenmedik durumlar karşısında tepki verebilir.
  3. Sürekli İzleme ve Veri Analizi: Stratejik hedeflere ulaşma süreci sürekli olarak izlenmeli ve performans verileri düzenli olarak analiz edilmelidir. Kurumsal olduğunu iddia eden birçok firmada bile bu analizin doğru yapılmadığına şahit oldum. Bu, planın ne kadar etkili olduğunu değerlendirmenizi ve gerektiğinde ayarlamanızı sağlar.
  4. Alternatif Senaryolar ve Planlar: Dinamikleşmiş bir stratejik plan, birden fazla senaryoya uygunluk sağlamalıdır. Farklı koşullar altında nasıl hareket edileceğini belirten alternatif planlar geliştirmek önemlidir. Öyle ki cebinizde her zaman bir B,C,D planları olmalıdır.
  5. İletişim ve İşbirliği: Stratejik planın dinamikleşmesi, tüm organizasyonun katılımını gerektirir. İletişim kanalları açık tutulmalı ve tüm paydaşlar arasında işbirliği teşvik edilmelidir.
  6. Hızlı Karar Alma: Değişen durumlara hızla tepki verebilmek için hızlı karar alma mekanizmaları oluşturulmalıdır. Bu, planın uygulanmasını engelleyen engelleri ortadan kaldırmaya yardımcı olabilir. En önemli eksikliklerden biridir. Lider yönetici işte bu noktada kendini belli eder.
  7. Eğitim ve Yetenek Geliştirme: Organizasyonun dinamikleşmiş stratejik plana uyum sağlayabilmesi için personelin eğitimi ve yetenek geliştirilmesi önemlidir. Çalışanlar, değişen koşullara nasıl uyum sağlayacaklarını bilmelidir.
  8. Teknoloji ve Veri Kullanımı: Teknoloji, dinamik stratejik planlamanın uygulanmasında büyük bir rol oynayabilir. Veri toplama, analiz ve yorumlama için uygun teknolojiler kullanarak hızlı ve bilgiye dayalı kararlar alabilirsiniz.
  9. Esnek Hedefler ve Performans Ölçütleri: Hedeflerinizi ve performans ölçütlerinizi, değişen koşullara uygun olarak düzenli olarak gözden geçirin ve ayarlayın.
  10. Sürekli İyileştirme: Stratejik planlama sürecini sürekli olarak gözden geçirin ve iyileştirin. Öğrenme ve deneyimlerden yararlanarak, gelecekteki dinamikleşmiş stratejik planlarda daha etkili olmak için sürekli olarak adapte olun.

Bir gün çok sevdiğim bir iş adamı dert yandı, Okan sürekli iyileştirme nasıl mümkün olabilir, diye. Gülümsedim, bu çok uzun ve zorlu bir yolculuk ama sabırla ve küçük adımlarla ilerlemeyi başarırsanız, gerisi kolayca gelir, dedim. HOSHIN KANRI kitabının yazarı, Yoji AKAO hocanın da dediği gibi; Global ekonomi de krizlerin hiçbiri bir diğerine benzemez. O yüzden her krizi bir öncekinin kuralları ve tecrübeleri aşamazsınız. Her krizde yeni ve herkes için adil bir strateji belirlemeniz gerekir. Krizde para kaybetmekten değil değerlerinizi kaybetmekten korkun.

Dinamikleşmenin önünde öyle engeller vardır ki, organizasyonun ve bireylerin bu süreci benimsemesini zorlaştırabilir. İşte bu engellere bazı örnekler;

  1. Değişime Direnç: İnsanlar genellikle alıştıkları ve rahat hissettikleri rutinlere ve alışkanlıklara direnç gösterebilirler. Dinamikleşme, değişiklik gerektiren bir süreç olduğundan, bu değişime direnç gösterebilirler. Özellikle yalaka olarak tanımladıklarımız en büyük direnç gösterenlerin başında gelir. Her türlü organizasyona büyük zararları dokunur.
  2. Belirsizlik Korkusu: Dinamikleşme süreci belirsizliklerle doludur ve bu belirsizlikler insanlarda kaygı yaratabilir. Bilinmezlikle başa çıkmak ve belirsizlikleri kabullenmek bazen zor olabilir. Belirsizlikleri ortadan hızla kaldırın.
  3. Denetim Kaybı Endişesi: Dinamikleşme, bazen insanların kendi denetimlerini kaybettikleri veya etkilerini azalttıkları hissini yaratabilir. Bu, bazı insanların direnç göstermesine neden olabilir.
  4. Geleneksel Yaklaşımlara Bağlılık: İnsanlar, alışılagelmiş yöntemlere ve geleneksel yaklaşımlara bağlı olma eğiliminde olabilirler. Yeni bir yaklaşım veya süreç önerildiğinde, geleneksel yöntemlere olan sadakatleri nedeniyle direnç gösterebilirler.
  5. Bilgi ve Beceri Eksikliği: Dinamikleşme süreci genellikle yeni beceriler ve bilgiler gerektirir. Organizasyonda doğru insanları doğru yerde konumlandırmak bu açıdan çok önemlidir. Bu, insanların kendilerini yetersiz veya hazır hissetmelerine neden olabilir.
  6. İletişim Eksikliği: Dinamikleşme süreci boyunca etkili iletişim sağlamak önemlidir. Eğer iletişim yetersiz ise, insanlar süreci yanlış anlayabilir veya eksik bilgiye sahip olabilirler.
  7. Başkalarının Tepkileri: İnsanlar genellikle çevrelerindeki insanların tepkilerine duyarlıdır. Tepkinizi karşınızdakinin bir insan olduğunu unutmadan ve onu kırmadan vermeye çalışın. Kendinizi bu konuda eğitin. Dinamikleşme süreci, diğer insanların eleştirileri veya karşıtlığı ile karşılaşma riskini taşıdığından, bu da direnç yaratabilir.
  8. Mükemmeliyetçilik: Bazı insanlar, her şeyin mükemmel olması gerektiği inancına sahip olabilirler. Dinamikleşme süreci sırasında yaşanan hatalar veya eksiklikler, mükemmeliyetçiler için sorun olabilir.
  9. İş Yükü ve Zaman Baskısı: Dinamikleşme süreci, bazen insanların iş yükünü artırabilir veya daha fazla zaman ve çaba gerektirebilir. Bu da bazı insanların direnç göstermesine neden olabilir. Zaman planlaması yapmayı öğretin.
  10. Olumsuz Deneyimler: Geçmişteki olumsuz deneyimler veya başarısızlıklar, insanların yeni şeylere karşı daha temkinli olmalarına neden olabilir. Her başarısızlığın yeni bir tecrübeye dönüşmesini sağlayın.

Dinamik planlama ile ilgili yazmaya devam edeceğim. Bu konu bu kadar kısa bir yazıda geçiştirilebilecek kadar basit değil. Bir sonraki yazı da dinamikleşme ile birlikte bütçe ilişkisini anlatacağım.

Saygı ve sevgilerimle

GÖRSEL DİSİPLİN

HOSHIN KANRI yazı serime bugün GÖRSEL DİSİPLİN yani görsel fabrika ile devam edeceğim. Yazılarımda birçok defa görsel fabrikanın öneminden bahsettim. Tıpkı Stratejik Planlama gibi Görsel Fabrika da önem kazanmaktadır. Görsel disiplin özellikle bilimsel öğrenmenin en önemli parçasıdır. Yalın üretim sisteminde ve sürdürülebilir stratejik plan oluşturmada Japonların bu derece başarılı olmalarının nedeni tabii ki tarihsel öğretilerine sahip çıkmalarında yatar.

Japon Samurai savaşçısı Benkei’nin 7 silahının japonlar için kalitenin 7 temel tekniğine öncülük etmiştir. Yine Japon, Musashi Miyamoto’nun “Bin Millik Yolu” adını verdiği prensip HOSHIN KANRI temel prensibi olarak kabul görür. Musashi, “Gorin no Sho” adını verdiği kitabında rakiplerle ve zorluklarla mücadele etme stratejisini, problemleri çözme yollarını anlatmıştır. Bu kitapta mücadele savaş, problemler ise düşman olarak tanımlanmıştır. Bütün bunlara yeni bir tanım ile devam ediyorum. Görsel Fabrika, Görsel Disiplin benim TOYOTA KATA için kullandığım bir tanımlamadır.

Toyota KATA, Toyota’nın süreç geliştirme ve yönetim yaklaşımını tanımlayan bir kavramdır. Bu yaklaşım, Toyota’nın üretim sistemini ve yönetim felsefesini anlamamıza yardımcı olur. “Kata”, Japonca bir kelime olup, tekrarlı uygulama ve alıştırma yoluyla otomatik hale getirilen öğrenme ve iyileştirme modelini ifade eder.

Toyota KATA, özellikle süreç geliştirmeyi ve sorun çözmeyi vurgulayan iki temel teknikten oluşur:

  1. İyileştirme KATA: Bu, sürekli iyileştirme süreçlerini ve alışkanlıklarını tanımlar. Toyota, çalışanların günlük çalışmalarını, sürekli olarak küçük adımlarla geliştirmelerini ve sorunları çözmelerini teşvik eder. Bu süreçte, iyileştirme KATA’nın dört temel aşaması şunlardır: a. Hedef belirleme: Belirli bir hedef, amacı ve beklenen sonucu belirleme. b. Mevcut durum analizi: Şu anki durumun anlaşılması ve veri toplanması. c. Hedef durum tasarımı: İleriye dönük ideal durumun görselleştirilmesi ve planlanması. d. Yürütme ve deneme: Planlanan adımları uygulama, sonuçları izleme ve öğrenme.
  2. Coaching KATA: Bu, yöneticilerin ve liderlerin ekiplerini geliştirmek ve onlara rehberlik etmek için kullandıkları bir modeldir. Coaching KATA, yöneticilerin çalışanlarına nasıl etkili bir şekilde rehberlik edebileceklerini, sorular sormayı ve düşünmeyi teşvik etmeyi öğrenmelerini sağlar. Bu sayede çalışanlar daha iyi düşünme ve sorunları kendileri çözme becerilerini geliştirirler.

Toyota KATA’nın temel amacı, sürekli öğrenmeyi, iyileştirmeyi ve sorunları çözme alışkanlığını tüm çalışanlara yayarak iş süreçlerinin daha etkili ve verimli bir şekilde yürütülmesini sağlamaktır. Bu yöntem, ekip içinde güçlü bir işbirliği ve sürekli öğrenme kültürünün oluşmasına katkıda bulunur.

Görsel Disiplin yani TOYOTA KATA süreç haritalama / değer analiz haritası / Parça bilgi haritası ile başlar. Value Stream Map olarak da meşhur olan Parça-Bilgi akış haritası bilimsel öğrenmenin ilk adımıdır. İkinci adım DOJO eğitimlerinden geçer. Modern kullanımda, “Dojo” terimi eğitim ve öğrenme süreçlerine atıfta bulunan geniş bir anlamı vardır. Özellikle çevik takımların belirli yetenekleri geliştirmek, yazılım geliştirme yöntemlerinin ve kaizen gibi sürekli iyileştirme yaklaşımlarının uygulandığı iş dünyasında, takımların belirli yetenekleri geliştirmek, yeni teknikleri denemek veya sürekli olarak iyileştirmeler yapmak için ayrılan özel alanları ifade etmek için kullanılır. Yazılım ekipleri, Çevik Dojo olarak adlandırılan bir ortamda, yeni uygulamaları, kodlama tekniklerini, test süreçlerini veya takım işbirliğini geliştirmek için belirli süreler boyunca özel çalışma alanları oluşturabilirler. Bu tür Dojo eğitimleri, takımların sürekli öğrenme ve iyileştirme kültürünü teşvik ederken, verimliliği ve kaliteyi artırmayı amaçlar. Otomotiv Üretim Sistemi (TPS): Toyota KATA’nın temelini oluşturan TPS, otomotiv endüstrisinde devrim niteliğinde bir başarı örneğidir. Bu sistem, sürekli iyileştirme, verimlilik ve kaliteyi artırmak için çalışanların katılımını teşvik eder. Toyota, TPS sayesinde üretimde israfı minimize ederek ve müşteri taleplerine daha hızlı ve esnek bir şekilde yanıt vererek büyük bir başarı elde etmiştir.

TOYOTA’nın Görsel Disiplin tekniğini uygulayan farklı sektörlerden bir çok ünlü firma vardır. Bunlardan özellikle sizlerinde bildiği;

  1. Virginia Mason Tıp Merkezi: Sağlık hizmetleri alanında Görsel Disiplini uygulayan örneklerden biri Virginia Mason Tıp Merkezi’dir. Merkez, sürekli iyileştirmeyi teşvik eden KATA prensiplerini sağlık hizmetleri süreçlerine uygulayarak verimlilik, hasta güvenliği ve hizmet kalitesini artırmıştır.
  2. Starbucks: Ünlü kahve zinciri Starbucks, Toyota KATA’yı personel eğitimi ve süreç iyileştirmesi için kullanmaktadır. Çalışanlarına Coaching KATA teknikleri öğreterek müşteri hizmetlerini ve iç süreçleri iyileştirmeye odaklanır.
  3. BMW: Alman otomobil üreticisi BMW, üretim süreçlerini iyileştirmek ve israfları azaltmak için Toyota KATA’yı uygulamıştır. Bu sayede üretim verimliliğini artırmış ve kaliteyi yükseltmiştir.
  4. Amazon: E-ticaret devi Amazon, depolama ve lojistik süreçlerini optimize etmek için Toyota KATA’yı kullanmaktadır. Bu sayede sipariş süreçlerini hızlandırarak müşteri memnuniyetini artırmıştır.

Toyota Kata, bilimsel düşünme ile sağlam bir bağ kurar ve bilimsel düşüncenin iş süreçlerinin iyileştirilmesi ve sorunların çözümü için temel bir yaklaşım olduğunu vurgular. İşte Toyota Kata ile bilimsel düşünme arasındaki bağı açıklayan bazı noktalar:

  1. Hedef Odaklılık: Toyota Kata, çalışanların bir hedefe ulaşmak için bilimsel bir yaklaşım benimsemesini teşvik eder. Bilimsel düşünme de bir sorunu çözmenin veya bir hedefe ulaşmanın en iyi yolunu belirlemek için sistematik ve objektif bir yöntem sunar. Toyota Kata’da da süreçlerin ve hedeflerin gözlemlenmesi, analiz edilmesi ve ölçümlenmesiyle bilimsel düşünmeyle benzer bir odaklanma vardır.
  2. Gerçek Veri Kullanımı: Bilimsel düşünme, kararları gerçek ve somut verilere dayandırmayı gerektirir. Toyota Kata’da da süreç iyileştirmesi ve sorun çözme süreçlerinde gerçek verilerin kullanılması önemlidir. Ekip, mevcut durumu gerçekçi bir şekilde anlamak ve ilerlemeyi objektif bir şekilde değerlendirmek için nicel ve nitel verileri analiz eder.
  3. Deney ve Öğrenme: Bilimsel düşünme, deney yapmayı ve sonuçları analiz etmeyi içerir. Toyota Kata’da da “Yürütme ve deneme” adımı bulunur, bu adımda önceden tasarlanmış planlar uygulanır ve elde edilen sonuçlar değerlendirilir. Bu süreçte, olumlu sonuçlar güçlendirilirken, hedeflere ulaşmak için daha iyi yöntemler keşfedilir.
  4. Sürekli İyileştirme: Hem bilimsel düşünme hem de Toyota Kata, sürekli iyileştirme kültürünü teşvik eder. Bilimsel düşünce, mevcut bilgilerin sürekli olarak sorgulanması ve geliştirilmesiyle ilgilenirken, Toyota Kata, günlük çalışmaların sürekli olarak küçük adımlarla iyileştirilmesini teşvik eder. Bu sürekli iyileştirme döngüsü sayesinde iş süreçleri ve sonuçlar sürekli olarak geliştirilir.
  5. Kaizen (Daimi İyileştirme): Toyota Kata, Japonca’da “kaizen” olarak bilinen daimi iyileştirmeyi vurgular. Bilimsel düşünme, sürekli öğrenmeyi ve bilgi birikimini destekleyerek kaizen’in temelini oluşturur. İş süreçlerinin ve sonuçlarının bilimsel bir yaklaşımla değerlendirilmesi, sürekli olarak küçük iyileştirmelerin yapılmasını sağlar.

Sonuç olarak, Toyota Kata, bilimsel düşünmeyi süreç iyileştirmesi ve sorun çözme süreçlerinde temel bir yaklaşım olarak benimser. Bu iki kavram birlikte çalışarak, veriye dayalı kararlar almayı, deneyler yapmayı, sürekli iyileştirme kültürünü teşvik etmeyi ve hedeflere daha etkili bir şekilde ulaşmayı sağlar.

TOYOTA KATA ile ilgili bir çok bilgiye Mike Rother’in kitaplarından edinebilirsiniz. Toyota KATA, bilimsel düşünmeye dayalıdır ve sürekli deney yapmayı, verilere dayalı kararlar almaya odaklanır.

Gelin size Görsel Disiplinin ilk adımı olan Parça Bilgi akış şemasından 2 örnek paylaşayım izninizle. Bu ilk örnek mevcut durumun incelenmesidir.

İkinci örnek ise geliştirilmesi gereken ideal durumu gösteriyor.

Şirketinizde sürdürülebilir başarıya giden yol HOSHIN KANRI’ den geçer.

Sevgiyle kalın.

TERZİ

Terzi İrfan abi vardı komşumuz. Bursa’nın en ünlü terzisiydi. Neredeyse Bursa’nın tüm takım elbiseleri onun elinden çıkmıştı. Atatürk caddesine paralel bir sokaktaydı dükkanı. Başak caddesinde de bir kadın terzisi vardı, Bursa’nın hanımefendilerini giydiren. İlk takım elbisemi de İrfan abi dikmişti. Bir gün yanına yaklaştım. İrfan abi, “Terzi söküğünü dikemez.” diyorlar. Sen terzi değil misin neden kendi söküğünü dikemiyorsun diye sormuştum. Gülümsedi, sökük bir yerim mi var dedi. Aslında yoktu. O bir deyim diye devam etti büyüyünce anlamını daha iyi kavrarsın. Bilişsel bir olguyu ifade ettiğini çok sonraları anladım.

Terzilik çok kolay yapılabilen bir iş kolu değildi. Bir yerde onlar sanatçı ruhlu insanlardı. Diğer nokta da çok uzun ve zorlu bir yoldan sonra edindikleri tecrübeyi işine yansıtabilenler ancak başarılı oluyorlardı. Çıraklık, kalfalık ve ustalık puanları olan bir iş kolu. Burada Türkiye’nin tüm terzilerine selam ve saygılarımı gönderiyorum. Okudukça ve yeni yeni konular öğrendikçe bu bilişsel olguyu dünyanın “Solomon’s Paradox” olarak tanımladığını öğrendim. Zaman zaman Kral Süleyman ile karıştırılsa da aslında, burada söz edilen paradoks; bir kişinin başkalarının sorunlarını çözmek konusunda bilge ve akıllı olabileceği halde kendi sorunlarını çözmekte zorluk çekmesini ifade eder. Yani, bir kişi başkalarının yaşadığı zorlukları ve sorunları çözebilirken, aynı bilgelik ve mantıkla kendi kişisel sorunlarını çözememesi durumunda bu paradoks ortaya çıkar.

Farklı meslek grupları, iş kolları içinde bu örnekleri çoğaltabiliriz. Örneğin ilişki danışmanlığı yapan ve çok başarılı olan insanların bir bölümünün kendi ilişkilerinde başarısız olması gibi. Finans danışmanlığı yapıp insanlara çok kazandıran birinin meteliğe kurşun atması gibi. Yada kanserden kaybettiğim doktor arkadaşım gibi. Salgında kaybettiğimiz bir çok sağlık çalışanı geldi aklıma birden. Üzüldüm! Fedakarca çare olmaya çalışırken çaresiz kaldılar. İnsanların başkalarına nesnel ve mantıklı tavsiyeler verebilirken, kendi iç dünyalarında duygusal, karar verme veya çözümleme becerilerinde eksiklik yaşayabileceğini gösterir. Bu paradoks, insan psikolojisi ve bilişsel işleyişin karmaşıklığını yansıtır ve insanların başkalarına verdikleri fikirleri ve tavsiyeleri kendilerine uygulamada zorlandığını gösterir. Bu paradoks ile başa çıkabilmeniz için sizlere verebileceğim öneriler ;

  1. FARKINDALIK YARATIN : Duygusal, bilişsel ve davranışsal zorluklarınızın farkına varmak önemlidir. Kendinizi gözlemleyin ve kendi düşünceleriniz, hisleriniz ve davranışlarınız hakkında derinlemesine bir farkındalık yaratın.
  2. TAVSİYE MATRİSİ OLUŞTURUN : Bir pano yada tabloyu satır ve sütunlara bölün. Her sütunun başına başkalarına verdiğiniz tavsiyeleri yazın. Her satırın başına da farkındalık yaratarak keşfettiğiniz problem ve zorluklarını. Sonra bunları eşleştirin ve önem sırasına göre önceliklendirin. Sorunlarınıza objektif bir perspektiften yaklaşarak bunu yapın.
  3. DESTEK ALIN : Sakın unutmayın, üçüncü bir göz her zaman sizin iç dünyanızın analizini daha hızlı yapabilir. Tıpkı sizin yaptığınız gibi. Çözümlere hızla ulaşmanızda da yardımcı olacaktır. Bu destek şirket/aile içi mi yoksa dışı mı olmalı sorusu geliyor. Öyle durumlar oluyor ki, şirket/aile çaresiz kalabiliyor. Tabii ki öncelik şirket/aile içi olmalı.
  4. EMPATİNİZİ GELİŞTİRİN : Sabırlı olmayı, hatalarınızdan öğrenmeyi ve hatalarınızı büyüme, gelişme fırsatına çevirmeyi öğrenin. Sizin için empatinin karşılığı bu olmalı.
  5. DUYGUSAL ZEKANIZA ODAKLANIN : Kendinizi daha iyi anlamak, duygusal zekanızı artırmak, stres yönetimi becerilerinizi geliştirmek ve karar verme sürecinizi iyileştirmek gibi alanlarda çalışın. Bu, başkalarının sorunlarını çözerken kendi sorunlarınızı da daha etkili bir şekilde ele almanıza yardımcı olabilir. Özellikle duygusal zekanızı geliştirmenin yollarını arayın bulun ve uygulayın.

Bu paradoksun aşılması için üretim firmaları aşağıdaki adımları takip edebilir:

  1. İç süreçlerin analizi: Firmalar, üretim süreçlerini, stok yönetimini, tedarik zincirini ve diğer operasyonel faaliyetleri detaylı bir şekilde analiz etmelidir. Sorunlu alanları belirlemek ve iyileştirme için odak noktaları belirlemek önemlidir.
  2. Verimlilik artırma: Verimliliği artırmak için iş süreçlerini optimize etmek, otomasyonu kullanmak, hataları azaltmak ve kaynakları etkin bir şekilde yönetmek gereklidir. Verimlilik artırma çabaları, iç süreçlerdeki aksaklıkları gidermeye yardımcı olabilir.
  3. İşbirliği ve iletişim: Farklı departmanlar arasında işbirliği ve iletişim sağlamak, iç süreçlerin daha iyi koordinasyonunu ve entegrasyonunu sağlar. İşletmenin farklı bölümleri arasında veri ve bilgi paylaşımını teşvik etmek, etkin kararlar almayı ve iş süreçlerini iyileştirmeyi kolaylaştırır.
  4. Sürekli iyileştirme: İyileştirme çabalarını sürekli hale getirmek önemlidir. Firma, sürekli olarak iş süreçlerini izlemeli, performansı ölçmeli ve geri bildirimleri kullanarak sürekli olarak iyileştirmeler yapmalıdır.

Başarıya giden yolda özellikle de şirket vizyon ve misyonunu üstlenenlerin, HOSHIN KANRI yapan liderlerin önündeki en önemli engellerden biri bu paradokstur. Bir diğer engelden de bahsetmeden geçemeyeceğim. Benim Ali Paradoksu olarak tanımladığım durumdan. Her liderin ekibinde bir Ali vardır. Bu Ali çok başarılı bir yılı yada projeyi tamamlamıştır. Bir sonra ki projede ise başarısız olmuştur. Size yapılan geri bildirimde bu başarısızlık vurgulanmıştır. Bu durum siz de Ali’nin bir önceki başarı ile tamamladığı projeye karşı kafanızda soru işareti oluşuyorsa, işte ben bu duruma Ali Paradoksu diyorum. O yüzden sakın geçmişe dönmeyin. Öncelik son projedir. Sırasıyla şu adımları takip edin;

  1. Ali bu projeyi yaparken sizden yeterli desteği aldı mı?
  2. Bu projeyi yapmayı istedi mi?
  3. Gerçekten yapamadı mı?
  4. Yapabilecek beceri ve eğitime sahip değil mi?

Bunları iyi incelemez doğru cevapları bulamazsanız gerçekten uzaklaşır ve sürdürülebilir olmayı başaramazsınız? Sizi gerçeklerden uzak geri bildirimler ile istedikleri gibi yönlendirirler. Dikkatlice ölçüp, biçmeyi unutmayın.

Sevgiyle kalın.

MUNCHAUSEN SENDROMU

#HoshinKanri yazı dizime sizleri şaşırtacak yeni bir başlık ile giriş yapıyorum. Bugüne kadar yazdıklarımdan anlaşılacağı üzere HOSHIN KANRI (Stratejik Yönetim) en tepeden en alta kadar strateji ve hedeflerin tam olarak iletilmesi ve en alttan bu hedef ve planlamalara uyumu gösteren geri bildirimin yapılmasıdır. Odağında insan ve insana saygı olan bu yönetim biçimi bugün artık tüm dünya firmaları tarafından kabul görmüş bir uygulama halini almıştır. 1990 lı yıllardan günümüze Türkiye’nin en büyük Holdinglerinin hepsinde kabul görmüş ve uygulanmaya başlamış ve devam etmektedir. Bu konuda özellikle 2 iş insanının öncülüğünü görüyoruz.

Biri 1996 yılında hain bir suikaste kurban giden rahmetli Özdemir Sabancı. Özellikle Stratejik yönetim anlayışı beni kendisine hayran bırakmıştı. Her zaman kendime örnek aldığım insanlardan biri oldu. Bir diğeri ise iş insanı Jan Nahum. Kendisine hayran bırakan bir çalışkanlığa sahip. Bir o kadar da zeki ve yapıcı biridir. 1996 yılında Sayın Nahum önderliğinde hazırlanmış olan Stratejik Yönetim Planı gerçekten üzerinde büyük emek harcanmış ve beni hayran bırakan bir çalışma.

Konu daha fazla dağılmadan başlığımıza geri dönelim isterseniz. Stratejik yönetimin odağında insan olduğu için özellikle CEO’ları, Yönetim Kurulu Başkanlarını ve Genel Müdürleri, kısaca Stratejik Yönetim Planı yapan insanların önündeki en önemli tehlikelerden biridir. Hatta bugüne baktığımızda Ölümcül üç hatadan biridir diyebilirim. Aslında var olmayan birinin büyük savaşta gösterdiği kahramanlıklardır.  Alman yazar Raspe’nin 1785 yılında yayınladığı Baron Münchausen’in Rusya’daki Muhteşem Seyahatleri ve Mücadelelerinin anlatıldığı kitabında yarattığı kurgusal bir Alman asilzadesi olan Baron Münchausen’den almıştır. Yaşadıklarını çevresine abartılı bir şekilde anlatan Münchausen, kendini yaşananların merkezine koyan tavrıyla kısa sürede tüm hikâyelerinin yayılmasını sağladı. Birçok insan aslında kendini buldu bu hikayelerde. Olmak istedikleri kişiyi buldular. Bugün cemaat ve tarikatların peşinden koşanlarda onlara anlatılan hikayelerde kendini buluyor. Sendromun isim babası ise John Asher’ dır. 1951 yılında hastane hastane dolaşıp gereksiz yere tedavi almak isteyen bir grup için kullanmıştır Müchausen By Proxy (MBP) sendromunu.

Bir yerde yalancı mağduriyet yaratanların ne olarak tanımıdır MBP ve ciddi bir hastalıktır. Özellikle 20. yüzyıl ile birlikte bu hastalık bazı annelerde ve çocuk bakıcılarında görünür hale gelmiştir. Tedavisi ciddi zor ve uzun bir süreçtir. Bizi ilgilendiren kısmı şirketler de, özellikle de tek adam tarafından yönetilen (yönetildiği sanılan) kurumlarda oluşan etkisidir. Bir yönetici için en tehlikeli geri bildirim, yanıltıcı ve gerçekten uzak olanlardır. Birçok firmada siz problem çözmeye odaklandığınız da, kendine problem yaratıp çözdüğünü iddia edenler ile karşılaşırsınız. Bu durum da sizi gerçek problemlerden uzaklaştırır. İşte bu insanları ben Münchausen Sendromundaki kişiler olarak tanımlıyorum. Birçoğunuz onları yalaka olarak tanımlasa da, tıbbi bilimsel tanımı Münchausen Sendromu. Stratejik yönetimi hedefleyen bir şirket sahibinin, genel müdürün etrafındaki yalancı çobanlar, her şeyi kendilerinin yaptığı, tüm problemleri kendilerinin çözdüğünü iddia eden balon kahramanlardır. Şirketler için çok tehlikelidirler. Tabii ki, gruplar, holdingler, belediyeler ve hatta ülkeyi yönetenlerin önündeki en büyük tehlike budur. Liyakatsiz insanları belirli konuma gelmeleri.

Yeri gelmişken bir anımı paylaşayım sizler ile. Ben çalıştığım her firmada insan odaklı oldum. Bu yüzden aklıma gelen iyileştirme, geliştirme fikirlerini çalışanlar ile paylaşıp onların bu şekilde eğitimlerine, kendilerine güven kazanmalarına, motivasyonlarına yardımcı olduğumu düşünüyorum. Bir bölümde yaptığım gözlemler sonrasında, Takım Liderine bir ödev verdim.- Önce yapabilir misin? Diye sorup onun teyidini aldıktan sonra tabii ki. 2 hafta süren var deyip yanından ayrıldım. Tam 3. haftanın ilk günü yanlarına gittim. Tüm süreci aslında yakından gözlemledim ama hiç karışmadım. Umutsuzluğa hiç kapılmadılar ve şartları zorladılar. Son gün başardılar. Büyük başarıydı. Kimse onlara inanmıyordu. Başta da o bölümün şefi inanmıyordu. Bana sunum yapmak için de hazırlık yapmışlardı. Yanlarına gidince, benim geldiğimi gören şef arkadaş koşa koşa geldi. Daha karşıdan “Ben yaptım. Ben yaptım.” diye seslenerek. Oysa hiç inanmadığını ve uzak durduğunu gözlerimle görmüştüm. Hiç reaksiyon göstermeden, “Peki anlat bakalım.” dedim. Başladı anlatmaya daha 3. cümlesinde, “Pardon araya giriyorum ama bir soru sorabilir miyim?” dedim ve son derece basit ama sadece uğraşan birinin cevap verebileceği soru karşısında duraksadı ve sustu. Teşekkür ederek takım liderini çağırdım ve ondan anlatmasını istedim. Hiç takılmadan tüm sorulara da cevap vererek anlattı. Burada şef pozisyonunda yer alan arkadaş aslında bire bir Münchausen Sendromunun bire bir örneğidir.

Bu sendroma sahip kişileri doğru tespit ederseniz, onlar ile yollarınızı ayırmak yerine farkındalık yaratıp tedavi olmalarına ve bu hastalıktan kurtulmalarına yardımcı olabilirsiniz. Bunun en kolay yolu ise şirket için terfi kriterlerinde yatar. Benim nacizane tavsiyem şirket içi terfi de bir üst pozisyonun kabulüdür. Yani bir takım lideri şef pozisyonuna aday gösteriliyorsa, şirketteki tüm şeflerden (Bölüm ayırmaksızın) uygunluk ve olur alması gerekir. Benim terfi kriterimde;

Takım Lideri – Şef (Grup Lider) : En az 3 farklı takımı başarı ile yönetmiş olmak, son 3 sene minumum 2 A bir B performans almak.

Şef – Müdür : En az 3 farklı bölümde şeflik yapmış olmak ve hepsinde A performansa layık görülmek, 3 sene minumum 2 A bir B performans almak.

Terfi edemeyen ama gelişime açık ve öğrenme istekli olanları oryantasyona tabii tutarak gelişimine yardımcı olmak. Bazen başarılı olsa da öğrense ve gelişse de pozisyon olmadığı için yükselemeyenlere Kıdemli Şef, Kıdemli Müdür ünvanı verirdim. Bir yerde çabalarını ödüllendirmek ve onları gururlandırmak için.

Sevgiyle kalın ve Münchausen Sendromundan uzak bir iş hayatınız olsun…