Yönetimin Görünmeyen Maliyeti | 2. Bölüm
Bir fabrikada üretim kapasitesi yetersiz kaldığında ilk akla gelen çözümlerden biri yeni makine yatırımıdır. Siparişler artmıştır, teslimatlar gecikmektedir, mevcut makineler yoğun çalışmaktadır. Üretim bölümünden gelen raporlar da kapasite ihtiyacına işaret ediyordur.
Böyle bir durumda yatırım süreci başlar. Teknik ekip ihtiyaç duyulan makinenin özelliklerini belirler, satın alma teklifleri toplar, finans bölümü yatırımın geri dönüşünü hesaplar. Sonunda yönetime kapsamlı bir yatırım dosyası sunulur.
Makinenin hızı, kapasitesi, enerji tüketimi, sağlayacağı işçilik tasarrufu ve amortisman süresi hesaplanmıştır. Kâğıt üzerinde her şey mantıklı görünür.
Ancak benim bu tür yatırım kararlarında önemli bulduğum bir soru var:
Gerçekten yeni bir makineye mi ihtiyacımız var, yoksa mevcut makinelerimizden yeterince değer üretemiyor muyuz?
Bu iki durum birbirine benzese de çözümleri ve maliyetleri farklıdır.
Elbette yeni makine yatırımlarına karşı değilim. Üretimde teknoloji yenilemenin, otomasyonun ve kapasite artışının ne kadar önemli olduğunu biliyorum. Ancak yatırım kararının sağlam bir üretim analizi üzerine kurulması gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü bazen kapasite yetersizliği olarak gördüğümüz sorun, makine eksikliğinden değil; üretim planlamasından, darboğazlardan, arızalardan veya mevcut kaynakların doğru yönetilememesinden kaynaklanır.
Serimizin ilk yazısında, verimlilik kaybının üretim sahasında görülebileceğini ancak bu kaybın nedeninin yönetim kararlarında olabileceğini ele almıştık.
Bu bölümde aynı konunun yatırım kararlarına ve şirket sermayesine yansıyan tarafını değerlendirmek istiyorum.
1. Daha hızlı makine, her zaman daha fazla üretim demek değildir
Konuyu basit bir örnekle açıklayalım.
Birbirine bağlı üç makineden oluşan bir üretim hattımız olduğunu düşünelim.
- Birinci makine: Saatte 100 parça
- İkinci makine: Saatte 60 parça
- Üçüncü makine: Saatte 90 parça
Üretimi artırmak amacıyla birinci makinenin yerine saatte 150 parça üretebilen yeni bir makine aldığımızı varsayalım.
Böylece birinci işlemin teorik kapasitesini %50 artırmış oluruz.
Peki hattın toplam üretim kapasitesi ne kadar artar?
Hiç artmaz.
Çünkü hattın kapasitesini belirleyen unsur hâlâ saatte 60 parça üretebilen ikinci makinedir.
Birinci makineyi hızlandırmak, ikinci makinenin önünde daha fazla yarı mamul birikmesine neden olabilir. Ara stoklarımız yükselir, malzeme hareketleri artar ve üretim akışını yönetmek zorlaşır.
Hatta ürünün fabrikada geçirdiği toplam süre uzayabilir.
Sonuçta yeni makinemiz kendi performans göstergelerinde başarılı görünürken, fabrikanın toplam üretimi aynı seviyede kalabilir.
Bu örnek, Eliyahu M. Goldratt’ın Kısıtlar Teorisi’nde üzerinde durduğu temel yaklaşımla örtüşüyor: Bir sistemin toplam performansını, tek tek makinelerin hızından çok, sistemin akışını sınırlayan kısıt belirler.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, makine verimliliği ile sistem verimliliğinin aynı şey olmadığıdır.
Bir makinenin daha hızlı çalışması elbette teknik bir kazanımdır. Ancak bu hız artışı satılabilir ürün miktarına, teslimat performansına veya ekonomik sonuca yansımıyorsa, yatırımın beklenen katkısı gerçekleşmeyebilir.
Bu nedenle yeni makine yatırımında yalnızca makinenin kapasitesine bakılmasını yeterli bulmuyorum.
Asıl bakılması gereken, yatırımın fabrikanın toplam çıktısını ne kadar artıracağıdır.
2. Toyota’nın yaklaşımı: Önce mevcut kapasiteyi değerlendirmek
Bu konuda Toyota’nın geçmişte uyguladığı yaklaşımın önemli bir örnek olduğunu düşünüyorum.
Toyota, 26 Mart 2015 tarihinde yayımladığı ilerleme raporunda, mevcut üretim tesislerinin kullanımını iyileştirmeye yönelik çalışmalarını ve elde ettiği sonuçları açıkladı.
Şirketin paylaştığı verilere göre küresel üretim hatlarının kullanım oranı, 2009 yılındaki yaklaşık %70 seviyesinden 2015 yılında %90’ın üzerine çıkmıştı.
Bu artışı yalnızca makineleri daha hızlı çalıştırarak sağlamaya çalışmadılar.
Farklı araç modellerinin aynı üretim hatlarında üretilebilmesine, tesisler arasındaki kapasite dağılımının dengelenmesine ve üretim sisteminin daha esnek kullanılmasına odaklandılar.
Toyota aynı dönemde, yeni modeller için üretim hatlarını hazırlama yatırımlarını 2008 seviyesine göre yaklaşık %50 azaltmayı hedeflediğini de açıkladı. Yeni fabrikaların başlangıç yatırımlarında ise yaklaşık %40 tasarruf sağlayabilecek tasarımlar üzerinde çalıştığını duyurdu.
Burada rakamları doğru değerlendirmek gerekiyor. Bu iki tasarruf oranı, o tarihte açıklanan hedef ve beklentilerdi; gerçekleşmiş sonuçlar olarak kabul edilmemeli.
Benim bu örnekte üzerinde durduğum konu, Toyota’nın büyüme ihtiyacını yalnızca yeni fabrika ve yeni makine yatırımları üzerinden değerlendirmemiş olmasıdır.
Şirket mevcut kapasitenin nasıl daha etkili kullanılabileceğini de araştırdı. Üstelik bu yaklaşım yeni yatırımlardan tamamen vazgeçmek anlamına gelmiyordu. Toyota, aynı yıl yeni üretim yatırımları da açıkladı.
Buradan kendi sanayimiz açısından çıkarabileceğimiz önemli bir ders var.
Bir fabrikada kapasite yetersizliği yaşandığında, önce bunun nedenini doğru tanımlamamız gerekiyor.
Mevcut makinelerimiz gerçekten talebi karşılayamayacak durumda mı? Yoksa uzun hazırlık süreleri, beklemeler, plansız duruşlar, kalite kayıpları ve dengesiz üretim akışı nedeniyle kapasitemizin bir bölümünü kullanamıyor muyuz?
Bu soruların cevapları yatırım kararını değiştirebilir.
Elbette Toyota’nın açıkladığı hat kullanım oranları tek başına şirketin ekonomik verimliliğini veya kârlılığını kanıtlamaz. Ürün çeşitliliği, talep koşulları ve maliyet yapısı da değerlendirilmelidir.
Ancak yönetim açısından verilen mesaj açık:
Yeni kapasiteye yatırım yapmadan önce mevcut kapasitenin ne kadarını ve nasıl kullandığımızı bilmeliyiz.
3. Siemens örneği: Satın alınmasına gerek kalmayan üretim hattı
Benzer bir yaklaşımı Siemens’in Almanya’daki Karlsruhe elektronik üretim tesisinde de görüyoruz.
Tesiste farklı elektronik ürünler üretiliyordu ve ürünlerin işlem süreleri birbirinden farklılık gösteriyordu. Bu durum üretim hattının dengelenmesini zorlaştırıyordu.
Özellikle seçici lehimleme işleminin yapıldığı hatta kapasite sınırına ulaşılmıştı.
İlk değerlendirmelerde yeni bir üretim hattına ihtiyaç olduğu düşünülüyordu.
Ancak Siemens ekibi doğrudan yatırım yapmak yerine mevcut üretim akışını ayrıntılı biçimde analiz etmeyi tercih etti.
Üretim sistemi bilgisayar ortamında modellendi. Ürünlerin üretim sıraları, işlem süreleri ve hattın farklı koşullardaki davranışları benzetim teknolojisiyle incelendi.
Farklı üretim senaryoları değerlendirildi ve mevcut hattın daha dengeli çalışmasını sağlayacak düzenlemeler belirlendi.
Sonuçta üretim akışında yapılan iyileştirmelerle hattın çıktısı artırıldı. Böylece altı haneli avro tutarında maliyeti olabilecek yeni bir üretim hattına ihtiyaç kalmadı.
Siemens Digital Industries Software tarafından yayımlanan vaka çalışmasına göre bu yaklaşım, yeni üretim hatlarının tasarım süresinin yaklaşık üç aydan üç haftaya indirilmesine de katkı sağladı.
Bu örnek benim için iki açıdan önemli.
Birincisi, kapasite problemi her zaman yeni ekipman alımını gerektirmeyebilir. Bazen mevcut hattın çalışma biçimini değiştirmek yeterli olabilir.
İkincisi, dijital teknolojilerin değeri yalnızca üretimi otomatikleştirmelerinde değil, daha doğru kararlar alınmasını sağlamalarında da ortaya çıkar.
Siemens burada teknolojiyi yeni bir makine yatırımını haklı çıkarmak için değil, yatırımın gerçekten gerekli olup olmadığını anlamak için kullandı.
Tabii, bu vaka çalışmasının Siemens tarafından yayımlandığını ve aynı sonucun her fabrikada elde edileceğini söyleyemeyeceğimizi de belirtmek gerekir.
Yine de ortaya koyduğu yaklaşımı değerli buluyorum.
Bazen bir işletmenin elde edeceği en önemli ekonomik kazanım, satın aldığı makineden değil, doğru analiz sayesinde satın almak zorunda kalmadığı makineden gelir.
Bu düşünce teknolojiye karşı olmak anlamına gelmiyor. Aksine, teknolojiyi ekonomik değer yaratacak şekilde kullanmayı gerektiriyor.
Serimizin bir sonraki bölümünde dijitalleşmeyi ele alırken bu konuya yeniden değineceğim.
4. Yeni makine ne zaman doğru yatırımdır?
Toyota ve Siemens örneklerinde farklı ölçeklerde ve farklı yöntemlerle aynı temel anlayışı görüyoruz.
Önce mevcut üretim sisteminin potansiyeli araştırılıyor, ardından yeni kapasite ihtiyacı değerlendiriliyor.
Ancak buradan her kapasite sorununun mevcut makinelerle çözülebileceği sonucu çıkarılmamalı.
Bazen yeni makine yatırımı kaçınılmazdır ve ekonomik açıdan en doğru seçenektir.
Mevcut ekipmanın bakım maliyetleri yükselmiş olabilir. Eski teknoloji kalite problemlerine neden olabilir. İş güvenliği açısından yeni ekipmana ihtiyaç duyulabilir. Enerji tüketimindeki fark, yatırımı ekonomik olarak anlamlı hâle getirebilir.
Benzer şekilde, talep artışı mevcut üretim sisteminin ulaşabileceği gerçek kapasiteyi aşmış olabilir.
Özellikle üretimin gerçek darboğazını oluşturan bir makinenin yenilenmesi, fabrikanın toplam çıktısını önemli ölçüde artırabilir.
Burada belirleyici olan, yatırımın doğru probleme çözüm getirip getirmediğidir.
Ben yeni makine yatırımını değerlendirirken yalnızca teknik özelliklere değil, makinenin üretim sisteminin tamamına sağlayacağı katkıya bakılması gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü bir fabrikanın ihtiyacı her zaman daha hızlı makine değildir.
Bazen daha iyi planlama, daha kısa hazırlık süresi, daha güçlü bakım sistemi veya daha dengeli üretim akışı.
Yeni makine, sorunu anlamadan başvurulan ilk çözüm değil; sorunu anladıktan sonra verilen bilinçli bir yatırım kararı olmalıdır.
5. Türkiye sanayisinde sermayeyi doğru yere bağlamak
Konunun Türkiye’deki sanayi işletmeleri açısından önemli bir başka yönü daha var: sermayenin doğru kullanılması.
Bir makinenin gerçek yatırım maliyeti yalnızca satın alma bedelinden oluşmaz.
Nakliye, kurulum, altyapı, eğitim, bakım ve finansman maliyetlerini de hesaba katmak gerekir. Ayrıca yeni makinenin çalışabilmesi için ilave işletme sermayesine ihtiyaç duyulabilir.
Dolayısıyla yeni makine kararı, şirketin yalnızca bugünkü bütçesini değil, gelecekteki nakit akışını ve yatırım yapabilme gücünü de etkiler.
Eğer alınan makine beklenen ekonomik katkıyı sağlayamazsa, şirket yalnızca yatırım bedelinin karşılığını alamamakla kalmaz; aynı sermayeyi başka alanlarda kullanma fırsatını da kaybeder.
Belki daha düşük maliyetli bir düzenlemeyle gerçek darboğaz ortadan kaldırılabilecekti.
Belki üretim hazırlık sürelerinin kısaltılması, bakım sisteminin güçlendirilmesi veya kalite kayıplarının azaltılması daha yüksek getiri sağlayacaktı.
Belki de çalışanların teknik yetkinliklerine yapılacak yatırım mevcut makinelerden daha fazla verim alınmasını sağlayacaktı.
Bunların hepsi yatırım öncesinde değerlendirilmesi gereken seçeneklerdir.
Çünkü fabrikaya yeni bir makine girdiğinde muhasebe kayıtlarında duran varlık artar. Teknik kapasite raporlarında da iyileşme görülebilir.
Ancak bunun şirketin toplam üretimine, satışlarına ve nakit akışına aynı ölçüde yansıyacağı garanti değildir.
Özellikle finansman maliyetlerinin yüksek, talebin belirsiz olduğu koşullarda bu ayrım daha da önem kazanır.
Benim üzerinde durduğum nokta şu:
İyi bir yatırım kararı, yalnızca harcanacak paranın geri dönüşünü değil, aynı paranın başka nerede daha fazla değer üretebileceğini de dikkate almalıdır.
Sermaye sınırlıdır. Bu nedenle onu doğru yere yönlendirmek, üretim yönetimi kadar stratejik yönetimin de sorumluluğudur.
6. Bir yatırım dosyasında görmek istediğim üç temel kanıt
Bir genel müdürün önüne yeni bir makine yatırım dosyası geldiğini düşünelim.
Makine mevcut ekipmandan %40 daha hızlı çalışıyor. Enerji tüketimi daha düşük. Operatör ihtiyacını azaltıyor. Hesaplanan geri dönüş süresi de kabul edilebilir seviyede.
İlk bakışta mantıklı bir yatırım gibi görünüyor.
Ancak ben böyle bir dosyada, teknik ve finansal hesapların yanında üç temel konunun da açıklığa kavuşturulmasını önemli buluyorum.
Birincisi: Gerçek darboğaz nerede?
Yeni makinenin hangi üretim problemini çözeceği net biçimde ortaya konulmalı.
Üretim hattının toplam çıktısını sınırlayan işlem gerçekten bu makine mi?
Makinenin kapasitesi artırıldığında, hattın diğer bölümleri bu artışı karşılayabilecek mi?
Yoksa bir noktadaki kapasiteyi artırırken darboğazı başka bir noktaya mı taşıyacağız?
Üretim sisteminin tamamı değerlendirilmeden yapılan kapasite hesabı eksik kalabilir.
İkincisi: Makine almadan neleri iyileştirebiliriz?
Yatırım kararı verilmeden önce mevcut kayıpların ölçülmesi gerekir.
Plansız duruşlar, hazırlık ve değişim süreleri, kalite problemleri, malzeme beklemeleri ve üretim planındaki aksaklıklar yeterince incelendi mi?
Mevcut ekipmanın gerçek performansı biliniyor mu?
Daha düşük maliyetli alternatifler araştırıldı mı?
Her sorunun yatırımsız çözülebileceğini düşünmüyorum. Ancak alternatifleri değerlendirmeden doğrudan yeni makineye yönelmek de doğru değil.
Üçüncüsü: Yatırım şirketin ekonomik sonucunu nasıl değiştirecek?
Yeni makinenin teknik kapasitesi kadar bu kapasitenin ne kadarının satılabilir ürüne dönüşeceği de önemlidir.
Talep yeterli mi? Stoklar ve teslimat süreleri nasıl etkilenecek? İşletme sermayesi ihtiyacı artacak mı? Nakit akışına beklenen katkı ne olacak?
Talebin planlananın altında kalması durumunda yatırımın ekonomik sonucu da değerlendirilmelidir.
Bir diğer önemli soru ise aynı sermayenin başka bir iyileştirme alanında daha yüksek getiri sağlayıp sağlamayacağıdır.
Bana göre bu üç konu açıklığa kavuşturulmadan hazırlanan yatırım dosyası, teknik açıdan güçlü olsa bile yönetim açısından eksik kalır.
Çünkü üst yönetimin sorumluluğu yalnızca doğru makineyi seçmek değil, şirket kaynaklarını en yüksek ekonomik değeri oluşturacak şekilde kullanmaktır.
7. Fabrikadaki makineler geçmiş yatırım kararlarının sonucudur
Bir fabrikayı değerlendirirken genellikle makine parkına, otomasyon seviyesine, kullanılan teknolojiye ve üretim kapasitesine bakarız.
Bunların hepsi önemlidir. Ancak ben bu değerlendirmeye bir unsurun daha eklenmesi gerektiğini düşünüyorum: O makinelerin hangi ihtiyaçlara ve hangi karar süreçlerine dayanılarak satın alındığı.
Çünkü fabrikadaki her makine geçmişte verilmiş bir yatırım kararının sonucudur.
Birileri ihtiyacı belirlemiş, kapasite hesabı yapmış, finansman koşullarını değerlendirmiş ve sonunda yatırım kararını onaylamıştır.
Bazı makineler işletmenin büyümesine, kalitesine, teslimat performansına ve rekabet gücüne önemli katkılar sağlamıştır.
Bazıları ise belki de üretim sistemindeki asıl problem yeterince anlaşılmadan satın alınmıştır.
İki makine aynı teknolojiye, aynı kapasiteye ve benzer yatırım bedeline sahip olabilir. Buna rağmen, şirketlerine sağladıkları ekonomik katkı çok farklı olabilir.
Bu nedenle bir fabrikanın gelişmişliğini yalnızca makinelerinin yeniliğiyle ölçmeyi doğru bulmuyorum.
Makine parkının teknolojik seviyesi kadar, bu makinelerin ne kadar doğru yönetildiği de önemlidir.
Üretim sistemi iyi planlanmıyorsa, kayıplar ölçülmüyorsa ve kaynaklar doğru kullanılmıyorsa, son teknoloji makinelerle de düşük verimlilikte çalışmak mümkündür.
Modern bir makine parkına sahip olmak, tek başına modern bir yönetim anlayışına sahip olunduğunu göstermez.
Asıl fark, sahip olunan teknolojinin ekonomik değere ne ölçüde dönüştürülebildiğinde ortaya çıkar.
Son söz: Yatırımın büyüklüğü değil, sağladığı değer önemlidir
Türkiye sanayisinin yeni makinelere, otomasyona, dijitalleşmeye ve ileri üretim teknolojilerine ihtiyacı olduğu açık.
Rekabet gücünü korumak ve geliştirmek için doğru yatırımları yapmak zorundayız.
Ancak burada unutmamamız gereken bir ayrım var.
Daha fazla teknolojiye sahip olmak ile mevcut teknolojiden daha fazla değer üretmek aynı şey değil.
Bir fabrikanın kapasite problemi bazen gerçekten makine eksikliğinden kaynaklanır. Bazen de mevcut kapasitenin planlanma ve kullanılma biçiminden.
Bu iki durumu doğru ayırt edebilirsek, hem daha isabetli yatırımlar yapabiliriz hem de şirketin sınırlı sermayesini daha etkili kullanabiliriz.
Benim bu yazıyla vurgulamak istediğim konu, yeni makine yatırımlarını azaltmak değil; yatırımların gerekçesini daha sağlam bir analize dayandırmak.
Çünkü makine satın almak bir yatırım kararıdır. O makineden sürdürülebilir ekonomik değer üretmek ise yönetim becerisi gerektirir.
Yazıyı, yatırım kararı veren bütün yöneticilerin üzerinde düşünmesinin faydalı olacağı bir soruyla bitirmek istiyorum:
Yarın fabrikamıza milyonlarca liralık yeni bir makine almayı planlıyorsak, bugün elimizde bulunan makinelerden neden beklediğimiz kadar değer üretemediğimizi gerçekten biliyor muyuz?
Bu soruya net cevap verebiliyorsak, yeni yatırımın gerekliliğini de daha sağlıklı değerlendirebiliriz.
Cevap veremiyorsak, belki de ilk yapmamız gereken yeni bir makine seçmek değil, mevcut üretim sistemimizi daha iyi anlamaktır.
Gelecek bölüm
Yönetimin Görünmeyen Maliyeti | 3. Bölüm
Dijitalleşmek, Verimli Olmak Değildir.
Bir fabrikaya yeni yazılımlar, sensörler ve dijital izleme sistemleri kurmak, o fabrikanın daha verimli yönetildiği anlamına gelir mi?
Yoksa bazen mevcut verimsizlikleri yalnızca daha ayrıntılı ve daha maliyetli biçimde mi izlemeye başlarız?
Gelecek yazıda dijitalleşme yatırımlarını bu açıdan değerlendireceğiz.
Kaynakça ve doğrulama notları
- Toyota Motor Corporation (26 Mart 2015). Making Ever-better Cars: A Progress Report. Mevcut üretim tesislerinin geliştirilmesi, küresel hat kullanım oranları ve yatırım maliyetlerini azaltmaya yönelik hedefler.
- Toyota Motor Corporation (15 Nisan 2015). Toyota Invests in Competitive Plants. Mevcut kapasitenin değerlendirilmesi, yeni üretim yatırımları ve başlangıç maliyetlerini düşürmeye yönelik yaklaşım.
- Siemens Digital Industries Software. Electronics Manufacturer Controls Its Production with Plant Simulation. Karlsruhe elektronik üretim tesisinde üretim akışının benzetim yoluyla iyileştirilmesi, yeni hat yatırımından kaçınılması ve tasarım sürelerinin kısaltılması.
- Eliyahu M. Goldratt ve Jeff Cox (1984). The Goal. Kısıtlar Teorisi, darboğaz yönetimi ve sistemin toplam performansına odaklanan temel eser.
Editoryal doğrulama notu: Üç makineli üretim hattı örneği varsayımsaldır. Toyota’nın 2015 yılında açıkladığı kullanım oranları tarihsel verilerdir ve güncel performansı temsil etmez. Toyota’nın yatırım maliyetlerini azaltmaya yönelik oranları, o dönemde açıklanmış hedeflerdir. Siemens örneği şirketin yayımladığı vaka çalışmasına dayanmaktadır; sonuçları bağımsız olarak doğrulanmış veya bütün fabrikalara genellenebilir bulgular olarak sunulmamıştır.

Bir Cevap Yazın